18 Şubat 2015 Çarşamba

Ivan Sergeyeviç Turgenyev


Rus yazın tarihinde büyük bir yere sahip olan İvan Sergeyeviç Turgenyev, 9 Kasım 1918’de Orel’de dünyaya gelir. Rus İmparatorluğunun hâkim olduğu o günlerde Turgenyev’in babası bir süvari albayıdır. Annesi ise oldukça varlıklı bir aileden gelmektedir. Turgenyev’in annesi o yıllarda toprak kölelerini kırbaçlattıracak kadar sert acımasız bir yapıya sahiptir. Annesinin köleleri bu şekilde cezalandırması Turgenyev’i büyük oranda etkileyecektir. Bu durum onun hem edebi kişiliğinin oluşmasını hem de politik görüşlerinin temellini etkileyecektir.
Üniversiteye kadar çeşitli özel okullarda eğitim alan Turgenyev, Moskova ve Petersburg’da felsefe eğitimi alır. Ardından Almanya’ya giderek Berlin Üniversitesi’nde çalışmayalar yapmaya başlayan Turgenyev, dört yıl süreyle burada Yunanca ve Latince öğrenir. Bunun yanı sıra tarih ve klasik filoloji alanında çalışmalar yaparak kendini büyük oranda geliştirir. Daha sonra Rusya’ya döner ve Petersburg Üniversitesi’nin profesörlük sınavını kazanarak profesör unvanını kazanır. 1842 yılında Rus edebiyat eleştirmeni Vassarion Belinski ile tanışır. Bu tanışmanın ardından Turgenyev, farklı bir çevrenin içine girer. O yıllarda Rusya’da oldukça egemen bir sistem olan toprak köleliğine karşı duran bir çevrenin içine giren Turgenyev, bu yıldan itibaren kalemini ciddi olarak yönlendirmeye çalışır. Realist akım ile yazmaya başlayan Turgenyev, bu akımı benimseyerek ”Avcının Notları” adlı öykü kitabını kaleme alır. Turgenyev’in adının duyulmasını sağlayan bu eserinde toprak köleliği, köylerin durumu ve toprak ağalığı gibi önemli konuların işlendiği öyküler bulunmaktadır.

1850 yılında annesinin ölmesi ve yüklü bir miras kalmasından dolayı kendini tamamen yazmaya odaklar ve peşpeşe Rudin, Asilzade Yuvası ve Arefe’yi yayımlar. Turgenyev, Realizm’i Gogol ve Puşkin’den öğrenir. Onların izinden giden Turgenyev, 4 Mart 1852 tarihinde Gogol’un ölümü üzerine bir yazı yazar, ancak yazı nedeniyle tutuklanarak cezaevine yollanan Turgenyev, bir yıl mahkûm yaşar. Hapis cezası biten Turgenyev, bir yıl da polis gözetiminde yaşadıktan sonra 1862 yılında “Babalar ve Oğullar”ı yayımlar. Roman Nihilizm yani Hiççilik akımının ilk romanı olarak kabul edilir. Nihilist akımın bir kurgu metninde kullanılmasını fikri ve bunu roman ile gerçekleştirmesi edebiyat dünyası için büyük bir öneme sahiptir. Turgenyev, daha sonra bir hastalığa yakalanır ve 3 Eylül 1883 tarihinde Paris’te hayata veda eder. Ölmeden önceki arzusu uyarınca naaşı Belinski'nin mezarının yanına gömülür.
Diğer eserleri; Ham Toprak, Duman, İlk Aşk, Tuğbay, Bozkırda bir Kral Lear

20 Ocak 2015 Salı

Beni Asla Bırakma



Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar.
Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.
(Arka Kapak)

Yorumlarımız:

Japon asıllı olup İngiltere’de yaşayan yazar Kazuo Ishiguro tarafından yazılmış bir roman “Beni Asla Bırakma”. Türkçeye ilk 2005 de çevrilmiş. Yayınlandığı yıl İngiltere’de Time dergisi tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde gösterilmiş…
Bu romanın konusunu pek anlatmayacağım, çünkü kitabın ancak sonuna doğru çözülebiliyor neden bir kısım gençler neredeyse tamamıyla tecrit edilerek en güzel yıllarını bir yatılı okulda geçirdiklerini. Daha sonraki yaşamlarında da toplumla nispeten bütünleşseler de onların arasında hem varlar hem yoklar. Çünkü bu insanlar başkalarına can vermeye hazırken kendi canlarından olacaklarını biliyorlar, bu kaderi kabullenmiş gibi görünüyorlar. Bu kurala uymayan belki de tek durum âşık gençler; ancak âşık olmak bile önceden biçilmiş bu kaderi değiştirmeye yetmiyor. Kısacası romanın konusu biraz fantastik, biraz futuristik. İnsanın ölümü bilerek nasıl yaşayabileceğine dair  ve hatta bu durumdaki  duygu ve düşüncelerini yansıtan pek bir anlatı yok. Belki de yazar bunu bile bile okuyucuya bırakmış. Ben romanı okurken bu düşünce beni çok rahatsız etti. Doğrusu yazı dili hiç de çetrefilli olmadığı halde sırf konusu yüzünden, böyle kadere ne demeli diye sorguladım ama sonuçta bunaldım, sıkıldım. Şunu bir kez daha anladım ki ben gerçekçi romanları seviyorum. Anlatım fantastik öğelerle dolu olabilir, tarih kurmacalarla süslenebilir ama o kadar. Neden bilim kurgu filmleri sevmediğimi de bir kez daha anladım..Siz seviyorsanız okuyunuz, farklı bir konu ve kurgu ile karşılaşacaksınız…..LEYLA

