|
Özgün adı: Il colibrì |
|
Yazar: Sandro Veronesi Orijinal Dili: İtalyanca Çeviri: Eren
Cenday Ilk Yayın Tarihi: 2019 Kapak Tasarımı: Utku
Lomlu Yayınevi:
Can Yayıncılık |
Sen
bir sinekkuşusun çünkü sinekkuşu gibi tüm enerjini olduğun yerde kalmaya
harcıyorsun. Tam olduğun yerde kalabilmek için saniyede 70 kez kanat
çırpıyorsun. Bu konuda mükemmelsin. Dünyada ve zamanda durabiliyorsun,
çevrendeki dünyayı ve zamanı durdurabiliyorsun, hatta bazen de geri geri uçma
yeteneğine sahip sinekkuşu gibi zamanda yeniden yükseliyorsun ve kaybettiğini
yakalıyorsun.
Sandro
Veronesi’nin 2020’de Strega Ödülü’ne değer görülen romanı Sinekkuşu 1960’ların
sonundan başlayıp 2030’lara uzanan bir zaman diliminde, Marco Carrera’nın ve
ailesinin üç kuşağını kapsayan hikâyesini ilişkiler, bağlar, kopuşlar ve
kayıplar üzerinden anlatıyor. Marco’nun yaşam yolu tuhaf eşzamanlılıkların yanı
sıra ağır kayıplar ve trajedilerle yüklüdür: intihar eden bir kız kardeş, başka
bir ülkeye göç eden ve yıllarca suskunluğa gömülen bir erkek kardeş, mutsuz bir
evlilik, asla kavuşulmayan, mektuplarla sürdürülen platonik bir gençlik aşkı ve
Marco’yu derinden etkileyen bir kayıp. Veronesi, yaşamın keskin virajlarında
etrafındaki her şey değişime uğrarken özel bir çabadan ziyade doğası gereği
–tıpkı bir sinekkuşu gibi– sabitliğini koruyan Marco’nun yaşam yazgısını
sürükleyici bir dille öykülüyor.
Yorumlarımız:
Mart ayında kitap kulübümüzde İtalyan yazar Sandro
Veronesi’nin “Sinekkuşu”romanını okuduk. Mimarlık eğitimi almış ancak gazeteci
ve yazar kariyeri ile yaşamını sürdürmüş olan Sandro Veronesi Sinekkuşu’nu 2019
yılında kaleme almış ve bu romanı ile 2020 yılında en saygın İtalyan edebiyat
ödülü olan Premio Strega ödülünü ikinci kez kazanmıştır. Yazar, romanında ana
karakter göz doktoru Marco Cerrara’nın 1960’dan başlayıp 2030’a kadar süren 70
yıllık dört kuşak hikayesi ile birlikte, yıllar içindeki olayları aktarırken
kronolojik zamanda ileri geri sıçrama tekniği kullanarak e-postalar, mektuplar,
mesajlaşmalar ile geçmiş zaman ile şimdiki zaman içinde adeta eriyor. Aile
içindeki ilişkileri; bağlar, kopuşlar, kayıplar, ihanet gibi en temel duygular
üzerinden anlatıyor. Hayat Marco’yu adeta sınıyor, yaşadığı tüm değişimler ve
yıkımlar bir ömür boyu sürecek sarsıntıları beraberinde getiriyor. Karısının
ihaneti, platonik bir gençlik aşkı, ablasının intiharı, annesinin ve babasının
hastalıkları, kızını kendi başına büyütürken geçirdiği sıkıntılar ve onun
trajik ölümü, ardında bıraktığı “geleceğin insanı” torunu Miraiijin’i büyütme
çabaları, bu süreç içinde erkek kardeşi ile bağlarının kopuşu gibi ağır
trajedilere karşı vakur bir teslimiyet duygusuyla uyum sağlamaya çalışıyor. Marco
annesinin onu tanımladığı bir sinekkuşu misali tüm enerjisini olduğu yerde
kalmaya harcayarak etrafında değişen herşeyi sabit tutmaya çalışıyor. Bir
metafor olarak kullanılan sinekkuşu saniyede 70 kez kanat çırparak
savaşçıların, asla pes etmeyenlerin simgesidir. Yazar, yas, aile bağları,
sadakatsizlik ve hayatın getirdiği zorlukları kronolojik bir zaman dilimi
içinde anlatsaydı okuyucu için neredeyse katlanılmaz olurdu, tersine zaman
içinde ileri geri sıçrayarak kayıplara daha iyi tahammül ediliyor diyor. Ve bu
yöntem kitabı ilgi çekici kılarak okuyucuyu tetikte bırakıyor, olayları bir
mozaik gibi bir araya getiriyor ve okuyucuyu diri tutuyor. Bu kadar dram bir
arada insana altından kalkamayacakmış duygusu veriyor ama yaşam böyle bir süreç
değil mi?….. Bu arada çevirmen Eren Cenday’in hakkını vermek lazım, pek çok
romanı İtalyancadan dilimize çeviren Eren Cenday, romanın başarılı çevirisi ile
kolaylıkla okunmasını sağlıyor . Ben kitabı sevdim, Marco ile zaman zaman empati
kurarak onun sakinliği ve teslimiyet duygusunu sorguladım. Biraz buruk bir
öyküsü olmakla birlikte okuma deneyiminize zenginlik getirecek bu romanı
meraklısına tavsiye ederim . İyi okumalar, kitap dolu günler…. BEYZA




