Moderatör: Işıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moderatör: Işıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2025 Pazar

Veda Etmiyorum


                                                         Yazar: Han Kang

                                                         Orijinal Dili: Korece

                                                         Yayınevi: April Yayınları

                                                         Çeviren: Göksel Türközü

                                                         Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Kasım 2024, 5. Baskı

 

  

Adeta kış uykusundan uyanır gibi...

Uluslararası çoksatan yazar Han Kang’ın tüm dünyada ses getiren, son olarak Prix Mėdicis ve Prix Femina’ya layık görülen romanı Veda Etmiyorum, Güney Kore'nin bugünü ile acı dolu geçmişi arasında özümüzü bulacağımız bir yolculuğa davet.

Üç kadının bakış açısından Güney Kore tarihinin en karanlık zamanlarını okuyacağız.

Faili meçhullerin ve sivil katliamlarının damga vurduğu zamanları. 

Jeju Adası’nda durmadan yağan kar ve dinmek bilmeyen fırtına eşliğinde hayatın sönmeyen ışığını arayacağız.

Önümüzü görmemizi sağlayan, geride bırakılanlardan ve unutturulmaya çalışılanlardan yadigâr o ışığı.

Zamanlar arası salvolar atıyor, geçmiş ile bugünü edebiyatla örüyor Han Kang, jenerasyonlar boyu taşınan sırları bir romana sığdırıyor. Güney Kore'nin travmatik hafızası aydınlandıkça dünyanın dört bir yanındaki okurlar kendi coğrafyaları ile barışıyor.

Dostluğa övgünün, travmalara saygının ve unutmaya isyanın romanı: Veda Etmiyorum.

3 Mayıs 2024 Cuma

Violeta

 


                                               Yazar: Isabel Allende

                                               Orijinal Adı: Violeta

                                               Orijinal Dili: İspanyolca

                                               Yayınevi: Can Sanat Yayınları

                                               Çeviren: İnci Kut

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul,Aralık 2023, 1. Baskı

 

Violeta, 1920 yılının fırtınalı bir gününde, beş oğlu olan bir ailenin ilk kızı olarak dünyaya gelir. Daha doğduğu andan itibaren olağanüstü olaylar hayatına damga vurur: Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri hâlâ hissedilmektedir, İspanyol gribi Güney Amerika kıyılarına çoktan ulaşmıştır.

Violeta, sadece Violeta'nın yıkıcı kalp kırıklıkları ve tutkulu ilişkilerle, yoksulluk ve zenginlikle, korkunç kayıplar ve muazzam mutluluklarla dolu yüz yıllık yaşamının değil; aynı zamanda asırlık bir tarihe tanıklık eden kadın hakları mücadelesi, zorbaların yükselişiyle düşüşü ve sonuçta bir değil iki pandeminin şekillendirdiği hayatının öyküsüdür.

Unutulmaz tutkusu, kararlılığı ve mizah anlayışı nedeniyle ömür boyu büyük değişimler yaşayan bir kadını anlatan Allende, okurlarını bir kez daha hem büyüleyici hem de dokunaklı bir destanla baş başa bırakıyor.

 

Yorumlarımız:

Isabel Allende Violeta romanının esin kaynağının annesi olduğunu, 2018 yılında kaybettiği annesinin güçlü, alaycı, cüretkar ve geleceği gören vizyon sahibi özelliklerini romanın kahramanı Violeta’da kullandığını belirtmiş . Diğer taraftan annesinin ekonomik özgürlüğü olmadığı için önce babasına, sonra kocalarına bağımlı olduğunu; Violeta’ya ise ekonomik özgürlüğüne sahip, bağımsız, feminist özellikler ilave etmiş.

