1959’da Floransa’da doğdu. Floransa Üniversitesi’nde
mimarlık öğrenimi gören Veronesi, romancılığın yanı sıra gazetecilik ve
mimarlık alanlarında da faaliyet göstermektedir. 1988’de yayımladığı ilk romanı
Per dove parte questo treno allegro’yu (Bu Neşeli Tren Nereye Gidiyor) izleyen
Gli sfiorati (Teğet Geçilenler, 1990), Venite, venite B52 (Gelin, Gelin B52,
1995), pek çok dile çevrilen ve Campiello ile Viareggio ödüllerine layık
görülen Yüzleşme (2000), çocuklar için kaleme aldığı Ring City (2001), Strega
Ödülü’ne, Yabancılar İçin Akdeniz Ödülü’ne ve Paris Femina Ödülü’ne layık
görülen Caos calmo (Dingin Kaos, 2005), XY (2010), Terre rare (Nadir Topraklar,
2014), Un dio ti guar-da (Seni İzleyen Bir Tanrı Var, 2016), Cani d’estate (Yaz
Köpekleri, 2018) başlıca yapıtları arasındadır. Çoğu romanı sinemaya uyarlanan
yazar, 2019’da yayımlanan Sinekkuşu’yla ikinci kez Strega Ödülü’ne layık
görüldü. Veronesi, çocuklarıyla Roma’da yaşıyor.
8ekiz kitap kulübü
7 Mart 2026 Cumartesi
Sandro Veronesi
Savaş ve Savaş
Özgün
adı: Háború es Háború
|
Yazar: László Krasznahorkai Orijinal Dili: Macarca
Çeviri: Gün
Benderli İlk Yayın Tarihi: 1999 Kapak Tasarımı: Utku
Lomlu Yayınevi:
Can Yayıncılık |
Macaristan’daki
bir kasabada arşivcilik yapan Korin, sıradan belgelerin içinde eski bir
elyazması keşfeder. Savaştan kaçmak isterken bir başka savaşa yakalanan dört
arkadaşın efsanevi hikâyesini anlatan bu elyazması Korin’i derinden sarsar.
Belgeyi çalar ve “ebediyete iletebilmek” için internete geçirmeye, bunu da
dünyanın merkezinde, New York’ta yapmaya karar verir.
Karakterinin
bulduğu elyazmasındaki kadar efsanevi ve sarsıcı bir anlatım sunuyor László
Krasznahorkai okurlarına Savaş ve Savaş’ta. Hissedip de bir türlü
adlandıramadığımız, yakınımızdayken bile algılayamadığımız anlamların peşindeki
bir adamı, hayattaki amacını gerçekleştirebilmek için tüm imkânsızlıkların
üstesinden gelen bir adamı anlatıyor. Ve amaçsız kaldığında hissedeceği ölümcül
soğukluğu.
11 Şubat 2026 Çarşamba
LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI
Krasznahorkai 1954 yılında sosyal güvenlik uzmanı
Júlia Pálinkás ile avukat György Krasznahorkai'nin oğlu olarak dünyaya geldi.
1973-1976 yılları arasında József Attila Üniversitesi'nde hukuk okudu.
Üniversite yıllarında Gondolat Könyvkiadó adlı bir yayınevinde çalıştı.
1985 yılında ilk romanı 'Sátántangó'yu (Şeytan
Tangosu) yayımladı. Kitabın elde ettiği başarı sayesinde kısa sürede Macar
edebiyatının önemli temsilcilerinden biri haline geldi. Yıkımın eşiğindeki bir
köyde, kurtuluşla yıkım arasındaki ince çizgide salınan karakterler aracılığıyla
ahlaki ve toplumsal çöküşü anlatan roman, distopyanın içinden insanın en çıplak
hâlini gösterir. Şeytan Tangosu,
BélaTarr’ın yedi buçuk saatlik siyah beyaz filmiyle (1994) sinema tarihine de
geçti.
1986’da Kegyelmi viszonyok (Af Koşulları) adlı öyküsü yayımlandı. 1987 yılında komünist rejimle yönetilen ülkesinin sınırları dışına ilk defa çıkarak Batı Berlin'e gitti. Burada bir yıl boyunca kaldıktan sonra başta Fransa ve İspanya olmak üzere bir süre Batı Avrupa'da kaldı. İkinci romanı 'Az ellenállás melankóliája' Almanya'da büyük başarı elde etti. Yazar, Bestenliste Ödülü'nün sahibi oldu.
