15 Haziran 2026 Pazartesi

Elif Şafak


 

Elif Şafak 25 Ekim 1971 günü, babasının o sırada doktora yapmakta olduğu Strazburg'da dünyaya geldi. Babası sosyal psikolog ve akademisyen Nuri Bilgin, annesi diplomat Şafak Atayman'dır. Doğumundan kısa bir süre sonra anne ve babası ayrıldı, annesi tarafından büyütüldü. Soyadı olarak annesinin adını kullandı.

Ortaokulu annesinin görev yaptığı Madrid'de, liseyi Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Döngüsel Evren ve Kadınsılık Anlayışı" üzerine master tezinin ardından; ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını tamamladı. Doktora tezi, "Türk Modernleşmesinin Kadın Prototipleri ve Marjinaliteye Tahammül Sınırları" başlığını taşıyordu. Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi.

Yüksek lisans çalışması sırasında “Kem Gözlere Anadolu” (1994) adlı öykü kitabını ve ilk romanı “Pinhan”'ı (1997) yayımladı. Bu eserle Kombassan Vakfı tarafından verilen 1998 Mevlana Büyük Ödülü'nü kazandı.

Doktorasının ardından İstanbul'a taşındı ve Şehrin Aynaları'nı (1999) yazdı. Bir süre İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde "Türkiye ve Kültürel Kimlikler", "Kadın ve Edebiyat" konularında dersler verdi.

2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü kazanan “Mahrem” romanı ile geniş okur kesimi tarafından tanındı. Bunu iki yıl ara ile yayımlanan Bit Palas (2002) ve İngilizce olarak yazdığı Araf (2004) adlı kitapları izledi.

Sanatçılara verilen bir bursla doktora sonrası çalışması için ABD'ye giden Şafak, çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 2003-2004 akademik yılı boyunca Michigan Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak bulundu ve ders verdi. Ardından Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptı. "Edebiyat ve Sürgün", "Bellek ve Politika", "Müslüman Dünya'da Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet" konulu dersler verdi.

Şafak, 2004 yılında beş yazarın (Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker, Pınar Kür) ortak kaleme aldığı bir roman projesinde yer aldı, bu roman Beşpeşe adıyla yayımlandı.

2005'te Med Cezir adlı kitabında kadın, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat hakkında yazılarını bir araya getirdi. Aynı yıl Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık ile Berlin'de evlendi.

2006'da yayımlanan "Baba ve Piç" adlı romanını İngilizce olarak kaleme aldı. Türk-Ermeni ilişkilerini inceleyen bu roman nedeniyle hakkında Türklüğe hakaret ettiği gerekçesi ile dava açıldıysa da, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti. Aynı yıl Şehrazat Zelda isimli kızı dünyaya geldi. Doğum sonrası yaşadığı depresyonu, İngilizce olarak kaleme aldığı “Siyah Süt” adlı otobiyografik romanda anlattı. İki yıl sonra oğlu Emir Zahir'i dünyaya getirerek ikinci kez anne oldu.

2009 yılının Mart ayında yayımlanan “AŞK” isimli roman, Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri ünvanına sahip olmuştur.

2009 yılı sonunda, sekiz romanı ve ilk deneme kitabı Med Cezir'den seçilmiş paragrafları bir araya getirdiği “Kağıt Helva” adlı kitabını yayımladı.

2010 Kasım ayında “Firarperest” adlı deneme türündeki ikinci eseri piyasaya çıktı. Eserin içindeki illüstrasyonlar M. K. Perker'e aittir.

2011 yılında Doğan Kitaptan "İskender" isimli eseri piyasaya çıkmıştır. Kitabın kapak resminde, makyajla erkek haline gelen Elif Şafak'ın kendi fotoğrafı vardır.

Habertürk gazetesinde yayınlanan deneme türündeki yazılarından oluşan bir seçki, M.K Perker illüstrasyonlarıyla birlikte 2012 yılında “Şemspare” adıyla yayımlandı.