Yetmişli yılların başında İngiltere’de yatılı okulda okuyan bir grup çocuğun çok da ilginç olmayan hikâyesi olarak başlıyor roman. Okudukça olayın arka yüzünü anlıyorsunuz. Aslında yazar burada bizlerinde ölümlü olduğumuzu bilmemize rağmen ölümü hiç düşünmeden yaşayışımızla bağlantı kuruyor. Deney tüplerinde oluşturulmuş bu gençlerin tek görevi var, belli bir ergenliğe gelince organlarını ihtiyacı olan insanlara bağışlamak. Peki bu gençler insan değil mi? Hailsham gibi özel bir okulda iyi bir eğitim görüp, spor yapan, sanatla uğraşan, üzülen, sevinen, âşık olan, kıskanan, ruhu olan kişiler. Ama çoğu otuzlu yaşlarını göremeden ölecek, sadece başkaları daha uzun yaşasın diye. Belli bir yaşta bu gerçek onlara anlatılsa da öleceklerini düşünmeden yaşamaya devam ediyorlar.

Kitap tamamen kurgu. Ama merak ediyorum acaba bazı bilim insanları da yazar gibi düşünmüş olabilir mi? Bir zamanlar klonlanmış koyun “Dolly” gazetelerde çok sık yazılmıştı, onun bir adım ötesi klonlanmış insanlar mı? Yoksa bu da çoktan yapılmış mı? Böyle bir durumda klonla insanın farkı nedir? İnsanı insan yapan nedir? Ölüm, yaşam, umut, sevgi, aşk, hayatın kıymetini bilmek, varolanı değiştirmeye çalışmak gibi kavramları düşünmemizi istiyor yazar sanırım kitabı bitirdiğimizde. Aslında kitap kolay okunmasına rağmen sonuna doğru içinizi kapatıyor. Filmi seyrettikten sonra bu konuları daha çok düşündüm. NURİZER

8 Ocak 2015 Perşembe

Kazuo Ishiguro



Kazuo Ishiguro 1954 yılında Nagazaki’de doğdu. Beş yaşında iken ailesiyle birlikte Güney İngiltere’nin küçük bir kasabası olan Guildford’a taşındı. . University of Kent'i bitirdikten sonra (1978) University of East Anglia'da yaratıcı yazarlık yüksek lisansı yaptı. 1982 yılında İngiliz vatandaşlığına geçti.
25 yaşına kadar Japonya’ya dönmedi. 27 yaşında ilk romanı “A Pale View of Hills”i yayınladı. İkinci romanı, “An Artist of Floating World” 1986 yılında basıldı. Kendisine uluslar arası ün getiren üçüncü romanı “The Remains of the Day” oldu ve “Booker Prize” ödülünü kazandı.1995 yılında “The Unconsoled”, 2000’de “When We Were Orphans” ve 2005’de “Never Let Me Go”eserlerini yayınladı. Son romanı 2010 yılında yönetmen Mark Romanek tarafından aynı adla (Beni Asla Terketme) sinemaya aktarılmıştır.
Film senaryoları ve şarkı sözleride yazmaktadır.
Eşi Lorna ve kızı Naomi ile Londra’da yaşamaktadır


24 Aralık 2014 Çarşamba

   
                          Kitaplarla dolu sağlıklı, keyifli bir yıl dileriz....