Annesini olağan üstü bir kadın olarak tanımlayan Allende, annesinin romanlarının ilk okuyucusu ve acımasız eleştirmeni olduğunu, farklı ülkelerde yaşadıkları dönemlerde her gün mektuplaştıklarını ve mektupların sayısının 24 bin civarında olduğunu düşündüğünü söylemiş. Allende’nin annesi aynı Violeta gibi 1920 yılında dünya gelmiş .

Violeta’nın hikayesi 1920 yılında ülkede İspanyol gribi pandemisi olduğu dönem, 5 erkek çocuktan sonra ailenin ilk kız çocuğu olarak aristokrat bir ailede dünya gelmesi ile başlıyor. 2020 yılında Covid-19 pandemisinde yüz yıllık bir hayat son buluyor.

Violeta’nın yüz yıllık yaşamı otobiyografi şeklinde anlatılıyor. Roman sonunda bu metinin torununa yazdığı vasiyet niteliğinde bir mektup olduğunu anlıyoruz.

Violeta’nın yüzyıllık yaşamında aile, evlilik kurumu, tutku, aşk, çocukları, başarıları, vizyonu, sınıf meselesi, feminizm, kadın olmaya dair uyanışı, yüzleşmeleri ile son güne kadar hayata karşı merakını kaybetmeden yaşanan dolu dolu bir hayat anlatılıyor.

Ayrıca o dönemde Güney Amerika’da yaşanan salgın, deprem, darbe, direniş, dikta, savaş ve katliamlarla dolu yaşantı geri planda anlatılıyor. Metinde yer alan tarihsel olayları detaylı anlatmak yerine, Violeta’nın ve etrafındaki kişilerin bu olaylara ne şekilde dahil olduğu, hayatlarını nasıl etkilediği o kişiler üzerinden aktarılıyor.

Akıcı anlatımı ile okuyucuyu sürükleyen, merak uyandıran bir roman. Her karakterin başı sonu belirlenmiş hikayesi var ve bu hikayelerde, tarihsel olaylarla ve Violeta ile ilişkisi; Violeta’nın her karakterden nasıl etkilendiği, yaşamında nelerin değiştiği, dönüştüğü okuyucuya aktarılıyor. IŞIL

                                        


11 Nisan 2023 Salı

Siddhartha

 



                                               Yazar: Hermann Hesse

                                               Orijinal Dili: Almanca

                                               Çeviren: Kamuran Şipal

                                               Yayınevi: Can Yayınları

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ekim 2022 - 59.Baskı

 

"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır..." 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Miller'a bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hesse'nin başyapıtıdır. 1. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir "kutsal kitap" gibi okunmuştur. Siddhartha'da Buddha'nın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. "Bu kitapta," der, "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım."

 

Yorumlarımız:

 

Herman Hesse Siddhartha romanını 1922’de kaleme almış , o günden bu güne kadar bir çok dile çevrilmiştir. Özellikle 1960’lar da Amerika’da Budizm ve Zen Budizm felsefesinin patlama yapması kitaba olan yoğun ilgiyi artırmıştır .

Siddhartha ‘da Hesse insanı birey olma vasfıyla ele alır. 18. yy Almanya’sında ortaya çıkan Bildungroman örneklerindendir. Bildungromanlarda romanın başkahramanının yaşamı çocukluktan varmak istediği hedefe ulaştığı olgunluk yıllarına kadar anlatılır. Fiziksel ve ruhsal yönden yaşadığı aşamalar ayrıntılı bir şekilde biyografik olarak okuyucuya aktarılır .

Siddhartha bir yol hikayesidir. Siddhartha’nın ruhsal yönden öz ben arayışı, dönüşüm ve bilgeliğe ulaşmak için çıktığı fiziksel ve ruhsal yolculuğu anlatır.

