Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Elif Şafak


 

Elif Şafak 25 Ekim 1971 günü, babasının o sırada doktora yapmakta olduğu Strazburg'da dünyaya geldi. Babası sosyal psikolog ve akademisyen Nuri Bilgin, annesi diplomat Şafak Atayman'dır. Doğumundan kısa bir süre sonra anne ve babası ayrıldı, annesi tarafından büyütüldü. Soyadı olarak annesinin adını kullandı.

Ortaokulu annesinin görev yaptığı Madrid'de, liseyi Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nde tamamladıktan sonra, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. "Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Döngüsel Evren ve Kadınsılık Anlayışı" üzerine master tezinin ardından; ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını tamamladı. Doktora tezi, "Türk Modernleşmesinin Kadın Prototipleri ve Marjinaliteye Tahammül Sınırları" başlığını taşıyordu. Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi.

Yüksek lisans çalışması sırasında “Kem Gözlere Anadolu” (1994) adlı öykü kitabını ve ilk romanı “Pinhan”'ı (1997) yayımladı. Bu eserle Kombassan Vakfı tarafından verilen 1998 Mevlana Büyük Ödülü'nü kazandı.

Doktorasının ardından İstanbul'a taşındı ve Şehrin Aynaları'nı (1999) yazdı. Bir süre İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde "Türkiye ve Kültürel Kimlikler", "Kadın ve Edebiyat" konularında dersler verdi.

2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü kazanan “Mahrem” romanı ile geniş okur kesimi tarafından tanındı. Bunu iki yıl ara ile yayımlanan Bit Palas (2002) ve İngilizce olarak yazdığı Araf (2004) adlı kitapları izledi.

Sanatçılara verilen bir bursla doktora sonrası çalışması için ABD'ye giden Şafak, çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 2003-2004 akademik yılı boyunca Michigan Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak bulundu ve ders verdi. Ardından Arizona Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptı. "Edebiyat ve Sürgün", "Bellek ve Politika", "Müslüman Dünya'da Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet" konulu dersler verdi.

Şafak, 2004 yılında beş yazarın (Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker, Pınar Kür) ortak kaleme aldığı bir roman projesinde yer aldı, bu roman Beşpeşe adıyla yayımlandı.

2005'te Med Cezir adlı kitabında kadın, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat hakkında yazılarını bir araya getirdi. Aynı yıl Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık ile Berlin'de evlendi.

2006'da yayımlanan "Baba ve Piç" adlı romanını İngilizce olarak kaleme aldı. Türk-Ermeni ilişkilerini inceleyen bu roman nedeniyle hakkında Türklüğe hakaret ettiği gerekçesi ile dava açıldıysa da, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti. Aynı yıl Şehrazat Zelda isimli kızı dünyaya geldi. Doğum sonrası yaşadığı depresyonu, İngilizce olarak kaleme aldığı “Siyah Süt” adlı otobiyografik romanda anlattı. İki yıl sonra oğlu Emir Zahir'i dünyaya getirerek ikinci kez anne oldu.

2009 yılının Mart ayında yayımlanan “AŞK” isimli roman, Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri ünvanına sahip olmuştur.

2009 yılı sonunda, sekiz romanı ve ilk deneme kitabı Med Cezir'den seçilmiş paragrafları bir araya getirdiği “Kağıt Helva” adlı kitabını yayımladı.

2010 Kasım ayında “Firarperest” adlı deneme türündeki ikinci eseri piyasaya çıktı. Eserin içindeki illüstrasyonlar M. K. Perker'e aittir.

2011 yılında Doğan Kitaptan "İskender" isimli eseri piyasaya çıkmıştır. Kitabın kapak resminde, makyajla erkek haline gelen Elif Şafak'ın kendi fotoğrafı vardır.

Habertürk gazetesinde yayınlanan deneme türündeki yazılarından oluşan bir seçki, M.K Perker illüstrasyonlarıyla birlikte 2012 yılında “Şemspare” adıyla yayımlandı.

16. yüzyıl İstanbulu'nda Mimar Sinan'ı, çırağını ve bir fili merkeze alan “Ustam ve Ben” (2013), yılın en sevilen romanlarından “Havva'nın Üç Kızı” (2016), denemelerden oluşan “Sanma ki Yalnızsın” (2018), Aşk romanından uyarlanan “Aşkın Kırk Kuralı” (2019) ve kalbi duran bir hayat kadınını anlattığı “On Dakika Otuz Sekiz Saniye” (2019) yayımlandı.

Elif Şafak “On Dakika Otuz Sekiz Saniye” romanı ile Blakcwell Yılın Kitabı Ödülü'nü aldı ve Booker Ödülleri finalisti oldu. Roman ayrıca The Times tarafından önerilen 50 romandan biri oldu ve The Economist'in Yılın En İyi Kitapları Listesi'ne girdi.” Bölünmüş Bir Dünyada Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz” başlıklı denemesi 2022'de yayımlandı. İngiltere'de 2021 yılında, Doğan Kitap'ta 2023 yılında yayımlanan” Kayıp Ağaçlar Adası” ise The Costa Roman, The Women's, RSL Ondaatje Ödülleri finalisti oldu, Britanya Kitap ve Dublin Edebiyat Ödüllerine aday gösterildi; Reese Witherspoon Kitap Kulübü'ne seçildi; Sunday Times ve Der Spiegel Çok Satanlar Listelerinde yer aldı ve The Nielsen Bestseller Awards 2024'te Gümüş Ödül'ü kazandı.

2010 yılında Fransa'nın Chevalier de l'Ordre des Arts et des Lettres madalyası ile ödüllendirildi.

Kraliyet Edebiyat Derneği’ne yazar ve şairlerin oy birliğiyle başkan seçilen Şafak, BBC tarafından “en ilham verici ve etkili 100 kadın” arasında gösterildi. 2017’de Margaret Atwood ile birlikte Future Library projesine seçildi ve Politico tarafından “dünyayı daha iyi bir yer yapacak 12 kişiden biri” olarak gösterildi.

2025'te yayımlanan son romanı “Gökyüzünde Nehirler Var” Prix Fragonard de Littérature étrangère ile Edward Stanford Seyahat Yazıları ödüllerini kazandı ve Prix Fémina Étranger ile Orwell Siyasi Kurgu Ödülü finalistleri arasında yer aldı.

19 Mayıs 2026 Salı

Javier Cercas

 



1962 yılında Ibahernando’da doğdu. Amerika Birleşik Devletleri'nde Urbana-Champaign'deki Illinois Üniversitesi'nde iki yıl çalıştı. 1989’dan bu yana Gerona Üniversitesi’nde İspanyol edebiyatı profesörü olarak görev yapıyor. El País gazetesinde yazıyor.

Modern İspanya tarihinin bir anlamda edebî belleği olan Javier Cercas, Julio Llamazares, Andrés Trapiello ve Jesus Ferrero'nun da aralarında bulunduğu, İspanya İç Savaşı ve Frankocu Devlete odaklanan "tarihi hafıza" damarında kurgu yayınlayan tanınmış İspanyol romancılardan biridir.

Hikâyelerini topladığı ilk kitabı El móvil (Güdü) 1987 yılında yayımlandı. İlk romanı El inquilino (Kiracı) 1989’da, ikinci romanı El vientre de la ballena (Balinanın Karnı) 1998’de okurlarıyla buluştu. 1994 yılında La obra literaria de Gonzalo Suáres (Gonzalo Suáres’in Edebî Çalışmaları) adıyla denemelerini, 1998’de Una buena temporada (Güzel Bir Mevsim) başlığıyla makalelerini, 2000 yılında Relatos reales (Gerçek Hikâyeler) adı altında gazete yazılarını yayımladı.

Tarih, galiplerin yazdığı bir hikâyeler bütünü müdür? Peki ya sessiz kalanlar, kaybedenler ve kahraman ile hain arasındaki o belirsiz gri alanda duranlar? Onların anlatılmamış hikâyeleri ulusların kolektif hafızasını nasıl şekillendirir? İşte çağdaş İspanyol edebiyatının dev ismi Javier Cercas, tüm kariyerini bu rahatsız edici soruların üzerine kurar. O, bir romancıdan çok, elinde kalemiyle geçmişin enkazında delil arayan bir edebiyat arkeoloğudur. Cercas okumak, gerçeğin peşinde, kurmaca ile hakikatin iç içe geçtiği tehlikeli ve bir o kadar da aydınlatıcı bir yolculuğa çıkmaktır.

Javier Cercas’ın eserlerini anlamanın anahtarı, İspanya’nın 20. yüzyıldaki kanlı ve karmaşık geçmişinde saklıdır. İspanya İç Savaşı (1936-1939) ve ardından gelen yaklaşık kırk yıllık Franco diktatörlüğünün yarattığı travma, İspanyol toplumu üzerinde derin izler bırakmıştır. Franco'nun ölümünden sonra demokrasiye geçiş sürecinde, toplumsal barışı sağlamak adına geçmişin acılarını deşmemeyi öngören yazısız bir "Unutma Paktı" (Pacto del Olvido) benimsendi. Cercas, tam da bu paktı reddeden, suskunluğu kırmaya ant içmiş kuşağın en güçlü sesidir. O, anne-babasının kuşağının unutmayı seçtiği veya konuşmaktan korktuğu konuların üzerine cesaretle gider. Onun için edebiyat, unutmaya karşı bir hafıza eylemidir.

