Moderatör: Ufuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moderatör: Ufuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2026 Perşembe

Gökyüzünde Nehirler Var


                                                  Yazar: Elif Şafak                                                 

                                                 Orijinal Adı: There Are Rivers In The Sky

                                                 Çeviren: Omca A. Korugan                                                 

                                                 Yayınevi: Doğan Kitap                                             

                                                 Kapak Uygulama: Gökçen Yanlı
                                                 Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Kasım 2025 -38.Baskı

 

 

"Su hatırlar. Unutan insandır."

Tek bir su damlasıyla birbirine bağlanan kayıp bir şiirin, iki büyük nehrin ve üç olağanüstü hayatın hikayesi.

Mezopotamya'nın antik şehri Ninova'da, Asur Kralı'nın kurduğu muhteşem kütüphanenin kalıntılarında, uzun zamandır unutulmuş bir şiirin, Gılgamış Destanı'nın parçaları saklıdır.

Viktorya dönemi Londra'sında, lağımlarla dolu Thames Nehri'nin kıyısında sıra dışı bir çocuk doğar. Arthur'un yoksulluktan kurtulmasının tek şansı parlak hafızasıdır. Yeteneği ona bir matbaada çırak olarak çalışma şansı verdiğinde, Arthur'un dünyası gecekondu mahallelerinin çok ötesine açılır. Onu denizlerin ötesine savuransa, bir kitap olacaktır: Ninova ve Kalıntıları.

2014 yılında Türkiye'de, Dicle Nehri kıyısında yaşayan Ezidi kızı Narin, Irak'taki kutsal Laleş'ten getirilen suyla vaftiz edilmeyi bekler. Tören yarıda kesilince, büyükannesi, rahatsızlığından dolayı yakında sağır kalacak olan Narin'i bir an önce Laleş Vadisi'ne götürmek ister ve bu uğurda, savaştan harap olmuş topraklara yolculuğa çıkarlar.

2018'de Londra'da, kalbi kırık bir hidrolog olan Züleyha, evliliğinin enkazından kaçmak için Thames Nehri üzerindeki bir yüzen eve taşınır. Yetim kalan ve zengin amcası tarafından büyütülen Züleyha varlığının ağırlığını taşıyamaz, ta ki memleketiyle beklenmedik bir bağ her şeyi değiştirene kadar.

Zamanımızın en büyük yazarlarından olan Elif Şafak'tan, yüzyılları ve kıtaları birleştiren

göz kamaştırıcı bir roman.

2 Mart 2025 Pazar

Go Ustası


                                               Yazar: Yasunari Kawabata

                                               Orijinal Dili: Japonca

                                               Yayınevi: Can Yayınları

                                               Çeviren: Habibe Sağlar

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ekim 2022, 1.Baskı

 

Nobel Ödüllü Yasunari Kawabata’nın külliyatında önemli bir yere sahip olan Go Ustası, şiirsel üslup ve psikolojik zekânın iç içe geçtiği, toplum için yakılmış bir ağıt.

Go oyununun geleneğine göre oyuncu ölüm döşeğindeki babasının yüzünü göremeyecek bile olsa, kendisi Go masasına devrilecek kadar hasta bile olsa, müsabaka gününe sadık kalmak zorundaydı.

Go, kurallarını anlaması basit, ustalaşması bir ömür süren bir oyundur. Siyah ve Beyaz taşların bir tahta üzerinde birbirini kuşatmaya çalıştığı bu strateji oyunu, Japon ruhunun ve düşünce yapısının cevherine sahiptir. Go Ustası, bizi son yaşayan usta Hon’inbō Shūsai’nin mağlubiyetsiz hayatının son müsabakasına götürür. Go geleneğinde yetişmiş usta artık yaşlıdır, hastadır; rakibi Ōtake ise bir makine gibi hızlı, agresif ve randımanlı bir tarza sahiptir. Japonya’nın büyülü manzarasının ortasındaki bir kaplıca otelinde başlayan bu neredeyse alegorik karşılaşma, tam altı ay sürecektir.

İki rengin, iki insanın ve iki kuşağın ötesinde bir yere, evrensel bir hakikate göz kırpan Go Ustası, yaşamını sanatına adamış bir adamın yazgısıyla ve tarihteki yeriyle yüzleşmesinin öyküsü.