Brahman soylu bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu Siddhartha, geleceğin bilge kişisi ve rahibi olarak yetiştirilmiş olmasına rağmen öğrendikleri kendine yetmemekte iç huzuru bulamamaktadır. Amacı olan bilgeliğe ulaşmak için iç sesine uyar, arayış yolculuğuna çıkar. Bu yolculukta ona birlikte büyüdüğü arkadaşı Govinda eşlik eder. İlk olarak kentten geçen Samanalara katılırlar. Onlarla aç, susuz, yorgun, çile hayatı yaşarlar. Siddhartha çok geçmeden fark eder ki öğrendikleri geçici bir arınmadır .

Gotama adlı bir bilgenin var olduğu haberini alırlar ve onun öğretisine katılırlar .

Gerçek bir Buddha olan Gotama’nın öğretiside Siddhartha’ya yeterli gelmez. Govinda Buddha ile yoluna devam ederken Siddhartha oradan ayrılır .

Geceyi ırmak kıyısında bir kulübede geçirir. Orada gördüğü rüya, bilgeliğe ulaşma çabasının yönünü manevi olandan maddi olana yöneltir ve karşıtlığın birliği bütünlüğü için kente yani maddi hayata doğru ırmağın karşısına yönlenir. Irmak burada bir sınırdır manevi hayat ve maddi hayat arasında.

Kentte maddi hayata dair her şeyi en dibine kadar yaşar. Bu sırada gördüğü ikinci rüya ona maddi dünyayı terk etmesi gerektiğini işaret eder.

Irmak kıyısına dönen Siddhartha hayatına son vermek isteği duyar ve uykuya dalar. Uyku onun için arınma ve yenilenme yaratır, yeniden yaşama döner. Manevi ve maddi yolculukları sonrasında ruhsal uyanış yaşar. Irmak kıyısında kayıkçı Vasudeva ile yaşar.Vasudeva onun bilgelik yolunda ırmağa ve kendi iç sesine kulak vermesi için yol göstericisi olur.Siddhartha özbenliğine ulaştığında Vasudeva görevini tamamlamış olur, ırmak kıyısını terk eder.

Romanın sonunda dostu Govinda ile yeniden karşılaştığında ona söyledikleri romanın özüdür.  ”Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez”. Ruhsal bütünlük bireye özgü ve yaşanarak elde edilir.

Bu yolculukta karşına çıkan herkes ve her şeyden birer öğretmenmiş gibi ders alıp, Evren’in birlik ve bütünlüğünü, tüm zıtlıkları ile mükemmellik, kusursuzluk anlamındaki “Om” olduğunu anladığında ruhsal bütünlüğe ulaşır.

Roman 148 sayfa oldukça kısa , akıcı , rahat okuna bilen , bir o kadar da her satırında felsefik düşüncelerin olduğu okumaktan sıkılmayacağınız bir kitap.

 

 

 

 

 


28 Şubat 2022 Pazartesi

Deniz Kenarında

 




                                               Yazar: Abdulrazak Gurnah

                                               Özgün Adı: By The Sea

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Yayınevi: İletişim Yayınları

                                               Çeviren: Müge Günay

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2021, 2.Baskı

  

Deniz Kenarında göç deneyiminin yol açtığı kimlik karmaşası, aidiyet sorunu ve kültürel etkileşim üzerine sarsıcı bir roman. Ülkesinden sahte bir pasaportla kaçıp İngiltere’ye sığınma talebinde bulunan Salih Ömer’in eski hayatıyla yeni hayatı arasındaki eşikte bir pasaport memuru durmaktadır. Bir mülteci olarak ayak bastığı yeni ülkede İngilizce bildiğini saklayarak görünmez olmayı seçen ve bir tür pasif direniş sergileyen Salih Ömer zamanla hikâyesini çevresindeki insanlara anlatmayı öğrenir. İngiltere’de tanıştığı Latif’le ilişkisi ise onu kendi geçmişiyle yüzleşmeye götürür. Aşk, ihanet, mültecilik ve yabancılık deneyimlerinin sömürgecilik çağındaki anlamlarına dair sarsıcı bir anlatı sunan Deniz Kenarında, Abdulrazak Gurnah’ın unutulmaz yapıtlarından biri.