1990'lı yılların başlarında ilk defa Çin, Japonya ve Moğolistan'ı ziyaret eden yazar yazacağı sonraki eserlerinde Uzak Doğu felsefesine de yer verdi. Moğolistan ve Çin’de yaşadıklarını Az urgai fogoly (Urga Mahpusu, 1992) ve Rombolás és bánat az Ég alatt (Gökyüzünün Altında Yıkım ve Keder, 2004) kitaplarında sorguladı.
Savaş ve Savaş (1999), Direnişin Melankolisi (1993), Északról hegy, Délrl tó, Nyugatról utak, Keletrl folyo (Kuzey Dağı, Güney Gölü, Batı Yolu, Doğu Deresi, 2003) ve Seibo Orada, Aşağıdaydı (2008) adlı yapıtlara imza attı.
Ünlü Macar yönetmen Béla Tarr'la çok yakın arkadaştır.
Yönetmenin çektiği neredeyse bütün filmlerin senaryosu Krasznahorkai imzası
taşımaktadır. 1988 yılında 'Kárhozat' adlı filmle başlayan bu ortaklık 2011
tarihli 'A torinói ló'ya (Torino Atı) kadar 5 kez devam etmiştir.
László Krasznahorkai 2015'te Man Booker Uluslararası
Ödülü’nü, 2025'te ise Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel Komitesi, ödülün
“kıyametvari bir dehşetin ortasında bile sanatın gücünü yeniden teyit eden,
etkileyici ve vizyoner bir külliyat” ortaya koyduğu için Krasznahorkai’ye
verildiğini açıkladı...
29 Ocak 2026 Perşembe
Annemin Uyurgezer Geceleri
Yazar: Ayfer
Tunç
Yayınevi: Can Yayınları
Kapak Tasarımı: Utku Lomlu
Basım Yeri /
Tarihi: İstanbul, Kasım 2025
Unutma
yetisini kaybetmenin siyah mermerden yapılmış kaskatı bir levha haline
getirdiği hayatım bundan otuz küsur yıl önce altüst oldu. Bir gece sabaha karşı
bir saatte annemin uyurgezer olduğunu fark ettim. Ama hayatım annem uyurgezer
olduğu için değil, annemin uyur halde gezerken bana söylediği şey yüzünden
altüst oldu. Annem o gece benliğime öyle bir darbe indirdi ki, bir daha
yaşadığım hiçbir şeyi unutamadım.
Annemin annesinden nefret etmesi gibi, ben de annemden nefret mi ediyorum, bu
yüzden mi E.’den kopamıyorum, bağımsız bir Şehnaz olamıyorum diye kendime
soruyordum. Cevaplarından korktuğum sorulardı bunlar.
Unutamayan bir belleğin kişisel muhasebesi, hayata rengini veren otuz yıllık
güçlü bir aşkın anatomisi ve bir ülkenin toplumsal panoraması.
Annesinin uyurgezerliği bilinçdışının labirentlerinde kaybolduğu sanılan aile
sırlarını açığa çıkarırken buna tanık olan Şehnaz’ın belleği unutma yetisini
kaybeder. Öğrendiği sırlar sadece aile sırları değildir, Osmanlı’dan günümüze
uzanan toplumsal ve trajik bir kadınlık durumudur. Ekonomi profesörü Şehnaz
kadınların yüzyıllardır süren yok-hayatlarını sorgularken erkeklerin hayattan
erken çekildiği kadıncıl ailesinin var olma sürecini bir akademisyen gözüyle
ele alır. Kişisel muhasebesini yaparken toplumsal normlara uymayan otuz yıllık
aşkının zehirli yanlarıyla yüzleşir, bu sırada aklında bir başka kadın, büyük
aşkı E.’nin karısı Eyşan vardır.
Annemin Uyurgezer Geceleri, bireysel hatıraların nasıl toplumsal hafızaya
dönüştüğünü güçlü bir edebiyat diliyle sorgularken okurları bu ülkede kadın
olmanın düşünmekten kaçındığımız gerçeğini de düşünmeye zorluyor.
Yorumlarımız:
Günün
yorgunluğundan sonra bir kitap okuyayım, günü geride bırakayım derseniz Ayfer Tunç'un “Annemin
uyurgezer geceleri" romanını önerebilirim.