2001 yılında yayımlanan, kısa bir sürede on dört dile çevrilen ve birçok ödül kazanan üçüncü romanı Soldados de Salamina (Salamina Askerleri), Javier Cercas’ın Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Roman, İç Savaş'ın son günlerinde faşist Falanj Partisi'nin kurucularından Rafael Sánchez Mazas'ın kurşuna dizilmekten son anda kurtulmasını konu alır.

Bu başlangıcın ardından, kendini Holokost kurtulanı olarak tanıtan bir sahtekârın hikâyesi üzerinden hakikat ve yalan ilişkisini sorguladığı Sahtekâr (El impostor) veya İspanya'nın demokrasi tarihinin en kritik anlarından 1981 darbe girişimini saniye saniye analiz ettiği Bir Anın Anatomisi (Anatomía de un instante), Cercas’ın ne kadar cesur ve tutarlı bir yazar olduğunu gözler önüne serer.

2010’da “Bir Anın Anatomisi” ile İspanyol Kültür bakanlığı Edebiyat Ödülünü kazandı. 2011’de eserlerinin tümü için Torino Uluslararası Kitap Fuarı Ödülüne layık görüldü.

Avrupa Kitap Ödülü (Sahtekar,2016), Andre Malraux Ödülü (Karanlıkların Hükümdarı, 2018), Gezegen Ödülü(Terra Alta,2019) gibi sayısız ulusal ve uluslararası ödül aldı.


7 Mart 2026 Cumartesi

Sandro Veronesi


 

1959’da Floransa’da doğdu. Floransa Üniversitesi’nde mimarlık öğrenimi gören Veronesi, romancılığın yanı sıra gazetecilik ve mimarlık alanlarında da faaliyet göstermektedir. 1988’de yayımladığı ilk romanı Per dove parte questo treno allegro’yu (Bu Neşeli Tren Nereye Gidiyor) izleyen Gli sfiorati (Teğet Geçilenler, 1990), Venite, venite B52 (Gelin, Gelin B52, 1995), pek çok dile çevrilen ve Campiello ile Viareggio ödüllerine layık görülen Yüzleşme (2000), çocuklar için kaleme aldığı Ring City (2001), Strega Ödülü’ne, Yabancılar İçin Akdeniz Ödülü’ne ve Paris Femina Ödülü’ne layık görülen Caos calmo (Dingin Kaos, 2005), XY (2010), Terre rare (Nadir Topraklar, 2014), Un dio ti guar-da (Seni İzleyen Bir Tanrı Var, 2016), Cani d’estate (Yaz Köpekleri, 2018) başlıca yapıtları arasındadır. Çoğu romanı sinemaya uyarlanan yazar, 2019’da yayımlanan Sinekkuşu’yla ikinci kez Strega Ödülü’ne layık görüldü. Veronesi, çocuklarıyla Roma’da yaşıyor.



11 Şubat 2026 Çarşamba

LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI


 

Krasznahorkai 1954 yılında sosyal güvenlik uzmanı Júlia Pálinkás ile avukat György Krasznahorkai'nin oğlu olarak dünyaya geldi. 1973-1976 yılları arasında József Attila Üniversitesi'nde hukuk okudu. Üniversite yıllarında Gondolat Könyvkiadó adlı bir yayınevinde çalıştı.

1985 yılında ilk romanı 'Sátántangó'yu (Şeytan Tangosu) yayımladı. Kitabın elde ettiği başarı sayesinde kısa sürede Macar edebiyatının önemli temsilcilerinden biri haline geldi. Yıkımın eşiğindeki bir köyde, kurtuluşla yıkım arasındaki ince çizgide salınan karakterler aracılığıyla ahlaki ve toplumsal çöküşü anlatan roman, distopyanın içinden insanın en çıplak hâlini gösterir.  Şeytan Tangosu, BélaTarr’ın yedi buçuk saat­lik siyah beyaz filmiyle (1994) sinema tarihine de geçti.  

1986’da Kegyelmi viszonyok (Af Koşulları) adlı öyküsü yayımlandı. 1987 yılında komünist rejimle yönetilen ülkesinin sınırları dışına ilk defa çıkarak Batı Berlin'e gitti. Burada bir yıl boyunca kaldıktan sonra başta Fransa ve İspanya olmak üzere bir süre Batı Avrupa'da kaldı. İkinci romanı 'Az ellenállás melankóliája' Almanya'da büyük başarı elde etti. Yazar, Bestenliste Ödülü'nün sahibi oldu. 

1990'lı yılların başlarında ilk defa Çin, Japonya ve Moğolistan'ı ziyaret eden yazar yazacağı sonraki eserlerinde Uzak Doğu felsefesine de yer verdi. Moğolistan ve Çin’de yaşadıklarını Az urgai fogoly (Urga Mahpusu, 1992) ve Rombolás és bánat az Ég alatt (Gökyüzünün Altında Yıkım ve Keder, 2004) kitaplarında sorguladı. 

Savaş ve Savaş (1999), Direnişin Melankolisi (1993), Északról hegy, Délrl tó, Nyugatról utak, Keletrl folyo (Kuzey Dağı, Güney Gölü, Batı Yolu, Doğu Deresi, 2003) ve Seibo Orada, Aşağıdaydı (2008) adlı yapıtlara imza attı.

Ünlü Macar yönetmen Béla Tarr'la çok yakın arkadaştır. Yönetmenin çektiği neredeyse bütün filmlerin senaryosu Krasznahorkai imzası taşımaktadır. 1988 yılında 'Kárhozat' adlı filmle başlayan bu ortaklık 2011 tarihli 'A torinói ló'ya (Torino Atı) kadar 5 kez devam etmiştir.

László Krasznahorkai 2015'te Man Booker Uluslararası Ödü­lü’nü, 2025'te ise Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel Komitesi, ödülün “kıyametvari bir dehşetin ortasında bile sanatın gücünü yeniden teyit eden, etkileyici ve vizyoner bir külliyat” ortaya koyduğu için Krasznahorkai’ye verildiğini açıkladı...

22 Ocak 2026 Perşembe

Ayfer Tunç



 1964’te Adapazarı’nda doğan Ayfer Tunç’un okurluğu ile yazarlığı neredeyse eş zamanlı başladı denebilir. İlk romanını ilkokul ikinci sınıfta yazdı. Kemalettin Tuğcu okuyordu ve yazdığı kitabın konusu yoksulluktu. Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarında hepimizi etkileyen merhamet duygusu küçük Ayfer’i de etkilemiş olsa gerek. Yazmak ona öylesine müthiş bir zevk veriyordu ki en sevdiği oyun haline geldi. O nedenle sokakta oynayan değil evde okuyan bir çocuk oldu. İlkokul 3. sınıftayken bütün Orhan Kemal kitaplarını okumuştu bile. Bir yandan yazmaya da devam etti. Aynı zamanda apartman komşuları olan müzik öğretmeninin ailesini teşvik etmesiyle 14 yaşında İstanbul’daki Erenköy Kız Lisesinde ailesinden uzakta yatılı okumaya başladı. Lisede bir yandan ileride yazacağı kitaplara sızacak anılar birikiyor bir yandan da kitap okumayı hız kesmeden sürdürüyordu. Sonraki yıllarda yazacağı Yeşil Peri Gecesi romanı bu ortamdan ve bu dönemde tanıştığı kişilerden oldukça etkileniyor.

Sosyal bilimlere meraklı olduğu için seçtiği İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bir yazar için ideal bir okul olarak görüyor. Okulda aldığı sosyoloji, tarih, siyaset, hukuk ve ekonomi gibi dersler onun yazarlığı için mükemmel bir altlık oluşturuyor ve tabii okuyor, okuyor. Bu yıllarda aynı zamanda edebiyat ve kültür dergilerinde yazmaya başlıyor. Sokak dergisinde, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalıştıktan sonra 1999-2004 yılları arasında Yapı Kredi Yayınlarının yayın yönetmenliğini üstleniyor. Uzun yıllardır pek çok projede çalıştığı yakın arkadaşı Murat Gülsoy’la da Yapı Kredi Yayınlarında çalıştığı dönemde tanışıyor. Murat Gülsoy’un teklifiyle Hayalet Gemi dergisinde düzenli yazılar yazıyor.

Kendisinin senaryo yazımı, Murat Gülsoy’un da yaratıcı yazarlık dersleri verdiği “yazmak/okumak/düşünmek/sormak/merak etmek atölyesi” olan Yazmak Atölyesi’ni kuruyor. Yazmak Atölyesi’nde alanlarının uzmanları tarafından verilen editörlük, düzeltmenlik, yazma, okuma atölyelerinin yanı sıra edebiyata, sanata, topluma dair farklı konularda da eğitimler düzenleniyor.