 

Yorumlarımız:

 

Bu ay okuduğumuz “Deniz Kenarında”, 2001 yılında yayınlanan bir Abdulrazak Gurnah romanı.

Gurnah bir Doğu Afrika anlatıcısı; o coğrafyadan uzaklaşıp İngiltere’de yaşamını sürdürse de ruhen orada bulunanların hikayelerini yazıyor. Yaşamı ile romanları bu noktada kesişiyor. Gurnah’ın diğer yazmış olduğu dokuz romanında olduğu gibi bu romanında da ana karakter Zanzibar’dan İngiltere’ye iltica eden bir sığınmacı. 

Romanın iki anlatıcısı var. Salih Ömer ve Latif Mahmut. Her ikisininde yaşantısı, aile ve aile ilişkisi ayrı ayrı hikâye edilir. Romanını bir yerlerinde iki anlatıcının yolu kesişir. Her ikisi de farklı zamanlarda Zanzibar’dan İngiltere’ye sığınmacı olarak gelip, yerleşirler. Geçmişte Zanzibar’da aralarında olan miras davası, İngiltere’de yollarının ikinci kez kesişmesi ile aralarındaki hesaplaşma yeniden başlar. Flashback’ler ile geçmişte yaşananlara gidip gelinir. Her ikisi de olayları farklı hatırladıkları ve yaşadıklarını görürler. Anlatıcıların arasındaki husumet, romanın sonunda yabancı oldukları ülkede dostluğa dönüşür.

Anlatıcılar hikayelerini anlatırken; arka planda sömürge ve sömürge sonrası yaşamı, mülteci olma ve yabancı ülkede hissettiği yabancılık ve kendi ülkesine de artık yabancılaşması anlatılır.

Romanın dili sade ve akıcı bir anlatımı var. Başarılı bir kurgu ile olay örgüsü romanın sonunda açıklığa kavuşuyor. Bu da romanın merak ve sürükleyici özelliklerini artırıyor. Doğu Afrika romanı olmasına rağmen Müslüman ve Arap toplumunun hikayesini anlattığından dolayı okurken çok da yabancılık çekmediğimi söyleyebilirim.

Karakterlerin isimlerinin Türkçe olması, İslam dini öğelerini sıklıkla kullanması gibi.

2021 de Nobel Edebiyat Ödülünü almış, yeni bir yazar tanımış olmak bu ayın ödülü oldu. IŞIL

 

 


11 Nisan 2021 Pazar

Fransız Teğmenin Kadını

 




                                               Yazar: John Fowles

                                               Orijinal Adı: French Lieutenant’s Woman

                                               Orijinal Dili: İngilizce                                           

                                               Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

                                               Çeviren: Aslı Biçen                                             

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2020 – 15. Baskı

 

İngiliz edebiyatının büyük ustalarından olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkat çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Öncelikle olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar; Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor; Ve nihayet varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor; ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor. Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat; ama görmüş geçirmişlik ile bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır... Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...

 

Yorumlarımız:

 

John Fowles 1969 tarihinde “Fransız Teğmenin Kadını” romanını yazdı. Roman postmodern edebiyatın ilk ve en önemli örneklerindedir.

Çağından yüzyıl öncesi 1867 tarihinde Viktorya döneminde yaşanan bir aşkı anlatır. Varlıklı burjuvanın kızı Ernestina, evlenmek üzere olduğu aristokrat beyefendi Charles ve halk arasında ‘Fransız Teğmenin Orospusu’, aristokrat hanımefendilerin ‘Zavallı Trajedi’ diye adlandırdıkları Sarah arasındaki aşk üçgeni etrafında olaylar gelişir.