Konu biraz incitici, tekrarlar biraz fazla olsada sıkılmadan
okunabilir bir roman. Osmanlıdan
Cumhuriyet dönemine dört nesil kadın yaşamı, mücadelesi, kadın olmanın
güçlükleri anlatılmış. Diğer tarafta 4. Kuşak Şehnaz ile E.. diye adlandırılan
erkeğin hikayesi var. İsminden de anlaşıldığı gibi uyurgezer gecelerinde annelerin itirafları konuya farklı boyutlara
getiriyor. Böylece hikayeye başka erkekler de dahil oluyor. Benim okurken
nefesimi kesmedi ama merakla hızlı bir şekilde, rahat okuyabildim. Gurubumuzda
doğrusuyla-yanlışıyla karekterleri, yazarın yazım biçimini tartıştık. Osmanlı
döneminde fillerin savaş için doğudan getiriliş hikayesi fantezi mi, gerçek mi
araştırmadım, ama ilginçti. Kimilerimize göre iktidar savaşı, kimilerimize göre
kadının ezilmişliği erkeğin gücü üzerine kurgulanmış bir roman.
Bekar prof. Şehnaz ile Eyşan'la evli hocası E..nin
ilişkisi tutku mu, aşk mı yoksa toksik bir ilişki mi, okuyun siz karar
verin. ZELİHA
22 Ocak 2026 Perşembe
Ayfer Tunç
Sosyal bilimlere meraklı olduğu için seçtiği İstanbul
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bir yazar için ideal bir okul olarak
görüyor. Okulda aldığı sosyoloji, tarih, siyaset, hukuk ve ekonomi gibi dersler
onun yazarlığı için mükemmel bir altlık oluşturuyor ve tabii okuyor, okuyor. Bu
yıllarda aynı zamanda edebiyat ve kültür dergilerinde yazmaya başlıyor. Sokak
dergisinde, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalıştıktan sonra 1999-2004
yılları arasında Yapı Kredi Yayınlarının yayın yönetmenliğini üstleniyor. Uzun
yıllardır pek çok projede çalıştığı yakın arkadaşı Murat Gülsoy’la da Yapı
Kredi Yayınlarında çalıştığı dönemde tanışıyor. Murat Gülsoy’un teklifiyle
Hayalet Gemi dergisinde düzenli yazılar yazıyor.
Kendisinin senaryo yazımı, Murat Gülsoy’un da yaratıcı
yazarlık dersleri verdiği “yazmak/okumak/düşünmek/sormak/merak etmek atölyesi”
olan Yazmak Atölyesi’ni kuruyor. Yazmak Atölyesi’nde alanlarının uzmanları
tarafından verilen editörlük, düzeltmenlik, yazma, okuma atölyelerinin yanı
sıra edebiyata, sanata, topluma dair farklı konularda da eğitimler
düzenleniyor.
Ayfer Tunç çok üretken bir yazar. Okurlarını asla
hayal kırıklığına uğratmadığı gibi çok uzun süre bekletmiyor da. Yalnızca çok
yazmıyor aynı zamanda farklı türlerde de yazıyor.
İlk öykü kitabına da ismini veren Saklı adlı
hikâyesiyle kadın temalı tek bir öykü istenen yarışmaya katılarak 1988-1989
Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanıyor. Saklı kitabı Cem Yayınevinden çıkıyor.
Kitap daha sonra EvvelOtel-Saklı adıyla basılıyor. Bu kitapta Saklı’da yer alan
öykülerini yeniden ele alıp “Şimdi olsa böyle yazardım” diyerek ikinci kez
kaleme alıyor.
Mağara Arkadaşları, Ayfer Tunç’un Saklı’dan sonra
yazdığı öykü kitabı. Bu Tunç’un edebiyatının başlangıcı olarak görülmesini
istediği kitap aynı zamanda. Bu öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları basıyor.
Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kağıt-Makas öykü kitaplarıyla yazarımızın öyküdeki yetkinliği
artıyor. Bu kitaplarında yer alan Suzan Defter ve Aziz Bey Hatırası öylesine
öne çıkan öyküler oluyor ki her biri yer aldığı kitaptaki diğer öyküleri deyim
yerindeyse gölgeliyor ve sonrasında Can Yayınları tarafından -isteyen uzun
hikâye isteyen novella diyebilir- ayrı kitap olarak basılıyor.
Ayfer Tunç’un ilk romanı daha sonra bir üçlemeye
(Kapak Kızı Üçlemesi) dönüşecek olan “Kapak Kızı”.