Ayfer Tunç çok üretken bir yazar. Okurlarını asla hayal kırıklığına uğratmadığı gibi çok uzun süre bekletmiyor da. Yalnızca çok yazmıyor aynı zamanda farklı türlerde de yazıyor.

İlk öykü kitabına da ismini veren Saklı adlı hikâyesiyle kadın temalı tek bir öykü istenen yarışmaya katılarak 1988-1989 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanıyor. Saklı kitabı Cem Yayınevinden çıkıyor. Kitap daha sonra EvvelOtel-Saklı adıyla basılıyor. Bu kitapta Saklı’da yer alan öykülerini yeniden ele alıp “Şimdi olsa böyle yazardım” diyerek ikinci kez kaleme alıyor.

Mağara Arkadaşları, Ayfer Tunç’un Saklı’dan sonra yazdığı öykü kitabı. Bu Tunç’un edebiyatının başlangıcı olarak görülmesini istediği kitap aynı zamanda. Bu öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları basıyor. Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kağıt-Makas öykü kitaplarıyla yazarımızın öyküdeki yetkinliği artıyor. Bu kitaplarında yer alan Suzan Defter ve Aziz Bey Hatırası öylesine öne çıkan öyküler oluyor ki her biri yer aldığı kitaptaki diğer öyküleri deyim yerindeyse gölgeliyor ve sonrasında Can Yayınları tarafından -isteyen uzun hikâye isteyen novella diyebilir- ayrı kitap olarak basılıyor.

Ayfer Tunç’un ilk romanı daha sonra bir üçlemeye (Kapak Kızı Üçlemesi) dönüşecek olan “Kapak Kızı”.

Üçlemenin diğer kitapları Kapak Kızı’nın hemen ardından gelmiyor. Bunun yerine yalnızca Ayfer Tunç külliyatının değil Türk edebiyatının da en özel kitaplarından biri olan “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”’ni yazıyor Ayfer Tunç.

Ayfer Tunç üçlemesinin ikinci kitabı olan Yeşil Peri Gecesi’nde anlattığı hikâyenin arka planındaysa 1970’ler ve 80’ler Türkiye’si var.

Tunç’un en çarpıcı kitaplarından biri olan Dünya Ağrısı, 2014 yılında yayımlanıyor.

Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura yine iki farklı anlatıcısı olan bir roman. Sadece anlatıcılar değil mekânlar da çift; İstanbul ve New York. Anlatıcıları ve mekânları birleştirense bir hastalık. Yazarken notlar alan Ayfer Tunç, bu kitabı yazarken “hayattan niye korkuyoruz, ölmekten niye korkuyoruz” diye iki ana başlık altında notlar almış. Dolayısıyla her ne kadar ismi aksini düşündürtse de bir aşk romanı değil aslında bu kitap.

2020 yılında Ayfer Tunç üçlemesinin üçüncü kitabı olan “Osman” yayımlanıyor. 2023 yılında yayımlana Kuru Kız,  taşranın karanlığından kurtulup dünyanın sonundaki şehir Ushuaia’ya yerleşen bir kadının öyküsünü anlatıyor.

Ayfer Tunç’un en sevilen kitaplarından biri türü yaşantı olarak tanımlanabilecek “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” adlı eseri. Bu kitapta Tunç, 1970’li yılların başından itibaren Türkiye’nin de 30 yılına ait gündelik hayatı hafızasında kalan anılar, dönemin siyasi, sosyal ve kültürel olaylarıyla birlikte aktarıyor.  2001 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ve büyük ilgi gören kitap, 2003 yılında altı Balkan ülkesi arasında düzenlenen Balkanika Ödülü’nü kazandı ve birçok yabancı dile çevrildi.  2007 yılında yayımlanan “Ömür Diyorlar Buna”, her ne kadar belli bir kategoriye yerleştirilmesi zor olsa da Ayfer Tunç tarafından “öyküleşmiş söyleşiler ya da söyleşilmiş öyküler” olarak tanımlanıyor ve yaşanmış, tanık olunmuş insan hikâyelerini anlatıyor. 2012 tarihli “Memleket Hikâyeleri”, Refik Halid Karay’ın aynı adla eserine bir gönderme. Ayfer Tunç Memleket Hikâyeleri’ni “Bugüne kadar gittiğim yerlerden, bana anlatılanlardan, okuduklarımdan, dinlediklerimden, bölük pörçük hatırladıklarımdan çıkan bir kitap oldu” diye tanımlıyor. Kitabın ilgi çekici yanlarından biri de Ayfer Tunç’un bu kitapta kendi çektiği fotoğrafları kullanmış olması.

Senaryo yazarlığı da yapan ve hatta bunun eğitimini de veren Tunç’un Sait Faik’in öykülerinden hareketle TRT için yazdığı “Havada Bulut” adlı senaryosu 2002’de 4 bölümlük bir dizi olarak yayımlanıyor. Bunun dışında Kızlar Yurdu (1992), Aliye (1994), Binbir Gece (2006) Sessiz Fırtına (2007) dizilerinin senaryo ekiplerinde yer alıyor. Senaryosunu, Aykut Tankuter ile beraber yazdığı Düş, Gerçek, Bir de Sinema filmi 1995 yılında Ankara Uluslararası Film Festivali ve Adana Altın Koza Film Festivali’nden ödüllerle ayrılıyor. Reşat Nuri Güntekin’in Bahçeli Lokanta öyküsü, Mahmut Şevket Esendal’ın Ev Ona Yakıştı öyküsü ve Muzaffer Buyrukçu’nun Sinema Düşleri öyküsünden uyarlanan üç bölümden oluşan filmle Ayfer Tunç bir kere daha edebiyatla sinemayı bir araya getiriyor. Senaryosunu Bahadır Karataş’la birlikte yazdığı Usta filmi 2009 yılında, Orhan Kemal’in aynı adlı romanından uyarladığı 72. Koğuş adlı senaryosu ise 2010’da filme çekiliyor.

16 Ocak 2026 Cuma

Carlos Fonseca

 



Kosta Rikalı yazar ve akademisyen Carlos Fonseca 1987 yılında San José, Kosta Rika’da doğdu, Porto Riko’da büyüdü. Liseyi Porto Riko’da bitirdikten sonra ABD’ye giderek Stanford Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat öğrenimi gördü. 2009 yılında Stanford’dan mezun olan Fonseca, Princeton Üniversitesi’nde Latin Amerika Edebiyatı ve Kültürü üzerine doktora yaptı. 2014 yılında yayımlanan ilk romanı Coronel Lágrimas ile eleştirmenlerden övgü aldı. 2016 yılında Guadalajara Kitap Fuarı’nda, 1980’lerde doğmuş en iyi yirmi Latin Amerikalı yazardan biri seçildi; 2017 yılında ise kırk yaşın altındaki en iyi otuz dokuz Latin Amerikalı yazarın sıralandığı Bogota39 listesine girdi. Ardından 2018 yılında, La lucidez del miope adlı deneme kitabıyla Kosta Rika’da Ulusal Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Eserleri The Guardian, BOMB, Art Flash ve The White Review gibi gazete ve dergilerde de yayımlanan Fonseca halen Londra’da yaşıyor ve Cambridge Trinity College’da ders veriyor. Hayvan Müzesi yazarın Türkçedeki ilk kitabı.


16 Kasım 2025 Pazar

Jorge Amado


 

10 Ağustos 1912’de Brezilya’nın Bahia eyaletinin güneyindeki Itabuna şehrinde babasının işlettiği kakao plantasyonunda dünyaya gelir. Bir yaşında iken çiçek hastalığı salgını nedeniyle ailesi ile birlikte  liman şehri Ilhéus’a taşınır. Çocukluğu burada geçti. Dört kardeşin en büyüğü idi. Bu şehrin tropikal ortamı hemen her yapıtında bir arka plan öğesi olarak yer alır.

Orta öğretim için eyaletin başşehri Salvador’a gider. 14 yaşında bazı dergilerde yazarak edebiyat hayatına başlar.

İlk romanı “O Pals do Carnaval” (Karnaval Ülkesi, 1931), 19 yaşında yayınlanır. Aynı yıl Matilde Garcia Rosa ile evlenir. Kızı Lila’nın doğduğu 1933 yılında çocukluğunda tanıklık ettiği sahneleri anlattığı Cacao (Kakao, 1933) romanı yayınlanır.

Rio de Janeiro’da Hukuk Fakültesini bitirir. Hiçbir zaman avukatlık yapmaz ama üniversite yıllarında  sol siyasetle tanışır ve giderek radikalleşir.   “Suor (Alınteri, 1934)” başlıklı romanında Brezilya işçi sınıfının mücadelelerini betimler.