16. yüzyıl İstanbulu'nda Mimar Sinan'ı, çırağını ve bir fili merkeze alan “Ustam ve Ben” (2013), yılın en sevilen romanlarından “Havva'nın Üç Kızı” (2016), denemelerden oluşan “Sanma ki Yalnızsın” (2018), Aşk romanından uyarlanan “Aşkın Kırk Kuralı” (2019) ve kalbi duran bir hayat kadınını anlattığı “On Dakika Otuz Sekiz Saniye” (2019) yayımlandı.

Elif Şafak “On Dakika Otuz Sekiz Saniye” romanı ile Blakcwell Yılın Kitabı Ödülü'nü aldı ve Booker Ödülleri finalisti oldu. Roman ayrıca The Times tarafından önerilen 50 romandan biri oldu ve The Economist'in Yılın En İyi Kitapları Listesi'ne girdi.” Bölünmüş Bir Dünyada Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz” başlıklı denemesi 2022'de yayımlandı. İngiltere'de 2021 yılında, Doğan Kitap'ta 2023 yılında yayımlanan” Kayıp Ağaçlar Adası” ise The Costa Roman, The Women's, RSL Ondaatje Ödülleri finalisti oldu, Britanya Kitap ve Dublin Edebiyat Ödüllerine aday gösterildi; Reese Witherspoon Kitap Kulübü'ne seçildi; Sunday Times ve Der Spiegel Çok Satanlar Listelerinde yer aldı ve The Nielsen Bestseller Awards 2024'te Gümüş Ödül'ü kazandı.

2010 yılında Fransa'nın Chevalier de l'Ordre des Arts et des Lettres madalyası ile ödüllendirildi.

Kraliyet Edebiyat Derneği’ne yazar ve şairlerin oy birliğiyle başkan seçilen Şafak, BBC tarafından “en ilham verici ve etkili 100 kadın” arasında gösterildi. 2017’de Margaret Atwood ile birlikte Future Library projesine seçildi ve Politico tarafından “dünyayı daha iyi bir yer yapacak 12 kişiden biri” olarak gösterildi.

2025'te yayımlanan son romanı “Gökyüzünde Nehirler Var” Prix Fragonard de Littérature étrangère ile Edward Stanford Seyahat Yazıları ödüllerini kazandı ve Prix Fémina Étranger ile Orwell Siyasi Kurgu Ödülü finalistleri arasında yer aldı.

19 Mayıs 2026 Salı

Terra Alta

 


                                                        Yazar: Javier Cercas

                                                        Özgün Adı: Terra Alta

                                                        Orijinal Dili: İspanyolca

                                                       Yayınevi: Everest Yayınları

                                                        Çeviren: Gökhan Aksay

                                                        Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Haziran 2024

 

İspanya’da, Katalonya’nın güneyinde yer alan huzurlu Terra Alta bölgesi, günün birinde korkunç bir cinayetle sarsılır: Yörenin en büyük şirketlerinin sahipleri olan Adell çifti, çiftliklerinde korkunç işkencelere maruz kaldıktan sonra öldürülmüş olarak bulunmuştur.
 
Bu sarsıcı davanın soruşturulmasında Terra Alta’ya dört yıl önce Barselona’dan gelen genç polis memuru Melchor Marín’e de görev düşer. Doymak bilmez bir okur olan Marín, bu olay meydana geldiği sırada evlenmiştir ve çift, Cosette adını verdikleri kızlarıyla sakin bir hayat sürmektedir. Ancak soruşturma süreci, Marín’in geride kaldığını zannettiği karanlık bir geçmişe kapı aralar. Onun için, çok sevdiği Victor Hugo’nun Sefiller’indeki Jean Valjean’ın ikilemine düşmek demektir bu: “Ya cennette kalıp iblis ol ya da cehenneme geri dön ve melek ol!”
 