Sarah, zeki ve özgürlüğüne düşkün biridir. Kısıtlayıcı Viktorya toplumundan kurtulmak, özgür iradesiyle yaşayabilmek için Fransız Teğmen miti yaratmıştır. Bu mit sayesinde toplumla ilişkisinden ve üzerine biçilen rollerden kurtulmuştur. Adının lekelenmesi uğruna özgürlüğünü koruyan güçlü bir kadındır.

Charles, Viktorya toplumunda özgür hayat sürememekten şikayetçi ama kaybedeceği çok şey olduğundan özgürlük isteği yüzeysel kalan ve bunun kararsızlığıyla mutsuz olan biridir. Amcasının evlenerek mirastan mahrum bırakması onu özgürlüğüne kavuşma yolunda daha cesur adımlar atmasına yardımcı olur.

Charles Sarah’yı yardıma muhtaç biri olarak, kendini de onun kurtarıcısı olarak görür. Halbuki roman sonunda olaylar bunun tam tersini kanıtlar. Charles ve Sarah kendi öz benlikleri ve bireysel özgürlüklerini bulmak için toplumsal tanımlamaları reddedip kendi değerlerine göre yaşamayı seçerler.

Yazar romana birden fazla son yazarak, ana karakterlerine verdiği özgürlüğü okuyucusuna da verir. Okur romanın kurgusuna müdahale edebilme ve dilediği son ile romanı bitirebilme özgürlüğüne sahiptir.

Roman Viktorya dönemini adeta bir ana karakter olarak ele alır. Dönemin sosyal hayatı, bilimsel, ekonomik ve politik özellikleri tarihsel örnekler, gerçek kişiler ve kesin tarihlerle kurgusallaştırır.

Kurgu ile gerçek arasında paralel bir Viktorya çağı yansıtılıyor. Diğer taraftan anlatılanların tamamen hayal ürünü olduğunu, karakterlerin kendi imgelemi dışında varolmadığını yazar tarafından okuyucuya sürekli hatırlatır.

Viktorya döneminin muhafazakâr ve kuralcılığına rağmen reform hareketleri ile birtakım hakların kazanıldığı, özellikle Darwin’in çağdaş pozitif bilimin, Marx’ın çağdaş sosyal bilimin temellerini atmaları, İngiltere’nin tarım devletinden üretim ve ticarette dayalı modern ekonomiye geçmesi bu dönemi İngiltere’nin en parlak dönemi yapmıştır.

Roman bir deneme kitabı olarak kabul edilir. Çünkü karakterlerin duygu, düşünce ve değişim dönüşümlerine ek olarak, varoluşçuluktan, roman kuramına, bilimden tarihe kadar geniş bir yelpaze içerir.

Bir belgesel niteliğinde Viktorya dönemini anlatması, farklı kurgusu, akıcı anlatımı ve okuyucuyu romana dahil ederek interaktif ilişki kurması benim için etkileyici ve güzel bir okumaydı.

İngiliz edebiyatının çağdaş klasikleri arasında sayılan bu eseri herkese tavsiye ederim. IŞIL

 

Kitabın baş kahramanı Sarah, özgür ruhlu farklı bir karakter. Gerçeklerle, rüyaları, kurguları arasında acaba deyip, gidip geliyorsunuz.  Charles ise, tesadüflerin hayatının akışını değiştirmiş bir aristokrat.  Okudukça duygularının esiri mi olmuş dersiniz, bilemem. Ama sonuç seçimi sizlere bırakılmış, enteresan kurgusu olan bir roman.

Düşünüyorum da özgür olmak nereye kadar? Başkalarının özgürlüğü başladığı yerde noktayı koyabilirsek değerli. Sarah kendi duyguları, düşünceleri değiştikçe, karşısındaki insanın yaşamını da yönlendiren bir karakter. Bir toplumda yaşıyorsak, tek bir insanın duygularının baskın olduğu özgürlük ..? Düşündürüyor. Bence yıkıcı da olabiliyor.