Diktatör Getúlio Vargas rejiminde devrimci görüşleri nedeniyle 1935’te tutuklanır. İki yıl sonra tüm kitapları yasaklanır ve Brezilya’dan sürülür. Arjantin ve Uruguay’da geçirdiği sürgün yıllarından sonra Brezilya’ya döndüğünde eşinden ayrılır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1945’te Brezilya’da kurulan yeni rejimin kabinesinde komünistleri temsil eder. Aynı yıl yazar Zélia Gattai ile evlenir. 1947’de oğlu João Jorge dünyaya gelir. 1948’de kurucusu olduğu Komünist Partisi yasadışı ilan edilir, kapatılır, üyeleri tutuklanır ve Amado bu sefer Fransa’ya sürgün edilir ve beş yıl Fransa’da kalır. İki yılda Prag’da sürgün hayatı yaşadıktan sonra 1952’de Brezilya’ya geri döner ve eşinin ailesinin Rio de Janeiro’daki evine yerleşir.

1951’de Stalin Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Amado’nun siyasete olan ilgisi 1950’lerden itibaren azalırken erken dönem yapıtlarında baskın olan siyasal protestonun yerini olay örgüsü, karakter çizimi ve üslupta yetkinliğe önem veren bir romancı duyarlığı alır. 1943 ve 1944’te peş peşe yayımladığı “Sonsuz Topraklar” ve “Kızgın Topraklar” yeni bir gerçeklik ve üslup arayışını yansıtan geçiş romanlarıdır. 1958’de yayımlanan “Tarçın Kokulu Kız” ise Amado’nun erken dönem yapıtlarından gerek içerik gerek konu gerek anlatım bakımından farklıdır. Tarçın Kokulu Kız’da Amado toplumsal adalet, siyasal gerçeklik, isyan vb. temaları doğrudan ele almak yerine toplumsal değişim süreci içindeki bireyin çelişkilerini kurmaca düzleminde somutlaştırır. Amado’nun kişileri bundan böyle karikatür olmaktan çıkıp karakter haline gelirler.

1963’te yeniden Salvador, Bahia’ya dönen Amado tamamen edebiyata odaklanır ve peşpeşe romanlar yazar. Gecenin Çobanları (1964), Dona Flor e Seus Dois Maridos (Dona Flor ve İki Kocası, 1966), Mucizeler Dükkânı (1969), Tereza Batista: Savaş Yorgunu (1972), Tieta do Agreste (Tieta, Keçi Kız, 1977), Farda Fardão Camisola de Dormir (Kalem, Kılıç ve Gömlek, 1979), Tocaia Grande (Pusu, 1984), O Sumiço da Santa (Azizler Savaşı, 1988), A Descoberta da América pelos Turcos (Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi, 1994) gibi yapıtlarında Amado, Latin Amerika edebiyatına özgü büyülü gerçekçilik akımının olanakları ve kendine özgü bir dinî senkretizm ışığında Brezilya’daki hayatın zengin bir tasvirini sunar.

Amado’nun romanları 55 ülkede 49 dile çevrildi, sinemaya ve televizyona uyarlandı. Kırk yıl süresince Brezilya Yazarlar Akademisi’nin onur üyesi olan Jorge Amado, İngiltere, Fransa, Portekiz, İsrail ve İtalya’daki çeşitli üniversiteler tarafından fahri doktorayla ödüllendirildi.

1984’de François Mitterrand tarafından “Légion d’Honneur” ile ödüllendirildi.

6 Ağustos 2001’de hayatını kaybetti. Külleri dört gün sonra evinin bahçesine serpildi.

2 Kasım 2025 Pazar

Han Kang

 


 

Han Kang, 1970’de bir Güney Kore şehri olan Gwangju’da doğdu ve 9 yaşında ailesiyle birlikte Seoul’a taşındı. Han Kang babasının da saygın bir roman yazarı olduğu edebiyatçı bir aileden geliyor. Yazılarının yanı sıra, bütün edebi üretimine yansıdığı üzere kendini sanata ve müziğe adadı. 

Han Kang kariyerine 1993 yılında “Edebiyat ve Toplum” adlı dergide şiirler yayımlayarak başladı. 1995 yılında çıkan bir kısa hikâye derlemesi olan “Yeosu’nun Aşkı” ile düzyazı alanında ilk çıkışını yaptı. Bunu kısa bir süre sonra içinde kısa hikayelerin ve romanların da bulunduğu yazılar takip etti. Bu romanların arasından en dikkat çekici olan eseri “Soğuk Ellerin” Han Kang’ın sanata olan ilgisinin izlerini taşır. Kitap, kadın bedenlerinin alçı kalıplarını yapmakla takıntılı olan  kayıp bir heykeltıraşın geride bıraktığı el yazmasını yeniden üretiyor. Heykeltıraşın çalışmasında, insan anatomisiyle kişilik ve deneyim arasındaki oyun üzerinde durulurken, bedenin neyi ortaya koyduğu ve neyi gizlediği konusunda bir çatışma ortaya çıkar. Kitabın sonunda da anlamlı bir şekilde ifade ettiği gibi; “Hayat, uçurumun üzerinde uzanan bir köprü biz de onun aşağısında yaşayan maskeli akrobatlar gibiyiz.”

Han Kang’ın uluslararası dönüm noktası “Vejetaryan” adlı kitabıyla gerçekleşti. Üç bölüm halinde yazılmış olan bu kitap, ana karakter Yeong-hye’ın yemek yeme normlarına uymayı reddetmesiyle onu takip eden şiddetli sonuçları portreliyor. Yeong-hye’ın et yememe kararı değişik ve tamamıyla farklı tepkilerle karşılanıyor. Davranışları hem kocası hem de otoriter babası tarafından zorla reddediliyor. Bir video sanatçısı ve Yeong-hye’in pasif bedeniyle takıntılı olan eniştesi tarafından estetik ve erotik olarak sömürülüyor. En sonunda kendisi, sonraları kardeşinin onu oradan kurtarmaya ve “normal” bir hayat yaşaması için eve geri götürmeye çalışacağı bir psikiyatri kliniğine yatırılıyor. Buna rağmen Yeong-hye, tehlikeli olduğu kadar baştan çıkarıcı bir bitki krallığının sembolü olan “yanan ağaçlar” şeklinde ifade edilen psikoz benzeri bir durumun içine daha da çok batıyor.

Daha olay örgüsüne bağlı olan kitabı “Rüzgar Esiyor, Git” ise arkadaşlık ve sanatla ilgili geniş ve karışık, keder ve dönüşüm özleminin güçlü bir şekilde mevcut olduğu bir kitap.

Han Kang’ın ekstrem hayat hikayelerine olan fiziksel empatisi, giderek daha yoğun hale gelen metaforik tarzıyla güçleniyor. ”Yunanca Dersleri” savunmasız iki kişinin arasındaki olağanüstü ilişkiyi büyüleyici bir şekilde anlatıyor.

Han Kang’ın, 1980 Gwangju Ayaklanması’nı merkezine alan Türkçe’ye "Çocuk Geliyor" olarak çevrilen Human Acts isimli romanı ise Güney Kore’nin karanlık tarihine ışık tutuyor. Roman, 1980 yılında Güney Kore'de askeri diktatörlük kuran darbeye tepki olarak gerçekleşen öğrenci protestoları (Gwangju Ayaklanması veya Gwangju Demokrasi Hareketi olarak bilinen, Güney Kore'nin Gwangju kentinde 18-27 Mayıs 1980 tarihleri arasında darbe yönetimine karşı gerçekleşen protesto gösterileri) sırasında geçiyor.

Nobel Edebiyat Ödülü komitesinin üyesi olan Anna-Karın Palm, “Han’ın eserleriyle tanışmamış okuyucular önce “İnsan Davranışları” adlı romanıyla başlamalı. Bu eser canlı ve cansız olanın nasıl iç içe oluğunu ve bu gibi travmaların nasıl kuşaklar boyu sürdüğünü gösteriyor fakat Han’ın yoğun ve lirik yazımı, bu tarihsel vahşet karşısında adeta bir teselli görevi görüyor.” diyor. Bu roman, Güney Kore’de öğrencilerin önderlik ettiği demokrasi yanlısı gösteriler sırasında 100’den fazla sivilin öldürüldüğü 1980 Gwangju Ayaklanmasını yansıtıyor. 

Nobel Edebiyat Ödülü komitesinin başkanı olan Anders Olsson ise Han hakkında “Han Kang, eserlerinin her birinde tarihsel travmalar ve görünmez kurallarla yüz yüze geliyor ve insan hayatının kırılganlığını ortaya çıkarıyor. Han, beden ve ruh, canlı ve cansız arasındaki bağlantıların benzersiz bir farkındalığına sahip. Han’ın şiirsel ve deneysel tarzı, onu çağdaş dünyanın yenilikçilerinden biri haline getirdi” açıklamalarında bulundu.

Kang, "tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan hayatının kırılganlığını ortaya koyan yoğun şiirsel düzyazısı" nedeniyle 2024 Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü.

  


2 Mayıs 2025 Cuma

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

 



Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. Babası Karaosmanzâdelerden Abdülkadir Bey, annesi İkbal Hanım'dır. Ailesi Yakup Kadri 6 yaşındayken Manisa'ya yerleşti ve İlköğrenimine burada başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı.

II. Meşrutiyet'ten biraz evvel ailesiyle Türkiye'ye gelip İstanbul'a yerleşti. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi.