Salamina Askerleri, Sahtekâr, Kiracı, Saplantı gibi eserleriyle dünya çapında günümüzün en önde gelen yazarlarından sayılan Javier Cercas, Terra Alta ile unutulmaz karakterler ve son derece ustalıklı bir kurguyla örülü bir üçlemenin ilk kitabına imza attı. Yayımlandığı her yerde büyük övgüler alan ve şimdiden bir klasik sayılan Terra Alta, 2019’da İspanya’nın en prestijli ödüllerinden Planeta Ödülü’ne layık görüldü.

 


Javier Cercas

 



1962 yılında Ibahernando’da doğdu. Amerika Birleşik Devletleri'nde Urbana-Champaign'deki Illinois Üniversitesi'nde iki yıl çalıştı. 1989’dan bu yana Gerona Üniversitesi’nde İspanyol edebiyatı profesörü olarak görev yapıyor. El País gazetesinde yazıyor.

Modern İspanya tarihinin bir anlamda edebî belleği olan Javier Cercas, Julio Llamazares, Andrés Trapiello ve Jesus Ferrero'nun da aralarında bulunduğu, İspanya İç Savaşı ve Frankocu Devlete odaklanan "tarihi hafıza" damarında kurgu yayınlayan tanınmış İspanyol romancılardan biridir.

Hikâyelerini topladığı ilk kitabı El móvil (Güdü) 1987 yılında yayımlandı. İlk romanı El inquilino (Kiracı) 1989’da, ikinci romanı El vientre de la ballena (Balinanın Karnı) 1998’de okurlarıyla buluştu. 1994 yılında La obra literaria de Gonzalo Suáres (Gonzalo Suáres’in Edebî Çalışmaları) adıyla denemelerini, 1998’de Una buena temporada (Güzel Bir Mevsim) başlığıyla makalelerini, 2000 yılında Relatos reales (Gerçek Hikâyeler) adı altında gazete yazılarını yayımladı.

Tarih, galiplerin yazdığı bir hikâyeler bütünü müdür? Peki ya sessiz kalanlar, kaybedenler ve kahraman ile hain arasındaki o belirsiz gri alanda duranlar? Onların anlatılmamış hikâyeleri ulusların kolektif hafızasını nasıl şekillendirir? İşte çağdaş İspanyol edebiyatının dev ismi Javier Cercas, tüm kariyerini bu rahatsız edici soruların üzerine kurar. O, bir romancıdan çok, elinde kalemiyle geçmişin enkazında delil arayan bir edebiyat arkeoloğudur. Cercas okumak, gerçeğin peşinde, kurmaca ile hakikatin iç içe geçtiği tehlikeli ve bir o kadar da aydınlatıcı bir yolculuğa çıkmaktır.

Javier Cercas’ın eserlerini anlamanın anahtarı, İspanya’nın 20. yüzyıldaki kanlı ve karmaşık geçmişinde saklıdır. İspanya İç Savaşı (1936-1939) ve ardından gelen yaklaşık kırk yıllık Franco diktatörlüğünün yarattığı travma, İspanyol toplumu üzerinde derin izler bırakmıştır. Franco'nun ölümünden sonra demokrasiye geçiş sürecinde, toplumsal barışı sağlamak adına geçmişin acılarını deşmemeyi öngören yazısız bir "Unutma Paktı" (Pacto del Olvido) benimsendi. Cercas, tam da bu paktı reddeden, suskunluğu kırmaya ant içmiş kuşağın en güçlü sesidir. O, anne-babasının kuşağının unutmayı seçtiği veya konuşmaktan korktuğu konuların üzerine cesaretle gider. Onun için edebiyat, unutmaya karşı bir hafıza eylemidir.

2001 yılında yayımlanan, kısa bir sürede on dört dile çevrilen ve birçok ödül kazanan üçüncü romanı Soldados de Salamina (Salamina Askerleri), Javier Cercas’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Roman, İç Savaş'ın son günlerinde faşist Falanj Partisi'nin kurucularından Rafael Sánchez Mazas'ın kurşuna dizilmekten son anda kurtulmasını konu alır.