12 Aralık 2023 Salı

995 km

  

                                               

                                                           Yazar: Murathan Mungan
                                                           Yayınevi: Metis Yayınları
                                                           Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ekim 2023

 

Murathan Mungan’dan bu kez sürükleyici bir kara polisiye.

 

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ama karmaşık görünenin de sonuçta su gibi açık olduğu bir siyasi/psikolojik ortam yaratıyor Mungan. Edebiyatımızda ender rastlanan, beklenmedik bir başkahramanın peşinde, ülkenin yakın geçmişinden tanıdık gelebilecek karmaşık ağların izini sürüyor. Kimi düğümleri çözüp yeni düğümler atarken okuru da nefes nefese bir yolculuğa davet ediyor.

 

Yorumlarımız:

 

Türkiye’de 1980’lere, 1990’lara tanıklık ederek günümüze ulaşmış kişilerden biri olarak , Murathan Mungan ın 995 km romanını okumak, 2000’ler gençliğinin algısından çok farklı bir deneyim. Bu nedenle aslında oldukça kişisel bir bakış açısıyla değerlendiriyor olacağım bu kitabı.

 

Hem ilk gençliğimin geçtiği çok siyasi atmosferin günlük yaşama hakim olduğu bir Ankara, oldukça bilinç düzeyi yüksek bir büyük aile ve arkadaş ortamı, ve 80’ler sonu ODTÜ’deki öğrencilik ve ardından gelen yine ODTÜ’deki akademik ortamın parçası olmak, ülkemizde olan bitenlerle yakın ilgi içinde olmamı sağlamıştı. Dolayısıyla, Mungan’ın anlattığı süreci ve içeriği az çok bildiğimi düşünürdüm. Ancak kitabı bitirdiğimde, tüm tanıklıklara rağmen farkındalığımın ne kadar naif, ne kadar yüzeysel kalmış olduğunu görmek çok üzücü ve düşündürücü oldu.

 

Türkiye’deki ‘Faili Meçhul Cinayetler’ in katmanlar, kurumlar, organizasyonlar, oluşumlar ve tarihsel olarak bu denli yayılmış, bu denli günlük yaşamın her alanında beslenmiş büyütülmüş, uygulanmış ve saklanmış … hatta kabullenilmiş olduğunun ayırdına varmak zor, acıtıcı ve düşündürücü oldu benim için…. Hem toplumda ne kadar karmaşık, karışık ve iç içe işlenmiş bir AĞ oluşumunun, hem de çok basit ve ilkel düşmanlık, kin, nefret duygularının pekiştirilmesinin , bu cinayetleri normalleştirdiğini, çok da şaşırılacak bir durum olmadığını, çünkü ardındaki düzenin bunları hazırladığını anlatıyor Murathan Mungan inceden inceye.

 

Aslında ‘Faili Meçhul Cinayetler’ tam kör bir cahilliğin; toplumun büyük kesimini düşünebilmeyi, her şeye eleştirel bakabilmeyi sağlayan rasyonel eğitimden tümden uzak tutmanın; insanları şeffaflık yerine sis perdeleri içinde yaşatmanın; ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, coğrafi şartlar açısından dengesizlikler içinde bırakmanın; ve ülke dışı dengelerin sürekli hedefi olarak yoğrulmanın doğal bir sonucu olduğunu da gösteriyor Mungan.

 

Böylesi çetrefilli ve zor bir konuyu bir roman formatında sunması okuyucuya yapılan bir kolaylık olmuş kanımca. Kendisinin de belirttiği gibi 20 yıldan fazla bir süreye yayılan yoğun bir araştırma yapmış yazar kitap için, ama bunları detaylarıyla, tüm gerçeklikleriyle sunmak yerine bir bütünü algılatacak yap-boz parçaları gibi kullanmış. Dolayısıyla detaylara takılmadan, birbiri içine geçmiş kötülükleri, nefreti, kişisel çıkarlarla ideolojik çıkarların ayırt edilemez işbirliklerini, sanki doğal bir akışın parçasıymış gibi anlatmış. Karakterlerin taşıdıkları isimle değil de , daha genel geçer tanımlamalarla anılması  bu kişiliklerin , zaman ve mekan ayırd etmeden her zaman her yerde rastlayabileceğimiz ‘simge’ karakterlere dönüşmesine yol açmış. Bu özellikler sayesinde, yine kendi deyimiyle bizlere, okuyuculara aslında bildiklerimiz ‘hatırlatma’ yapmayı amaçlamış…