1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Refik Halid (Karay), Ali Faik (Ozansoy), Celal Sahir (Erozan) ve Müfit Ratip'in kurduğu Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. Fecr-i Âticiler'in 'sanat şahsî ve muhteremdir' görüşünü paylaştığı ve 'sanat için sanat' yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı.

1916'da tüberkülozdan tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. Savaştan sonra Tedkik-i Mezâlim Heyetinde görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya civarını dolaştı.

Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak (1922) I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi (1927) II. Meşrutiyet´in, Sodom ve Gomore (1928) Mütareke döneminin, Yaban (1932) Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara (1934) Cumhuriyet´in ilk on yılının, Bir Sürgün (1937) II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır.

1923 yılında 19. yüzyıl Osmanlı bürokrasisinden Mehmed Asaf Paşa'nın kızı, Türk siyasetçi-gazeteci Burhan Belge'nin kız kardeşi Ayşe Leman Hanım ile evlendi.

1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 1955’te emekli olup yurda döndü.

1955'ten sonra anı kitapları yazmıştır. Zoraki Diplomat (1955), Anamın Kitabı (1957), Vatan Yolunda (1958), Politikada 45 Yıl (1968), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra kurucu meclis üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi Manisa milletvekili (1961) olur. 1962'de Atatürk ilkelerinden uzaklaştığını ileri sürerek partisinden ayrılır. 1965'te siyasî hayata tamamen veda eden Karaosmanoğlu'nun son resmî vazifesi Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu başkanlığıdır.

13 Aralık 1974'te Ankara'da ölen Yakup Kadri, İstanbul-Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığına annesi İkbal Hanım'ın yanına defnedildi.



21 Nisan 2025 Pazartesi

Başar Başarır


 

970 yılında İstanbul’da doğdu. 1987’de İstanbul Erkek Lisesi’ni ve 1992’de Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. British Council bursuyla City University London’da uluslararası iletişim ve sosyoloji konusunda yüksek lisans yaptı.

Tarih Vakfı’nın yayın bölümünde, çeşitli televizyon yapımlarında görev aldıktan sonra CNN Türk kanalının hazırlık ve kuruluş aşamalarında bulundu ve kanal yayına başladıktan sonra program koordinatörü olarak görev yaptı. İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesinde yarı zamanlı olarak “Siyasal İletişim” dersleri verdi. Dijital yayın platformu D-Smart’ın İçerik Grup Başkanlığı görevini 2020 yılında bıraktıktan sonra yalnızca roman yazmaya devam etti.

Lise yıllarında şiirle ilgilenen yazar makine mühendisliği bölümüne girdikten sonra şiiri bırakıp öyküye geçti. Öykü yazmaya 1990’lı yıllarda başladı; 2004 Sait Faik Hikâye Armağanı’na” Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri “ ile, 2014 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne “Teklifinizle İlgilenmiyorum” ile, 2017 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne “Sibop” adlı romanı ile layık görüldü. Adam ÖyküDüşler ÖykülerEşik CiniHürriyet Gösteri, In VivoNarYaşasın Edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı.

Öykülerde bir şey anlatmaktan çok, okuru sarsmak peşinde olduğunu söyleyen yazar, şiirsel bir dille öykü yazdığını belirtmiştir. İlk üç kitabı diğerlerine göre daha kapalı metinlerden oluşurken gittikçe zengin ve karmaşık okumalara olanak sağlayan anlatımı yeğlemiştir. Nedir Hayat? adlı kitabın içerisinde yer alan “Bilanço 30” adlı öyküde olduğu gibi biçimsel değişiklikler yapan yazarın öyküleri genel itibarıyla yenilik arayışını gösteren, birbirini tekrar etmeyen kurgulara sahiptir. Ününü yazdığı öykülerle kazanmış olmakla birlikte 2017’de ilk romanı “Sibop”u, 2021’de ise “Dolunay İki Gece Sürer”i yayımlandı. Kâmran Yüce’nin şiirlerini derlediği “Dünyaya Sevgilerle” kitabı ise 2023’te basıldı.


4 Mart 2025 Salı

Yiyun Li

 



Yiyun Li, 4 Kasım 1972 yılında öğretmen bir anne ve nükleer fizikçi bir babanın çocuğu olarak  Pekin, Çin'de dünyaya gelmiş. Liseyi matematik sınıfında bitirdikten sonra 1991 yılında “People's Liberation Army”de iki yıllık  mecburi askerlik hizmetini tamamlamış. Pekin Üniversitesi  İmmünoloji bölümünden  1996 yılında mezun olan  Li ,  kariyer yapmak üzere Amerika’ya gitme hayalini gerçekleştirmiştir. 2000 yılında Iowa Üniversitesinden “Master of Science in Immunology” derecesini almış, ancak  yazıya olan merakı sonucu doktora yapmaktan vazgeçerek  2005 yılında aynı üniversitenin kurgu ve yaratıcı yazarlık programlarına katılmış. 

Li’nin  edebiyat kariyeri ilk olarak yazdığı kısa hikayelerle başlamış. Bu hikayeleri, prestijli edebiyat dergilerinde yayımlanmış ve kısa sürede edebiyat dünyasında dikkat çekmiş. 2005 yılında, “A Thousand Years of Good Prayers” adlı hikaye koleksiyonu ile Frank O’Connor Uluslararası Kısa Hikaye Ödülü’nü kazanmış. Yazar bu koleksiyonunda, göçmen deneyimleri, kültürel çatışmalar ve insan psikolojisi gibi karmaşık konuları ustalıkla yazıya dökmüş.

2005-2008 arası Oakland’da kocası ve iki oğlu ile yaşayan Li, “University of California, Davis”in İngilizce bölümünde dersler vermek için 2008 de California’ya taşınmış. Bu dönemde Li’nin ilk romanı olan “The Vagrants – Serseriler” 2009 yılında yayımlanmış. Roman, toplumsal değişimlerin bireyler üzerindeki etkilerini inceler ve insanların kişisel özgürlüklerini arama çabalarını anlatır. 2017 yılından itibaren  Princeton Üniversitesi,  The Lewis Center for The Arts böümünde  yaratıcı yazarlık dersleri vermeye başlayan Li, 2022 yılında bu bölümün direktörü olmuştur.

Yiyun Li, eserlerinde genellikle dilin gücünü ve insan psikolojisinin derinliklerini vurgular. Kimlik, aidiyet ve yabancılaşma gibi temaları ustaca işler. Hem Çin hem de Amerika’nın kültürel karmaşıklıklarını anlama ve yansıtma yeteneği ile tanınır. Eserlerini yalnızca ingilizce olarak yazan Li bir röpörtajında  böylece kendini daha özgür hissettiğini belirtmiş.

Yiyun Li, 2012 yılında depresyona girmiş ve iki defa intihara teşebbüs etmiştir. Hastaneden toparlanıp ayrıldıktan sonra kurgu yazma ilgisini kaybetmiş ve bir yıl boyunca çeşitli hatıralar, biyografiler, günlükler, dergiler okumaya odaklanmış. Bu dönem yaşadığı depresyonu anlattığı anı kitabı “Dear Friend” 2017 yılında basılmış. Kitap basıldıktan birkaç ay sonra 16 yaşındaki oğlu Vincent intihar etmiş. 2019 yılında basılan “Where Reasons End” romanında  Li bu yas dönemine değinir. Şubat 2024 de ise 19 yaşındaki oğlu bir tren kazası geçirmiş ve hayatını kaybetmiştir. Yetkililer bu ölümün de bir intihar olduğunu raporlamışlardır.

2022’de yayınlanan “Kazkafanın Hikayesi - The Book of Goose”, 2023 yılında “PEN/Faulkner Award for Fiction” ödülünü kazanmış. Kitapları bugüne kadar 20 den fazla dile çevrilen Li kariyeri boyunca çok sayıda ödül almış, 2024 Booker prize gibi önemli kitap ödülleri jürilerinin üyesi olmuş, ayrıca ilk önce 35 yaş altı, daha sonra 40 yaş altı izlenmeye değer Amerikalı yazarlar arasına seçilmiş.

Yiyun Li  hâlâ California’da yaşıyor ve California Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri veriyor.



10 Şubat 2025 Pazartesi

Yasunari Kawabata

 


1899’da Osaka’lı varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babasını iki, annesini üç yaşındayken kaybetti. İlk öykülerini lise öğrencisiyken yayımladı ve 1924’te Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nden mezun oldu. Aynı kuşaktan yazarlarla birlikte Bungei Jidai (Sanat Çağı) dergisini çıkarmaya başladı. Kawabata’nın kendisi de Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da filizlenen avangard akımlardan etkilenmiştir. Senbazuru (Bin Turna, 1952), Yama no Oto (Dağın Sesi, 1954) ve Karlar Ülkesi (1956) romanlarıyla uluslararası ün kazanan Kawabata, 1968’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Japon yazar oldu. 1972’de Zushi’deki evinde hayatına son verdi. Ölümünün ardındanYükselen Güneş Nişanı’na layık görüldü.