Viktorya dönemini tarihi, dinin baskısı, sosyolojisiyle anlatan bu romanı okumanızı tavsiye ederim. Kadın geçmişte de, şimdide toplumda hep örselenmiş, ikinciyi oynamak zorunda bırakılmış. Netice de kadın olmak her dönemde, dünyanın her yerinde mücadele gerektirmiş, hala da devam ediyor. Bazı özgür ruhlar hariç gibi gözükse de!!

Yazar John Fowles'ın bu romanını okudukça, üzerinde tartışılabilecek çok şey olduğunu görecek, acaba deyip düşüneceksiniz. Zaman zaman araya giren yazar zaten bazı seçimleri size bırakıyor. Bu tarzıyla da enteresan bir kurgulama yapmış.

Biz, eser üzerinde bol sohbetli, başarılı bir tartışma yaptık. Size de keyifli okumalar. ZELiHA

 

Sevgili okur,

Her zamanınkinin aksine bu ayki blog yazıma farklı başlayacağım: hep yazımın sonuna bıraktığım konuyu yazımın başına alacağım. İngiliz yazar John Fowles’ın Fransız Teğmenin Kadını romanını şayet tarihe meraklıysanız, aşk/tutku romanlarını okumayı seviyorsanız veya klasik romanlardan farklı kurgulu bir kitap okumayı istiyorsanız okuyunuz. Aksi durumda daha ilk yüz sayfada sıkılabilir ve kitabı elinizden bırakabilirsiniz…

Şimdi bu üç konuyu sondan başlayarak biraz açmaya çalışacağım. Bu roman aslında oldukça kronolojik bir olaylar zinciri içinde devam ederken beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan yazarın okuyucuyla direkt konuştuğuna, romanı olduğu yerden alıp başka yerlere götürdüğüne şahit oluyoruz. Örneğin Charles ile sevgilisi Sarah’nın evlendiğini, Sarah’nın Charles’dan 10 yıl önce öldüğü için bu yıllar boyunca Charles’ın yas tuttuğunu okuyoruz. Halbuki romanın devam eden kısmında böyle bir durum yok. Ayrıca bölüm başlarında döneme ait şiirler, düz yazılardan, dergilerden paragraflar var. Tıpkı bir bağlaç gibi. Tüm bunlar yani yazarın ya da bir üçüncü sesin yaptığı/öngördüğü eklemeler ile bağlaçlar romana farklı bir tat katmış, yeni bakış açıları getirmiş, klasik yaklaşımdan farklılaştırmış…

İkinci konuyu ise yani aşkı biraz açmak lazım: Romanda aristokrat Charles ile mürebbiye Sarah arasında tutkulu bir sevgi var. Aslında aşk mı tutku mu ne diyeceğimi bilemediğim bir ilişkileri var. Sarah bir kadın olarak ayakları üzerinde durmak, özgür olmak için mücadele veriyor. Dönemine göre çok aykırı, ilerici, hedefine kilitli, biraz kıskanç, nispeten eğitimli, erkekleri manipüle etmesini bilen gizemli bir kadın. Charles ise bilim adamı, ama çalışmayan, zengin, seyyah bir aristokrat. Charles’ın bir de Ernestina adlı çok genç burjuvaziden bir nişanlısı var. Roman bu üç kişinin ilişkileri üzerine kurgulanmış. Sonucu tabi ki yazmayacağım. Sadece şunu belirtmek isterim ki yazarın gerçekten çok güzel tasvirleri, dialogları ve kuvvetli, merak uyandıran anlatımları var…

Üçüncü konu tarihi roman konusu. Bu kitap 1969 yılında yazılmış bir 19. yüzyıl yani Viktorya dönemi kitabı. Sözkonusu dönem her konuda katı kuralları olan, endüstri devrimine geçişi barındıran, kadın haklarına yavaş yavaş geçilen ancak sosyal statünün tüm davranışları ve beklentileri halen sıkı sıkıya belirlediği bir dönem. Bırakın kadını herhangi bir kişinin doğuştan gelen ve toplumdaki yerini belirleyen etiketinden sıyrılması, özgürce yaşamını sürdürmesi nerdeyse olanaksız. Bunu en güzel romanın en başında Marx’dan alıntı yansıtıyor: ‘Her türlü özgürleşme, insan dünyasının ve insanın insanla ilişkilerinin onarılmasıdır’.