 

Mutlaka okunması, üzerinde düşünülmesi ve çeşitli ortamlara düşünsel katkı yapmaya aracı olması gereken bir kitap…. UFUK

 

21 Kasım 2022 Pazartesi

Yukarıda

 


                                               Yazar: Pierre Schoendoerffer                                                                             

                                               Orijinal Dili: Fransızca

                                               Özgün Adı: La – Haut

                                               İlk Baskı Yılı: 1998

                                               Yayınevi: TelosYayıncılık

                                               Çeviren:Murat Aykaç Erginöz

                                            

 

Yukarıda, ülkemizde Krala Veda ve Kart Yengeç romanlarıyla tanınan yazar ve film yönetmeni Pierre Schoendoerffer'in dördüncü romanı.Romanın gizemli kahramanı Henri Lanvern, Tayland'da bir film çevirmektedir... 1978 Haziran'ında bir akşam film ekibini toplar ve ertesi gün eski bir dostunu aramak üzere Laos'a gideceğini söyler. Daha sonra hiçbir yerde izine rastlanmaz.Kimdi bu adam? Neden ortadan kayboldu? Başına ne geldi? Bir kadın onun izin sürerek, polisiye, psikolojik ve tarihsel bir araştırma yapar: Henri Lanvern, Dien Bien Phu'dan komünistlerin iktidarı ele geçirmelerine kadar Vietnam'da birçok olayın içinde bulunmuştur otuz yıl boyunca. Henri Lanvern, çağdaş trajedilerden birinin hem tanığı hem de "oyuncusu" olarak, araştırma (roman) boyunca, fotoğraf kağıdında görüntülerin ortaya çıkması benzeri yavaş yavaş belirginleşir. Henri Lanvern tam anlamıyla bir serüven adamıdır; hayatın, ölümün ve aşkın üzerine gözünü kırpmadan yürür.Yukarıda, insanlık durumunun gerçek, mistik ve metafizik boyutlarının sergilendiği, insan kimliğinin ateş çemberinden geçtiği, soluk soluğa okunacak bir roman. Roman sanatının köklerine, "serüven romanı" geleneğine bağlı. Tutkulu öyküsü aynı zamanda çağımızın da öyküsü.

 

 Yorumlarımız:

 

Bir kitabın kahramanının, yazarının ve hatta çevirmeninin hayatlarının böylesi ilginç örtüşmelere sahne olduğu sanırım sık rastlanır bir durum olmasa gerek. “Yukarıda” adlı kitabın yazarı Pierre Schoendoerffer ile Türkçeye çevirisini yapan Murat Aykaç Erginöz ün, ne kadar ortak hayat vizyonları olduğunu keşfetmek, kitabın içeriğinin kişisel yaklaşımlara, yaşamdaki duruşa, karakteristik özelliklere bir tercüman olduğunu düşündürüyor.

Yani, oldukça karmaşık bilgiler, isimler, olaylar zinciriyle açılan roman, nerdeyse ilk üçte birinde okuyucuya zor zamanlar yaşatıyor; çözümlemede, deşifre etmede insan oldukça zorlanıyor…. Farklı bir coğrafyada, içiçe geçmiş toplumlar, siyasi ve kültürel çatışmalar, çok sayıda karakterler, bir savaş ortamında ve çevresinde çeşitli maceralarla sunuluyor.