5 Ocak 2025 Pazar

Alain De Botton


 

Alain De Botton, 20 Aralık 1969 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde dünyaya geldi. Babası “Global Asset Management”’ın yaratıcısı da olan bir finansördü. Alain De Botton, 8 yaşına kadar Zürih’te yaşadı, bu dönemde iyi düzeyde Almanca ve Fransızca öğrendi. 1977 yılında İngiltere’ye geldikten sonra, Oxford’daki Dragon School’a kaydoldu. Sonrasında eğitimine Harrow School’da devam etti. Bu okuldan mezun olduktan sonra tarih okumak için CambridgeÜniversitesi’ne gitti. Felsefe doktorası yapmak üzere Harvard Üniversitesi’ne başladı, fakat roman yazmak istediği için çalışmalarına bu yönde devam etmeye karar verdi.

1993'de ilk romanı “Essays In Love” ( Aşk Üzerine) yayınlandı. Eleştirmenlerce ayakta alkışlanan kitapta, aşk kavramı, bir ilişkinin ekseninde a’dan z’ye ele alınıyordu. Kitabın tarzı farklıydı, çünkü roman türünde pek karşılaşılmayan nitelikte analizler ve yansımalar içeriyordu. Filozoflardan ve büyük düşünürlerden yapılan alıntılar kurgusal bir hikayeyi aydınlatıyor, konunun işlenişine çok boyutluluk katıyordu.

 Essays In Love’ın ardından 1994 yılında “The Romantic Movement” (Romantik Hareket) ve hemen ardından 1995’te “Kiss and Tel”l (Öp ve Anlat) yayınlandı. Bu iki kitapta da De Botton, farklı tarzını zengin ve etkileyici anlatımıyla bütünlemeye devam etti.

1997 yılında dördüncü kitabı “How Proust Can Change Your Life” (Proust Hayatınızı Nasıl Değiştirebilir?) yayınladığında tüm dünya onu tanımaya başladı. Kitap Amerika ve İngiltere’de best-seller oldu. Dahiyane yazar Proust’un hayatını ve çalışmalarını baz aldığı kurgusal olmayan kitabında, De Botton, ironik biçimde yeni bir “Kendi kendine yardım” teorisi geliştirdi ve bu konuda daha önce yayınlanıp büyük yankı bulmuş “kendine kendine yardım” kitaplarının analizini yaptı.

"The Consolations of Philosophy" (Felsefenin Tesellisi), 2000 yılında raflardaki yerini aldı. Alain de Botton bu kitabında bütün zamanların en büyük düşünürlerinin hayatları ve yazdıkları arasından günlük yaşama bilgece yaklaşımlarını bir araya getirdi. Felsefe ve edebiyatın aynı potada eridiği kitabı, 2002 yılında yayınladığı “The Art of Travel”(Seyahat Sanatı) takip etti. De Botton bu kez de okuyucularını Flaubert, Wordsworth, Baudelaire ve Van Gogh gibi yazar ve sanatçıların rehberliğinde, yine vizyonu geniş olan bir edebi seyahate çıkardı.

2004 yılında statü endişesinin tarihsel öyküsünü ve tarih boyunca bu endişeyi yenmeye çabalamış hareketleri incelediği kitabı “Status Anxiety”i(Statü Endişesi) yayınladı. Kitapta toplumun acımasız yargılarına karşı kalkanlar edinen ve bu yolla mutluluğa ulaşmaya çalışan yalın ayaklı filozofların, üstsüz bohemlerin, komedyenlerin, şair ve ressamların resmi geçidini okurlarına sundu.

Alain De Botton 2006 yılında “The Architecture of Happiness”i( Mutluluğun Mimarisi) yayınladı. Bu kitabında yazar, farklı yapıda binalar, duvarlar, ev eşyaları ve çevre düzeniyle çevrili olan hayatımızda mimari ve mutluluk arasındaki bağı inceledi.

Alain De Botton’un aynı zamanda yönetmen Neil Crombie ile kurduğu, kitaplarının ve çalışmalarının belgesellerinin hazırlandığı, “Seneca Productions” adında bir prodüksiyon şirketi var.

2003 yılında evlendiği eşi Charlotte, iki oğlu Samuel ve Saul’le birlikte batı Londra’daki Hammersmith kentinde yaşıyor.

1 Aralık 2024 Pazar

Yu Hua

 


Yu Hua, 1960 yılında, Çin’in doğusunda yer alan Hangzhou’da doğdu. Çocukluğu, izleri tüm yapıtlarında görülebilecek Çin Kültür Devrimi yıllarında (1966-76) geçti. Diş hekimliği öğrenimi gördü. Beş yıl boyunca diş hekimliği yaptıktan sonra mesleğini tümüyle bırakıp kendisini edebiyat çalışmalarına adadı. 1993’te yayımlanan romanı Yaşamak [Huózhe], Çinli yönetmen Zhang Yimou tarafından sinemaya aktarıldı. Ülkesinde yasaklanan film, Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’e [Grand Prix] layık görüldü. Her ne kadar romandaki melankoliyi aktarmakta yetersiz kaldığı ve kurguya sadık kalmadığı için eleştirilse de film, kitabın ülkesinde büyük bir şöhret kazanmasını ve dünyada dikkat çekmesini sağladı. Yaşamak, İngilizceye çevrilmesinin ardından Amerika başta olmak üzere birçok ülkede çok satan kitaplar listelerine girmekle kalmadı, edebî niteliğiyle edebiyat çevrelerinde büyük bir heyecan uyandırdı. İtalya’da Premio Grinzane Cavour Ödülü’nü alan roman art arda birçok dile çevrildi ve yazarın Kanını Satan Adam [Xǔ Sānguān Mài Xuè Jì], 1995) romanıyla birlikte, doksanlı yılların en etkileyici romanları arasında gösterildi. Nobel ödüllü Mo Yan ile birlikte Modern Çin edebiyatının yaşayan en önemli yazarı kabul edilen ve ilk kez bir Çinlinin aldığı James Joyce Ödülü’nün de aralarında olduğu birçok saygın ödülüne layık görülen Yu Hua’nın eserleri, iki binli yıllarda yayımlanan Yağmurda Gözyaşları [Zaixiyuzhong Huhan], Kardeşler [Xiōng Dì], Alacakaranlıktaki Çocuk: Saklı Çin’in Hikâyeleri [Huánghūn lǐ de nánhái] romanları ve öykü kitapları ile birlikte şimdilik yirmiden fazla dile çevrilmiştir.


3 Kasım 2024 Pazar

Gianrico Carofiglio

 


Gianrico Carofiglio 1961 yılında Bari, Italya’da doğdu. Uzun yıllar organize suç örgütlerine karşı açılan davalarda savcı olarak görev yaptı.

Yazın hayatına 2002'de, bol ödüllü “Testimone inconsapevole - Bilinçsiz Tanık” adlı romanıyla girdi. Bu romanın baş karakteri Avukat Guido Guerrieri’nin maceraları  “Kapalı Gözler” adlı eserinde devam etti (2003). Her iki roman da İngilizce, Fransızca ve Almancaya çevrilip televizyon filmi haline geldi.

2006 yılında “Ragionevoli dubbi (Reasonable Doubts)”, 2007’de “Premio Fregene” ve “Premio Viadana” yayınlandı.

2007’de İtalyan parlamentosunca kurulan anti-mafya komitesine danışman olarak atandı ve 2008-2013 yılları arasında senatörlük yaptı.

2014 yılında Başkahramanı Jandarma memuru Pietro Fenoglio olan yeni bir seri yazmaya başladı. “Una mutevole verità (A Shifting Truth)”, “L’estate fredda (The Cold Summer)”, “La versione di Fenoglio (Fenoglio’s Version)”.

Çok satan suç romanlarının yanı sıra roman, öykü ve denemeleri de bulunmaktadır.

Silahsız savunma sanatlarına tutkun ve bu konuda uzman olan Carofiglio karatede siyah kuşağa sahiptir.

Evli ve iki çocuk babasıdır.


16 Mayıs 2024 Perşembe

Manuel Vilas

 


Manuel Vilas 1962’de Barbastro, Huesca’da doğdu. Hem şair hem de roman yazarı olarak çağının esaslı bir öncüsüdür.  Kısa hikâye seçkisi Zeta (2002), romanları Magia (2004) ve España (2008) ile okuyucular ve eleştirmenlerden tam puan alarak İspanyol edebiyatında olağanüstü bir yer kazanan ender yazarlardandır. Vilas sırasıyla şu şiir seçkilerini yayınlamıştır: El Cielo (2000), Resurrección (2005), XV Premio de Poesía Jaime Gil de Biedma ve VI. Fray Louis de Leon Ödülü’ne hak kazanan, eleştirmenler tarafından pek çok övgüye layık görülen Quimera dergisi tarafından 2008’in en iyi kitaplarından biri olarak seçilen Calor (2008). Ayrıca Aire Nuestro (2009), Los Inmortales (2012) El Luminoso Regalo (Parıltılı Armağan, 2013) ve Setecientos Millones De Rinocerontes (2016) kitaplarının da yazarıdır.