20 Aralık 2014 Cumartesi

Angela Merkel

                                                       

                                                       Yazar: Gerd Langguth
                                                       Yayınevi: Elips Kitap
                                                       Orijinal Adı: Angela Merkel
                                                       Orijinal Dili: Almanca
                                                       Çeviren: Rukiye Duygu
                                                       Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Şubat 2006 - 1. Baskı 


Biyografileri ilgi çekici ve okunmaya değer kılmanın yolu, ele alınan kişinin az bilinen, belki de daha önce hiç gün ışığına çıkmamış yönlerini ortaya çıkarmaktan geçiyor. Bu kişi eğer siyaset sahnesinde yer alıyorsa, merak edilenler ve bilinmeyenler bir o kadar anlam ve önem kazanıyor. Sovyetler Birliği´nin dağılması ve Doğu Bloku´nun çözülmesi sonrasında değişen dengeler ve siyasi konjonktür Almanya özelinde ayrı bir önem taşıyor. Angela Merkel işte bu sürece bizzat şahit olmuş bir siyasetçi. Bu kitap, Doğu Almanya´da yetişmiş, fizik eğitimi almış bir siyasetçi, bir rahip kızı olan Angela Merkel´in başka hiçbir yerde bulamayacağınız nitelikte bir portresini çizme iddiasını taşıyor. (Arka Kapaktan)

Yorumlarımız:

Angele Merkel şu anda Almanya başbakanı, tarihin çok önemli bir dönemine şahitlik etmiş bir isimdir.
Sovyetler birliği dağılmadan önce hayatının otuz beş yılı Doğu Almanya'da geçmiş, duvarların yıkılışını görmüş bir şahsiyettir. Rahip kızı olmasına rağmen teoloji yerine fizik eğitimini tercih etmiştir.
Gert Languttun yazdığı bu biyografi ve kitabındaki röportajına göre Merkel şu vasıfları taşımaktadır.
Öncelikle çok çalışkandır. Çocukluk ve gençlik yıllarında Doğu Almanya'da yaşamış olmanın ona kazandırdığı bazı kazanımlar vardır. Mesela acele karar vermemek, geri dönüş yaptıracak yanlışlara düşmemek gibi. Sakin mizaclı, gereksiz öne çıkmayan, düşünerek hareket eden fakat hırslı ve azimli bir karaktere sahiptir. Yıllar onu siyasette olgunlaştırmış daha sonraları ezebilen tilki gibi  kurnaz bir karaktere bürünmüştür.Zamanında hem kilise karşıtı gibi gözükmüş, yeri geldiğnde rahip kızı olmayı fırsat görmüştür.Hristiyan öğrenci derneğine üye olmuş ama yüksek okulda FDJ nin içinde de bulunmuş.Prağa ziyaretlerinde Rudolf Zahradink'i ziyaret etmiş onu yol gösterici olarak görmüştür.Haverman' ı çok cesareti bir insan olarak tanımlamış,Doğu ve Batıya karşı üçüncü yol teorisinden pek etkilenmemiştir. ''Olmayan bir şey için üzüleceğime olanla mutlu olmayı''  felsefe edinmiştir.1989 da Demokratik Halk Partisine katılmış.1 ekim 1990 da CDU üyesi olmuş, hükümet sözcülüğü görevi üstlenmiş, Helmut Kohl'den aldığı tavsiyelerle kendini geliştirdiğini ifade etmiştir. Gençliğinin Demokratik Almanya’da geçtiğini, şimdi kendini ''bütün kalbimle Birleşmiş Almanya'dayım'' diye ifade etmiştir.''Küreselleşen dünyada tartışmayı öğrenmeliyiz, değişimi kötü birşey olarak görmemeliyiz'' demiştir. Çevre konularında hassas olup, en büyük hayal kırıklığının kimyasal atıkların belirlenen oranın üzerinde çıkmasıdır ifadesiyle hassasiyetini pekiştirmiştir.

Özeline pek girilmesinden hoşlanmayan dünyanın sayılı kadın liderlerinden olan Merkel'i daha farklı bir kitaptan tanımaya çalışmanızı tavsiye ederim. ZELİHA

Uzun zamandır biyografi okumak istiyorduk. Sonunda “Angela Merkel”e karar verdik. Ama sanırım yanlış bir yazardan okuduk, bol bol istatistik ve Alman siyasetinden tanımadığımız bir sürü isim. Kötü bir anlatım ve kötü bir tercüme.
Merkel’in hayatını okuduktan sonra şöyle özetleyebilirim. Hayatta ilerlemenin kurallarından biri çok çalışkan ve akıllı olmanın yanı sıra, doğru zamanda doğru yerde olmak gerek. Duvar yıkılıp Doğu ve Batı Almanya birleştiğinde, Merkel Doğu’dan gelen tek kadın milletvekili olmasaydı acaba bugün başbakan olurmuydu?? NURİZER