Ancak , bir süre sonra ana karakterin ve onunla çok farklı ilişkileri, dostlukları olmuş diğer karakterlerin açılımıyla, roman bizi daha evrensel, daha genel değerleri düşünmeye yönlendiriyor…

 

Kitap çok bilgi ve çok gerçek hikaye barındırıyor; ki benzer bilgileri alacağımız, benzer senaryolar üstüne yazılmış çok sayıda kitap olduğunu biliyoruz. Buradaki amacın, yazarın vurgu yapmak istediği konunun “tarihi gerçeklerin” daha ötesinde bir olgu olduğunu hissediyoruz. İnsanın “kendi” ile ilişkisinin yaşamı boyunca evrilerek nasıl bir macera oluşturduğunu, “insani duyguların” bütünü olarak kişinin yaşamının nasıl sentezlenebildiğini, kahramanımız Lanvern örneği ile insanın başkalarıyla olan ilişkilerinin onun kendi karakterini nasıl sergilediğini görüyoruz yazar sayesinde.

İlk anlarda bir savaş ortamı anlatısı diyecekken, romanı bir tür “kendini arama-bulma” hikayesi olarak yorumlayabiliyoruz sonunda. Kitap kulübünde okuduğumuz onca kitaba ek olarak listemize  çok farklı, çok özgün, çok kendince bir kitap katmış oluyoruz “Yukarıda” ile…..

Verdiği mesajlar, senaryo ediliş şekli, dili ve ilginç kurgusu ile kolay okunamasa da dağarcığımızda bulunması gereken ve çok farklı bakış açılarına,anlayışlara yol veren bir eser olduğu kanısındayım. UFUK

 

 

 

 

22 Kasım 2021 Pazartesi

Gece Yarısı Kütüphanesi

 


                                               Yazar: Matt Haig

                                               Özgün Adı: The Midnight Library

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Yayınevi: Domingo Yayınevi

                                               Çeviren: Kıvanç Güney

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2021, 1.Baskı

 

 

“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider.  Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün…

Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”

Nora Seed berbat halde. Kedisi öldü. İşinden kovuldu. Abisi onunla konuşmuyor. Kimsenin ona ihtiyacı yok. Art arda alınmış kötü kararların sonucunda bir kütüphanede buluyor kendini. Zamanın hiç akmadığı bir gece yarısı kütüphanesinde, sonsuz sayıda kitabın ortasında... Kitapların her birinde Nora’nın farklı bir hayatı yazılı. Başka kararlar verseydi yaşamış olabileceği hayatlar.

Farklı kariyerler, farklı eşler, farklı arkadaşlar, farklı şehirler arasında gidip gelen Nora’nın aklı sorularla doluyor. Mutluluk sadece önemli sandığımız seçimlerde mi gizli? Yanlış giden her detayın sorumlusu gerçekten biz miyiz? Hayatı yaşanılır kılan ne? Yanlış bir karar insanın tüm hayatına mal olabilir mi?

İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden Matt Haig; Nora’nın pişmanlıklara, ihtimallere ve yeniden seçme imkânına dair çıktığı bu yolculukta, ona eşlik edecek okurlara sürükleyici ve insanın en temel sorunlarını konu alan bir kurgu sunuyor.

 


7 Aralık 2020 Pazartesi

Arı Kovanı

 

                                                             Yazar: Camilo Jose Cela

                                                             Özgün Adı: La Colmena

                                                             Orijinal Dili: İspanyolca

                                                             Yayınevi: Jaguar Kitap

                                                             Çeviren: Gökhan Aksay

                                                             Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Kasım 2016, 1.Baskı

 

 

"Bayan Rosa, heybetli kalçasıyla müşterilere çarpa çarpa, kafedeki masaların arasında koşuşturur durur. 'Lanet olası! Tövbeler olsun!' diye sıkça mırıldanır. Onun dünyası kafeden ibarettir; evrenin geri kalanı ise kafenin çevresidir."

Bayan Rosa'nın evreninin dışında yer alan kadınlar ve erkekler, birer ikişer onun dünyasına girerler: Dertli kadınlar ve dertli erkekler, birbirleriyle ve birbirlerinden konuşurlar orada. Kendileriyle birlikte acılarını, umutlarını, aşklarını ve her birinin bağlı olduğu hayatları da getirirler. Arı Kovanı onların dünyalarıyla dolar. Böylece Bayan Rosa'nın Madrid'deki kafesi sadece onun için değil, üç yüzden fazla karakter -ve bu romanın okuru- için "bir dünya"dan ibaret olur.