Bu başlangıcın ardından, kendini Holokost kurtulanı olarak tanıtan bir sahtekârın hikâyesi üzerinden hakikat ve yalan ilişkisini sorguladığı Sahtekâr (El impostor) veya İspanya'nın demokrasi tarihinin en kritik anlarından 1981 darbe girişimini saniye saniye analiz ettiği Bir Anın Anatomisi (Anatomía de un instante), Cercas’ın ne kadar cesur ve tutarlı bir yazar olduğunu gözler önüne serer.

2010’da “Bir Anın Anatomisi” ile İspanyol Kültür bakanlığı Edebiyat Ödülünü kazandı. 2011’de eserlerinin tümü için Torino Uluslararası Kitap Fuarı Ödülüne layık görüldü.

Avrupa Kitap Ödülü (Sahtekar,2016), Andre Malraux Ödülü (Karanlıkların Hükümdarı, 2018), Gezegen Ödülü(Terra Alta,2019) gibi sayısız ulusal ve uluslararası ödül aldı.


26 Mart 2026 Perşembe

Sinekkuşu

 



Özgün adı: Il colibrì

Yazar: Sandro Veronesi

Orijinal Dili: İtalyanca                                   

Çeviri: Eren Cenday

Ilk Yayın Tarihi: 2019

Kapak Tasarımı: Utku Lomlu

Yayınevi: Can Yayıncılık

 

Sen bir sinekkuşusun çünkü sinekkuşu gibi tüm enerjini olduğun yerde kalmaya harcıyorsun. Tam olduğun yerde kalabilmek için saniyede 70 kez kanat çırpıyorsun. Bu konuda mükemmelsin. Dünyada ve zamanda durabiliyorsun, çevrendeki dünyayı ve zamanı durdurabiliyorsun, hatta bazen de geri geri uçma yeteneğine sahip sinekkuşu gibi zamanda yeniden yükseliyorsun ve kaybettiğini yakalıyorsun.

Sandro Veronesi’nin 2020’de Strega Ödülü’ne değer görülen romanı Sinekkuşu 1960’ların sonundan başlayıp 2030’lara uzanan bir zaman diliminde, Marco Carrera’nın ve ailesinin üç kuşağını kapsayan hikâyesini ilişkiler, bağlar, kopuşlar ve kayıplar üzerinden anlatıyor. Marco’nun yaşam yolu tuhaf eşzamanlılıkların yanı sıra ağır kayıplar ve trajedilerle yüklüdür: intihar eden bir kız kardeş, başka bir ülkeye göç eden ve yıllarca suskunluğa gömülen bir erkek kardeş, mutsuz bir evlilik, asla kavuşulmayan, mektuplarla sürdürülen platonik bir gençlik aşkı ve Marco’yu derinden etkileyen bir kayıp. Veronesi, yaşamın keskin virajlarında etrafındaki her şey değişime uğrarken özel bir çabadan ziyade doğası gereği –tıpkı bir sinekkuşu gibi– sabitliğini koruyan Marco’nun yaşam yazgısını sürükleyici bir dille öykülüyor.

 

Yorumlarımız:

Mart ayında kitap kulübümüzde İtalyan yazar Sandro Veronesi’nin “Sinekkuşu”romanını okuduk. Mimarlık eğitimi almış ancak gazeteci ve yazar kariyeri ile yaşamını sürdürmüş olan Sandro Veronesi Sinekkuşu’nu 2019 yılında kaleme almış ve bu romanı ile 2020 yılında en saygın İtalyan edebiyat ödülü olan Premio Strega ödülünü ikinci kez kazanmıştır. Yazar, romanında ana karakter göz doktoru Marco Cerrara’nın 1960’dan başlayıp 2030’a kadar süren 70 yıllık dört kuşak hikayesi ile birlikte, yıllar içindeki olayları aktarırken kronolojik zamanda ileri geri sıçrama tekniği kullanarak e-postalar, mektuplar, mesajlaşmalar ile geçmiş zaman ile şimdiki zaman içinde adeta eriyor. Aile içindeki ilişkileri; bağlar, kopuşlar, kayıplar, ihanet gibi en temel duygular üzerinden anlatıyor. Hayat Marco’yu adeta sınıyor, yaşadığı tüm değişimler ve yıkımlar bir ömür boyu sürecek sarsıntıları beraberinde getiriyor. Karısının ihaneti, platonik bir gençlik aşkı, ablasının intiharı, annesinin ve babasının hastalıkları, kızını kendi başına büyütürken geçirdiği sıkıntılar ve onun trajik ölümü, ardında bıraktığı “geleceğin insanı” torunu Miraiijin’i büyütme çabaları, bu süreç içinde erkek kardeşi ile bağlarının kopuşu gibi ağır trajedilere karşı vakur bir teslimiyet duygusuyla uyum sağlamaya çalışıyor. Marco annesinin onu tanımladığı bir sinekkuşu misali tüm enerjisini olduğu yerde kalmaya harcayarak etrafında değişen herşeyi sabit tutmaya çalışıyor. Bir metafor olarak kullanılan sinekkuşu saniyede 70 kez kanat çırparak savaşçıların, asla pes etmeyenlerin simgesidir. Yazar, yas, aile bağları, sadakatsizlik ve hayatın getirdiği zorlukları kronolojik bir zaman dilimi içinde anlatsaydı okuyucu için neredeyse katlanılmaz olurdu, tersine zaman içinde ileri geri sıçrayarak kayıplara daha iyi tahammül ediliyor diyor. Ve bu yöntem kitabı ilgi çekici kılarak okuyucuyu tetikte bırakıyor, olayları bir mozaik gibi bir araya getiriyor ve okuyucuyu diri tutuyor. Bu kadar dram bir arada insana altından kalkamayacakmış duygusu veriyor ama yaşam böyle bir süreç değil mi?….. Bu arada çevirmen Eren Cenday’in hakkını vermek lazım, pek çok romanı İtalyancadan dilimize çeviren Eren Cenday, romanın başarılı çevirisi ile kolaylıkla okunmasını sağlıyor . Ben kitabı sevdim, Marco ile zaman zaman empati kurarak onun sakinliği ve teslimiyet duygusunu sorguladım. Biraz buruk bir öyküsü olmakla birlikte okuma deneyiminize zenginlik getirecek bu romanı meraklısına tavsiye ederim . İyi okumalar, kitap dolu günler…. BEYZA

 


7 Mart 2026 Cumartesi

Sandro Veronesi


 

1959’da Floransa’da doğdu. Floransa Üniversitesi’nde mimarlık öğrenimi gören Veronesi, romancılığın yanı sıra gazetecilik ve mimarlık alanlarında da faaliyet göstermektedir. 1988’de yayımladığı ilk romanı Per dove parte questo treno allegro’yu (Bu Neşeli Tren Nereye Gidiyor) izleyen Gli sfiorati (Teğet Geçilenler, 1990), Venite, venite B52 (Gelin, Gelin B52, 1995), pek çok dile çevrilen ve Campiello ile Viareggio ödüllerine layık görülen Yüzleşme (2000), çocuklar için kaleme aldığı Ring City (2001), Strega Ödülü’ne, Yabancılar İçin Akdeniz Ödülü’ne ve Paris Femina Ödülü’ne layık görülen Caos calmo (Dingin Kaos, 2005), XY (2010), Terre rare (Nadir Topraklar, 2014), Un dio ti guar-da (Seni İzleyen Bir Tanrı Var, 2016), Cani d’estate (Yaz Köpekleri, 2018) başlıca yapıtları arasındadır. Çoğu romanı sinemaya uyarlanan yazar, 2019’da yayımlanan Sinekkuşu’yla ikinci kez Strega Ödülü’ne layık görüldü. Veronesi, çocuklarıyla Roma’da yaşıyor.