2014 yılı bitmeden kitap kulübümüzde bir biyografi okumak istedik ve seçtiğimiz kitap Angela Merkel oldu. Bu seçimi yapma nedenimiz yakın Avrupa tarihini bilhassa Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesindeki süreci daha iyi anlamak, dolayısıyla AB’nin lokomotif ülkesi ile ilgili daha fazla bilgi edinmekti.  Ancak yazar başka bir milletvekili (Gerd Langguth) mi olduğundan desem son derece istatistiki bilgi içeren daha doğrusu o formatta yazılmış, okuması zor, yorumsuz yani kuru bir biyografi idi. Ama her ne olursa olsun Almanya başbakanı hakkında ciddi bilgi sahibi olmaya yetti ve bugünkü Angela Merkel'e de ışık tuttu tabii- bu kadar renksiz olması için daha ne olabilirdi ki; son derece disiplinli bir milletin mensubu, rahip kızı ve Doğu Alman olarakta hayatının 35 senesini komünist düzende yaşamış bir insan!- hayatta kim daha disiplinli ve rengini göstermemeye bu kadar eğitilmiş olabilir ki?? Bence kafası işleyen (zaten fizikçi) ancak kuzu postu altında bir tilki! Bugün AB de uygulanan ve kanımca yanlış ekonomik politikaların da mimarı olması kaçınılmaz çünkü alt yapısı buna çok müsait- her şeyin iki kere iki ettiğine inandığı bir dünyanın insanı o. Ama insan faktörü ve reaksiyonları da var ekonomi biliminin içinde ve bu yüzden tüm Avrupa'yı deflasyona sürüklüyor Almanya’nın empoze ettiği ekonomik politika. Umarım bu durum AB ekonomisi daha da kötüleşmeden fark edilir ve daha rasyonel ekonomik politikaların uygulamasına geçilir. DEMET


Uzun zamandır bir otobiyografik kitap okumak istiyorduk. Ancak aramızda tartışıp Gerd Langguth’un yazdığı biyografik ‘Angela Merkel’i okumaya karar verdik. Doğu Almanya’da gençlik yıllarını geçirip Almanya’nın birleşmesinden sonra politikada hızla ilerleyen bu entelektüel ‘kadın’ın hayatını okumak, felsefesini anlamak hemen hepimize ilginç gelmişti.
Ne yazık ki kitap bu beklentilerimize cevap veremedi. Her şeyden önce çevirisi gerçekten standartların altında. Kitapta Angela’nın hayatı anlatılırken Almanya’daki politik gelişmeler, partilerin yapısı, koalisyon hükümetleri uzun uzun anlatılmış ki bu durum eğer özel ilgi alanınız değilse çok sıkıcı gelebiliyor (benim için öyleydi). Neyse ki kitabın sonunda Angele Merkel ile 2005 yılında yapılan bir röportaj onu biraz daha tanımamıza ve anlamamıza yardımcı oldu. Angela Merkel başından beri kapitalist sistemi ve piyasa ekonomisini Doğu Almanya’nın katı komünist rejimine yeğ tutmuştur. Dindarlığa ne karşı ne taraf olmuştur. Doğu Almanya’da önemli bir mevkiye sahip olan rahip babasından dolayı zaman zaman sıkıntılar çekmiş ancak çoğu zaman da bu durum ona bazı kapıları açmıştır.
Angela merkel 2005 yılından itibaren başbakan olmuştur. Önümüzdeki yıl nerdeyse on yılını dolduracaktır bu önemli koltukta, ancak kitap 2006 da yayınlandığı için biz onun başbakanlık yıllarındaki performansını göremiyoruz. Bu nedenle tekrar bir araştırma yaptım ve aşağıdaki kitabın bu bakımdan çok yararlı bilgilerle dolu olduğunu gördüm. İlgilenenler için: 

ANGELA MERKEL,The Chancellor and her world, By Stefan Kornelius
The authorized Biography, Alma Boks, 2013 

Her şeye rağmen mevcut kitabı okuduğumda Angela Merkel için edindiğim intibaları size şu sıfatlarla açıklayabilirim: hırslı ama sakin; hesapçı; fırsatları yaratan, yakalayan; şanslı bazen de sinsi; açık, rahat ve direk konuşan ancak kafasının arkasında daima bir planı hazır bekleyen; iyi bir dinleyici; tuttuğunu koparan; entelektüel; dış görünüş vız gelir tırıs gider; zeki; ilim kadını; erkekler dünyasının meleği (mecazi ve isminin çevirisi anlamında)…
Sonuç olarak bence  başarısının altında tüm özelliklerini harmanlayıp, sunabilmesinde yatıyor. Gene de size tavsiye edeceğim yukarıda yazdığım yeni kitap. Ben de okumaya başladım. O da bir çeviri ama şimdilik iyi görünüyor…
2014 ün şu son günlerinde hepinize ışıl ışıl bir yeni yıl diliyorum.
Kadınlara bir çıt pozitif ayrımcılık yapıp daha parlak günler diliyorum, çünkü eşitliği sağlamak için bu şart. Yoksa ben zaten ‘insanlığı’ ve ‘barış’ı seviyorum, ayrımcılıktan nefret ediyorum..
Kalın sağlıcakla… LEYLA