Otobiyografik romanı Ordesa (2018), edebiyatta nadir görülen dürüstlüğüyle İspanyol okuyucular ve eleştirmenleri oldukça şaşırtmıştır. İki haftada 20,000 adet baskı yapmış, çok satanlar listesine yerleşmiş ve dünya çapında 250,000 adetten fazla satılmıştır. 2019’da Fransa’da prestijli bir ödül olan Prix Fémina étranger ödülünü kazanmıştır. Aynı yıl yazarın Alegría (2019) adlı romanı da yayınlanmış ve Premio Planeta ödülü için finale kalmıştır. Los Besos (2021) romanının ardından yayınlanan yeni romanı Nosotros (2023), 2023’te İspanyol edebiyatının en eski ve en saygın ödüllerinden biri olan Nadal Prize’ı kazanmıştır.

 


30 Nisan 2024 Salı

Isabel Allende

 


Isabel Allende 1942 yılında Peru’nun başkenti Lima’da doğar. Babası Tomas daha sonraki yıllarda Şili’nin başına geçecek olan Salvador Allende’nin kuzenidir. Annesi Francisca Llona Barros'tur. Isabel henüz üç yaşındayken babası Tomas ortadan kaybolunca annesi üç çocuğunu alıp kendi ülkesine, Şili’nin başkenti Santiago’ya geri dönüp ailesinin yanına yerleşir. Annesi yeniden evlendiğinde, bir diplomat olan üvey babası Ramon’la birlikte Lübnan’a giderler. Beyrut’ta eğitimine devam eden Isabel, on altı yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte1958'de ülkesine döner.

Liseyi bitirdikten sonra Tarım ve Gıda Örgütünde (FAO) sekreter olarak çalışmaya başlar ve uzun bir süre bu görevini sürdürür.

1962 yılında, mühendislik eğitimi gören erkek arkadaşı Miguel ile evlenen Isabel bir yandan evinin kadını olmaya çalışırken bir yandan da çeviriler yapmakta, gazete ve dergilerde çalışmaktadır. Evlendikten hemen sonra kızları Paula, ardından da oğulları Nicolas dünyaya gelir.

Bu dönemde Paula isimli feminist bir dergide on beş günde bir köşe yazısı yazmak üzere işe girer. “Mağara adamınızı medenileştirin” isimli bu köşe tamamen kadınlara yönelikti ve erkekleri nasıl eğitmek, medenileştirmek gerektiğini oldukça komik bir şekilde salık veriyordu.

Allende bir yandan dergide yazmaya devam ederken bir yandan da televizyon programları yapıyordu. Bu programlar o dönemde oldukça popülerdi. 1971 yılında ‘El Embajador’

(Büyükelçi) adıyla kaleme aldığı tiyatro oyunu 1973 yılında Santiago’da sahnelendi. Aynı yıl, bir çok Şilili gibi Isabel Allende’nin de hayatı değişti.

Tarihin kaydettiği en eli kanlı diktatörlerden biri olan General Pinochet, Amerikan istihbarat örgütü CIA ile birlikte gerçekleştirdiği askeri darbe sonucunda 11 Eylül 1973 günü Şili’nin başına geçerken, ülkenin seçilmiş başkanı Salvador Allende de çarpışarak ölür. Aradan iki yıl geçmeden, soyadı nedeniyle sürekli ölüm tehditleri alan Isabel, çareyi kocası ve iki çocuğu ile birlikte Venezuella’ya kaçmakta bulur.

Her şey 8 Ocak 1981 günü başlar.

Sürgünde kendine yeni bir hayat kuran Isabel, Caracas’da gazetecilik yaparken çok sevdiği dedesinin ağır hasta olduğunu öğrenir. Ülkesine geri dönmesi ve dedesini ziyaret etmesi mümkün değildir. O gün Isabel kalemi eline alır ve yazmaya koyulur. Bir yıl boyunca neredeyse her gün annesine bir mektup gönderir. Sonunda bu mektuplar bir roman haline gelir ve ortaya “Ruhlar Evi – House of Spirits” (1982) çıkar.

İlk romanı ile gelen şöhretle yazarlık kariyerine güçlü bir giriş yapan Isabel gazetecilik mesleğini terk eder ve kaderinin ona açtığı yolda yürümeyi sürdürür. ilk romanının ardından Şili’deki politik cinayetleri ele alan “Of Love and Shadows”, ardından hikayeler anlatan bir kadının hayatını konu alan “Eva Lun”a (1987) ve “Eva Luna Anlatıyor” (1989) yayınlanır. 

1987’de ilk kocası Miguel Frias’dan ayrılan Isabel Allende, kitap tanıtımı için gittiği Kaliforniya’da bir akşam bir grup insanla yemeğe çıkar. Karşısında Of Love and Shadows kitabından çok etkilendiğini söyleyen bir dul Avukat oturmaktadır. Bir gece sonra ilk beraberliklerini yaşarlar. Ardından Isabel Venezuella’ya uçar, kızına ve oğluna ne yapmak istediğini açıkladıktan sonra San Francisco’ya geri döner ve ilk evliliğinden doğma çocukları ile başı fena halde dertte olan bu yakışıklı avukatla, Willie Gordon ile evlenir. 

Her şey yoluna girmişken, Isabel Allende’nin telefonu bir gün yeniden ansızın çalar. 

Erkek arkadaşı Ernesto ile yeni evlenen yirmi sekiz yaşındaki kızı Paula aniden rahatsızlanmış ve koma halinde hastaneye kaldırılmıştır. Derhal uçağa atlayıp İspanya’ya giden Allende kızına yanlış teşhis konulduğunu ve yeterli ihtimamın gösterilmediğini düşünen bir annenin içgüdüsüyle kızını Madrid’den alıp Kaliforniya’ya götürür. Artık bir hastanede yirmi dört saat gözetim altında tutulan Paula için tıbben yapılabilecek bir şey de pek kalmamıştır. Çaresizlik içinde geçen o bir yıl boyunca Isabel kendini yeniden yazmaya verir. Bu kez de yattığı yerde şuursuz bir şekilde nefes alıp veren kızına seslenmektedir acılı anne. Çektiği sıkıntıları, yaşadığı karmaşık duyguları, içinden taşan öfkeyi, ana yüreğinde kabaran yakıcı isyanı, acıyı okurlarıyla paylaşacaktır Isabel. Yazarın en çok ilgi gören, adından en çok söz ettiren eserlerinden biri olan “Paula”, kızının ölümünden üç yıl sonra, 1995’de yayınlanır. 

“Aphrodite” (1998) ve “Kaderin Kızı’nın – Daughter of Fortune” (1999) ardından “Yüreğimdeki Ülkem – Portrait in Sepia” (2000) yayınlanır. Bu romanları, hikâyelerini ergenlik çağına geçiş yapan torunları ile birlikte oluşturduğu bir dizi fantastik çocuk kitabı izler. 

2019 yılı temmuz ayında yine Amerikan vatandaşı olan Roger Cukras’la evlenen Isabel Allende’ye göre on sekizinde aşık olmakla yetmiş beşinde aşık olmak arasındaki tek fark birlikte yaşanacak ve paylaşılacak zamanının sınırlı oluşudur. 

Allende, Büyülü Gerçeklik akımının en güçlü kadın isimlerinden biri olarak kabul edilir. Kitaplarında okurlarını geçmişlerini araştırmaya yönlendirir,bu yolla kendilerini bulmalarına yardımcı olur. Kendi hayatını, inançlarını ve en özel yaşanmışlıklarını okuyucuyla paylaşır. Bunu büyülü ve gerçeküstü öğeleri gerçeklerle ve Latin Amerika tarihiyle harmanlayarak ustalıkla yapar. Onun kitaplarında başrolde genelde kadınlar vardır. Anne/kız ilişkilerini de hemen hemen bütün romanlarında tekrarlayan güçlü, sevgi ve şefkat dolu, ölümden sonra bile devam eden ilişkiler olarak dikkat çeker. Bunda genç yaşta kaybettiği kızı Paula’nın ve kendi annesi Panchita’yla olan yakın ilişkisinin etkisi çoktur.

Isabel Allende’nin çalışmaları boyunca, sayısız kadın kahraman buluruz. Örneğin, “Canavarlar Kenti”nde, bir kadın baş karakter olmadığı halde, çok temel bir role sahiptir.

Şilili yazarın bir diğer önemli özelliği Latin Amerika ile ilgili düşünceleridir. Latin Amerika adetleri, gelenekleri, mevcut ikilemleri ve yerel kabileleri her zaman ona ilham kaynağı oldu. Isabel Allende, dünyanın güzelliği ve her toplumun çekici yanı için minnet doluydu. 

Isabel Allende, eserleri otuz beş dile çevrilmiş, kitabının 70 milyondan fazla satılmasıyla birlikte, dünyanın en çok okunan İspanyol yazarı kabul edilmiştir.