Ülkesinde "İspanyolcanın Cervantes'ten sonraki en önemli yazarı" olarak görülen Nobel ödüllü Camilo José Cela'nın kendisine has grotesk realizminin en yetkin örneği Arı Kovanı, Gökhan Aksay'ın İspanyolca aslından çevirisiyle…

"Arı Kovanı, İspanyol edebiyatının tartışmasız temel taşlarından biridir." (Tanıtım Bülteninden)

 

Yorumlarımız:

 

Kitap Kulübümüzün yüzüncü romanı.  Yüzüncü kitabımız olduğunu bilmeden seçtik. Hem Nobel ödüllü bir yazarın romanı, hem de şimdiye kadar okuduğumuz romanlardan çok farklı bir roman Arı Kovanı.

Romanda, yazar sokakları, sinemaları, kafeleri, genelevleri ile Madrid’i ve Cumhuriyetçisi, Milliyetçisi, zengini, fakiri, ezeni, ezileni ile Madrid halkını anlatmış. Kimseyi kahramanlaştırmadan, iç savaş döneminin gerçeklerini aktarmış. Yüzlerce karakter var, çoğu bir görünüp bir kaybolmuş. Aynı Arı Kovanı gibi… Vızır vızır… Bir sürü insan. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk.. Onların umutları, umutsuzlukları, açlıkları, yoksullukları, aşkları, acıları, korkuları…. Bu kadar karakter yaratırken çelişkiye düşmemiş yazar. Hepsinin hikayesini, o tarihteki gerçeğine dokunarak anlatmış. Bu küçük hikayelerle petek petek örmüş romanı.

Kitabı bitirince tam adına uygun bir roman diye düşündüm. Önce “Dona Rosa’nın Kafe”sinin Arı Kovan’ı olduğunu düşündüm. Kovanın Kraliçe Arısı Bayan Rosa. Garsonlar, kahve içmek için gelen müşteriler, sigara satıcıları, ısınmak için girenler, gazete satan çingene çocuk, satranç oynamak için gelenler, çay saati müşterileri de işçi arılar.

 Ama romanın bir yerinde kendimi Madrid sokaklarında yürürken buldum. Celestino Ortiz’in kafesinde, Bayan Ramona’nın sütçü dükkanında, Bayan Elvira’nın evinde ya da Martin Marco ile annesinin mezarında… Savaş sonrası Madrid ve Madrid halkı hakkında o kadar çok bilgi sahibi oluyoruz ki roman bitince. Toplumun farklı katmanlarını, düşünce yapılarını, sabunlarını, tütünlerini, kültürel aktivitelerini, yazarlarını, fırıncılarını, fahişelerini,… O zaman acaba “Madrid” mi Arı Kovan’ı??

Sonuçta romanın kendisinin Arı Kovanı olduğuna karar verdim. Bu kadar insanı bir arada tutan ve onların dünyalarına dalan, birbirleri ile ilişkilerini bize küçük öykülerle çok başarılı bir şekilde anlatan, 1943 Madrid’ini tüm gerçekliği ile gözler önüne seren roman tam bir “Arı Kovanı”.

Ben romanı çok sevdim. Herkese tavsiye ederim. NURİZER

1989 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan Ispanyol yazar Camilo Jose Cela' nın ülkemizde var olan tek kitabı.

Çok farklı bir kurguyla yazılmış, neredeyse her paragraf ayrı bir hikâye. Başlangıçta bütünü bulmak için uğraşıyorsunuz. Okuduğumuz romanlardan çok farklı. Eserde üçyüzün üzerinde karakterle tanışıyorsunuz. Adeta dramatik bir öyküler yumağı.

Olaylar İspanya iç savaşından sonra, Franco döneminde, 1940’lı yıllarda Madrid'de geçiyor. Rosa'nın kafesi. Akşam 7’den önce ve sonra gelenler. Siyasetçisi, garsonu, ayakkabı boyacısı, müzisyeni, yalnızı, fahişesi, zengini, yoksulu herkes bu kovana girip çıkıyor.  Ayrıca bu şahısların dışardaki hayatları, yakınları, yaşamları, apartman hayatları....

Akıcı, okunması kolay, ilginç bir kitap, ilginç bağlantılar.  Merak mı ediyorsunuz? Hemen okumalısınız. ZELİHA