Üçlemenin diğer kitapları Kapak Kızı’nın hemen
ardından gelmiyor. Bunun yerine yalnızca Ayfer Tunç külliyatının değil Türk
edebiyatının da en özel kitaplarından biri olan “Bir Deliler Evinin Yalan
Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”’ni yazıyor Ayfer Tunç.
Ayfer Tunç üçlemesinin ikinci kitabı olan Yeşil Peri
Gecesi’nde anlattığı hikâyenin arka planındaysa 1970’ler ve 80’ler Türkiye’si
var.
Tunç’un en çarpıcı kitaplarından biri olan Dünya
Ağrısı, 2014 yılında yayımlanıyor.
Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura yine iki farklı
anlatıcısı olan bir roman. Sadece anlatıcılar değil mekânlar da çift; İstanbul
ve New York. Anlatıcıları ve mekânları birleştirense bir hastalık. Yazarken
notlar alan Ayfer Tunç, bu kitabı yazarken “hayattan niye korkuyoruz, ölmekten
niye korkuyoruz” diye iki ana başlık altında notlar almış. Dolayısıyla her ne
kadar ismi aksini düşündürtse de bir aşk romanı değil aslında bu kitap.
2020 yılında Ayfer Tunç üçlemesinin üçüncü kitabı olan
“Osman” yayımlanıyor. 2023 yılında yayımlana Kuru Kız, taşranın karanlığından kurtulup dünyanın
sonundaki şehir Ushuaia’ya yerleşen bir kadının öyküsünü anlatıyor.
Ayfer Tunç’un en sevilen kitaplarından biri türü
yaşantı olarak tanımlanabilecek “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” adlı
eseri. Bu kitapta Tunç, 1970’li yılların başından itibaren Türkiye’nin de 30
yılına ait gündelik hayatı hafızasında kalan anılar, dönemin siyasi, sosyal ve
kültürel olaylarıyla birlikte aktarıyor.
2001 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ve büyük ilgi
gören kitap, 2003 yılında altı Balkan ülkesi arasında düzenlenen Balkanika
Ödülü’nü kazandı ve birçok yabancı dile çevrildi. 2007 yılında yayımlanan “Ömür Diyorlar Buna”,
her ne kadar belli bir kategoriye yerleştirilmesi zor olsa da Ayfer Tunç
tarafından “öyküleşmiş söyleşiler ya da söyleşilmiş öyküler” olarak
tanımlanıyor ve yaşanmış, tanık olunmuş insan hikâyelerini anlatıyor. 2012
tarihli “Memleket Hikâyeleri”, Refik Halid Karay’ın aynı adla eserine bir
gönderme. Ayfer Tunç Memleket Hikâyeleri’ni “Bugüne kadar gittiğim yerlerden,
bana anlatılanlardan, okuduklarımdan, dinlediklerimden, bölük pörçük
hatırladıklarımdan çıkan bir kitap oldu” diye tanımlıyor. Kitabın ilgi çekici
yanlarından biri de Ayfer Tunç’un bu kitapta kendi çektiği fotoğrafları
kullanmış olması.
Senaryo yazarlığı da yapan ve hatta bunun eğitimini de
veren Tunç’un Sait Faik’in öykülerinden hareketle TRT için yazdığı “Havada
Bulut” adlı senaryosu 2002’de 4 bölümlük bir dizi olarak yayımlanıyor. Bunun
dışında Kızlar Yurdu (1992), Aliye (1994), Binbir Gece (2006) Sessiz Fırtına
(2007) dizilerinin senaryo ekiplerinde yer alıyor. Senaryosunu, Aykut Tankuter
ile beraber yazdığı Düş, Gerçek, Bir de Sinema filmi 1995 yılında Ankara
Uluslararası Film Festivali ve Adana Altın Koza Film Festivali’nden ödüllerle
ayrılıyor. Reşat Nuri Güntekin’in Bahçeli Lokanta öyküsü, Mahmut Şevket
Esendal’ın Ev Ona Yakıştı öyküsü ve Muzaffer Buyrukçu’nun Sinema Düşleri
öyküsünden uyarlanan üç bölümden oluşan filmle Ayfer Tunç bir kere daha
edebiyatla sinemayı bir araya getiriyor. Senaryosunu Bahadır Karataş’la
birlikte yazdığı Usta filmi 2009 yılında, Orhan Kemal’in aynı adlı romanından
uyarladığı 72. Koğuş adlı senaryosu ise 2010’da filme çekiliyor.