 


17 Mart 2024 Pazar

Sándor Márai

 



Sándor Márai, 1900 yılında Kashau’da, bugünkü Slovakya’da doğdu. 1928 yılında Budapeşte’ye gazeteci olarak geri dönmeden önce farklı Avrupa şehirlerinde yaşamış ve öğrenimine devam etmiştir. 1948 yılında politik nedenlerden dolayı Budapeşte’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Önce eşiyle Paris’e sonra Londra ve Salerno’ya gitmiş, 1952 yılında Kanada üzerinden California’ya göç etmiş ve 1989 yılında intihar edene dek burada yaşamıştır. Yaşamı boyunca elliden fazla roman yazdı. Macar edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Sándor Márai’nin sıradışı zihinsel özgürlüğü ve liberal değerlere bağlılığı Hitler ve Stalin’e karşı çıkmasına yol açtı. 1945’te, Nazi rejimi ile yöneltilmekte olan Macaristan’ın yenikomünist rejime geçmesiyle Márai ülkesini terk etmeye karar verdi. 1948’de Macaristan’ı terk etti ve bir daha asla geri dönmedi. Eserleri ölümünden sonra tanındı ve birçok dile çevrildi. Avrupa’da Stefan Zweig ve Joseph Roth kadar saygın ve iyi bir yazar olarak bilinir; onlar gibi, yıkılan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte yok olan parlak ve kozmopolit Orta Avrupa kültürünün 20. yüzyıldaki en büyük ve önemli temsilcilerinden biridir.


26 Şubat 2024 Pazartesi

Mihail Bulgakov

 



Mihail Afansyeviç Bulgakov, 15 Mayıs 1891’de bugün Ukrayna’nın başkenti olan Kiev’ de doğar. Yedi kardeşten en büyük üçüncüsüdür ve çocukluğunu kardeşleri için tiyatro ve komedi metinleri yazarak geçirdiği söylenir. Çocukluğundan gelen bu merakla Avrupa ve Rus Edebiyatı’na yönelen Bulgakov 1901 yılında Kiev’de First Kiev Gymnasium’da eğitim almaya başlar. Burada edebi temellerini oluşturan yazar 1909’da mezun olur ve tıp fakültesine geçer.

Annesi bir öğretmenken babası ilahiyat profesörü ve her iki dedesi de Rus Ortodoks Kilisesi’ nde din adamıydı. Ailesinin aksine dini bilimlerle ilgilenmek yerine babasının vefatından sonra annesinin ikinci eşinin mesleğinden –doktorluk- etkilenen yazar tıp bilimine yönelir. 1913 yılında tıp tahsilini yaparken Tatyana Lappa ile evlenir.

Birinci Dünya Savaşı dönemine denk gelen 1916 yılında mezun olan yazar, askerliğini pratisyen hekim olarak Sovyet Rusya’sının en ücra köşelerinde yaparken bu dönemdeki gözlemlerini ve tecrübe ettiği anılarını “Genç Bir Köy Hekimi” adlı kitabında öyküleştirir.

Orduda görev aldığı süreçte iki kez yaralanan yazar uzun süre morfin tedavisi görmek zorunda kalır. 1918 yılında neredeyse bağımlı hale geldiği morfini kendi iradesiyle terk ederken “Morfin” adlı eserini kaleme alır. Tezkeresini aldıktan sonra Ukrayna militanları, Beyaz Ordu ve Kızıl Ordu’nun savaş halinde olduğu Kiev’e dönen Bulgakov, Beyaz Ordu’da doktor olarak hizmet verdiği sırada ağır tifüs rahatsızlığı sebebiyle doktorluğu bırakıp bir süre gazetecilik yapmaya karar verir.

1919’da Vladikazkav’a taşınıp bir süre Kafkaslar’da bulunan yazar daha sonra ömrünün sonuna kadar yaşayacağı Moskova’ya taşınmıştır.Bu büyük ve büyülü şehre taşınmasından sonraki süreçte Bulgakov’un edebi eserlere kendini adadığını söyleyebiliriz. 1922- 1926 yılları arasında birçok oyun yazmasına rağmen bu oyunlar savaşın vahşetini ve dönemin baskısını yansıttığı için her defasında Stalin tarafından yasaklanıyordu. Bu arada 1924 yılında eşinden boşanıp ertesi yıl Lyubov Belozerskaya ile evlenecektir.

Aynı yıl çıkardığı “Köpek Kalbi” isimli eserinde Sovyet sisteminin ideallerini toplum üzerinde uygulamasına hicivli bir şekilde ele alan yazarın bu eseri de yasaklanmıştır.

1929’da yazarın hayatının zor geçecek 3.5 yıllık derin kriz dönemi başlar. Yayın yasağı bütün yapıtlarını kapsar hale gelir. Bu yıldan sonra, ne kitap yayımlatabilir, ne de bir oyunu sahnelenir. Bir süre yazmaya ara verir. Omuzlarında kesintisiz bir Sovyet baskısı hisseden Bulgakov, 1930 yılında çareyi dönemin lideri Stalin’e mektup yazmakta buldu. Stalin’e yazdığı mektupta yurtdışına çıkış izni istedi fakat bu isteği reddedilen yazara Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahne arkası bir iş teklif edildi.

Teklifi kabul eden yazar burada en büyük eseri olan ve yazımı tam 11 yıl süren “Usta ve Margarita”’yı yazmaya başladı. Diğer eserlerine gelen yasaklara ve bu eserini de muhtemelen yayımlayamayacağını bilmesine rağmen kendini ifade etmekten çekinmeyen yazara hayran olmamak elde değil.

Bulgakov aynı dönemde Usta’daki Margarita olarak kabul edilen Elena Shilovskaia ile 1932’de üçüncü evliliğini yaptı.

1927’den ölümüne kadar tüm eserleri yasaklı olan yazar hayatını idame ettirebilmek için çareyi ideolojik yönden Sovyet rejimi için sakınca içermeyen metinlere yönelmekte bulur. Cervantes ve Gogol gibi yazarların eserlerinden sonra  Moliere’in hayatını “Yobazların Oyunu” adıyla sahnede oynanabilir bir metin haline getirdi. Bir diktatörlük rejiminde yazarların rolünü anlatan bu oyunun Sovyet rejimi tarafından devlet politikasına paralel, uygun hale getirilmesi istense de Bulgakov bu isteği reddetti. Devlete karşı kendi inançlarında direnç göstermesi Bulgakov’u işinden etti. Daha sonra Moskova Operasında libretto yazarı olarak görevlendirildi. Bu arada Moskova Sanat Tiyatrosu’nun perde arkasını acımasızca yeren “Bir Ölünün Notları: Teatral Bir Roman”’ı yayınladı.

Yaşamının son dönemlerinde Stalin’in 60. yaş günü münasebetiyle onun devrimin ilk yıllarındaki yaşamını anlatan bir oyun yazdıysa da yine yakasına yapışan yasaklı damgasından kurtulamamıştı. Bunca olumsuzluğun içinde kör olan yazar artık yazılarını eşi ile birlikte yazıyordu.

10 Mart 1940’ta böbrek yetmezliğinden 49 yaşında yaşama veda eder. Usta ve Margarita ölümünden yıllarca sonra ancak 1966-67 yıllarında, eşinin gayretleriyle Moskova Dergisi’nde yayınlanabilir. Kitaplaşması ise 1973’ü bulur.


17 Ocak 2024 Çarşamba

Laetitia Colombani


 

Laetitia Colombani  1976'da Bordeaux, Fransa’da doğdu. Nantes'te iki yıl Cinésup hazırlık sınıfından sonra, École Nationale Supérieure Louis-Lumière'e girdi. 1998 yılında mezun oldu.

Kısa filmler, ardından iki uzun metrajlı film yazdı ve yönetti: Audrey Tautou, Samuel le Bihan’ın oynadığı “A la folie… pas du tout”  (2002), ve En İyi Senaryo dalında Sopadin Genç Ödülü'nü kazanan Isabelle Carré ile Kad Merad ve Catherine Deneuve’ün oynadığı "Me stars et moi (Yıldızlarım ve Ben)" (2008).

Birçok sinema filmi ve televizyon dizisinde aktris olarak rol aldı. En meşhuru 2012 yılında Florent Emilio Siri'nin yönettiği "Cloclo" adlı bir televizyon dizisidir.

Mayıs 2017'de yayınlanan ilk romanı “La Tresse (Saç Örgüsü)”, Kanada, Sicilya ve Hindistan'da farklı kadere sahip üç kadının hikayesini anlatıyor.

Saç Örgüsü, hâlihazırda sinemaya uyarlanmaktadır. Roman 36 dile çevrilmiştir. “Gezgin Okuyucular için 40. Bayrak Ödülü” , Ekonomide Kadınlar için 2017 Edebiyat Ödülü ve ilk roman için 2018 Kristal Küre dahil olmak üzere Fransa'da ve yurtdışında yirmiden fazla edebiyat ödülü kazandı.

2019 yılında, "Les Victorieuses (Kazananlar)" 'i  ve 2021 yılında “Le Cerf-volant (Uçurtma)”ı yayınladı.