Özgür yaşamlar dileğiyle.. LEYLA

 

Ortam….  Sosyal, kültürel, tarihsel, ekonomik veya duygusal olarak ne olursa olsun bir “sosyal canlı” olarak insanın davranışlarına her daim etki yapmış, yapmakta…Hepimiz biliyoruz ki bu etki olumlu olabildiği kadar, çoğu zaman da kısıtlayıcı, ket vurucu, gelişmenin ve yaratıcılığın önünü kapatan, ilerlemeyi durduran, bireysel çeşitlilik ve farklılaşmalara “olumsuz” gözle bakan bir tavrın ürünü olmuştur, olmaktadır…. Bilinmeyenden, ortak olmayandan, sonucu görünmeyenden korkmak, ne yazık ki uygar olsun olmasın tüm toplumların ilk tercihi, hemen sarıldığı bir güvenlik simidi olarak kabul edilmiş……. Kadın ve erkek kimliklerinin toplumda aldığı ön kabuller, onlara atfedilen davranış, düşünce ve duygu biçimleri 2021 uygar toplumlarında bile halen samimiyetten uzak bir şekilde eşitliksiz olarak değerlendirilmekte, sorgulanmaktadır…Aynı zamanda kadın-erkek ilişkileri de benzer önyargılı kabullerin kasnağına sokularak değerlendirilmektedir halen günümüz toplumlarında.

John Fowles ın kitabını bu güncel sorgulama ve tartışmalara, hem 1969 da ki bir yazarın Viktorya Dönemi algılarını yansıtması, hem de 2021 dünyasıyla kurduğu farklılaşma ve eşleşmeleri sergilemesi açısından bakmayı önemli buluyorum. Kitabın 3 farklı katmanda sunduğu analiz ve eleştirel bakış sayesinde, hem o dönemin sosyal, kültürel, politik, fiziksel yansımalarına tanıklık ediyor, hem o dönemin kadın-erkek kimlikleriyle ilgili toplumsal yargılamalarını görüyor hem de kadın erkek ilişkisinin hem dönemsel hem zamansız dertlerini kendimizle tartışma olanağı buluyoruz. Kitabın ana karakterleri bir romanın başrol oyuncuları olmanın ötesinde, kadın ve erkek kimlik algılarının nasıl yorumlanabileceği üzerine sembolik roller üstleniyorlar…. Kadın ve erkek ilişkisinde, önemli olduğunu, yeğlenilen olduğunu, onaylanan ya da onaylanmayan olduğunu düşündüğümüz özelliklerin sarsılmasının, tartışmaya açılabilmesinin kapısını aralıyor hikâye kahramanları…Bence bu nedenle yazıldığı 1969 senesi için oldukça avant-garde bir tutum sergiliyor hem içerik açısından hem de post modern romancılık açısından….

İlk okunuşta kahramanların hikayeleri okuyucuyu etkisi altına alıp, böylesi genel değerlendirmeye yol açmayabilir….Daha yanlı ve sahiplenici bir tutum içine giren okuyucu kitabın verdiği, vermek istediği mesajları bilinç altında itebilir, kendine yakın tutmayabilir , kişide tanıdık bir hikaye ile eşleştirme dürtüsü uyanabilir… Ama eminim, öykünün dışına çıktıkça, ya da sıcaklığından uzaklaştıkça veya bizim kitap kulübünde yaptığımız gibi farklı boyutlarda tartışmalar açtıkça, kitabın zihinlerdeki tortusu çok daha zenginleşecek, türeyecek ve derinleşecektir.. UFUK