12 Ocak 2021 Salı

Yetişkinlerin Yalan Hayatı

 


                                               Yazar: Elena Ferrante

                                               Özgün Adı: La vita bugiarda degli adulti

                                               Orijinal Dili: İtalyanca

                                               Yayınevi: Everest Yayınları

                                               Çeviren: Eren Yücesan Cendey

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ekim 2020, 1.Baskı

 

Napoli Romanları ile tüm dünyada müthiş bir ilgi uyandıran Elena Ferrante, çok okunmasının ve sevilmesinin yanı sıra gerçek kimliğiyle de merak konusu olmayı sürdürüyor. Yapıtlarıyla 21. yüzyılın modern klasiklerini bir bir vitrine çıkaran Ferrante, Yetişkinlerin Yalan Hayatı’nda bizi insanın açmazını, aile bağlarının esnek dokularını keşfetmeye davet ediyor.

Napoli tepelerinde ayrıcalıklı bir çocukluk geçiren Giovanna, günün birinde babasının onu kötü şöhrete sahip, yıllardır görüşmediği kardeşine, Vittoria Hala’ya benzettiğini işitir. Bu beklenmedik bağlantıdan rahatsızlık hisseden genç kız, ailesinin geçmişini araştırmaya koyulur. Şehrin yoksul mahallelerinden birinde yaşayan halasını aramaya çıkar ve anne babasına duyduğu güven ve sevgi sarsılır. Giovanna şehrin birbirinden korkan ve tiksinen iki zıt bölgesinde avutulduğu görüntüyü değil, gerçeği aramaktadır: Biri nezaket maskesi takan yukarı Napoli, diğeri aşırılık ve bayağılığın mekânı aşağı Napoli. Bu ikisi arasında gidip gelirken, ikisinin de cevap veremediği veya kaçındığı gerçekle allak bullak olur.

Yetişkinlerin Yalan Hayatı, Ferrante tutkunlarının tadını iyi bildikleri yeni bir haz eşiği, yeni bir hikâye. (Tanıtım Bülteninden)

 

Yorumlarımız:


2020 yılında okuduğumuz Aralık ayı kitabımız Elena Ferrante’nin yazmış olduğu son kitabı oldu. Yazarın kimliğini gizli tutmasına rağmen son dönemlerin popüler olmuş bir yazarı olduğundan, ayrıca Aralık ayında biraz daha eğlenceli, rahat okunur bir kitap seçme isteği “Yetişkinlerin Yalan Hayatları”nda karar kılmamıza neden oldu. Kitap gerçekten rahat okunabilen, hatta sürükleyici diyebileceğim bir kitap. Özelliği ise bir ergenin açısından kaleme alınmış olması. On beş yaşında bir kızın (Giovanna) ailesi ile ilişkileri, eğitimli bir aileden gelmesi nedeniyle yetiştiriliş tarzı, çevresi, baba tarafından daha alt tabaka sayılan halasına benzetilmesinden sonra girdiği bunalım, ailenin diğer kesimiyle tanışması, kendini bambaşka bir çevre içinde bulması, bir taraftan anne babası ile ilgili gerçekleri keşfederken, diğer taraftan baba tarafıyla kopukluğa neden olan akraba ilişkileriyle ilgili her iki tarafın olayları bambaşka açıdan değerlendirmesine maruz kalması, içinde bulunduğu ergenlik dönemininde kendisiyle ilgili travmaları, çevresindeki yetişkinleri değerlendirmesi, ebeveynlerin illa mutlak doğru ve iyiyi temsil etmediklerini çözmesi, sevgi ve aşk ile ilgili karmaşık tanımlamalar, kendisinin aşkı yaşaması, cinselliği keşfetmesi, tüm bu süreçte yetişkinlerin, özellikle anne ve babanın, yaklaşımları gibi oldukça çalkantılı bir  ergenlik dönemi anlatılmakta. Giovanna en sonunda daha olgun ve bilinçli bir genç insana dönüşmekte. Kitabı ben sevdim zira ergen bir insanın bakış açısı ve ufacık şeylerin nasıl dert haline gelebildiğinin yanı sıra, sınıfsal farklılıkların yaşamı nasıl şekillendirdiği, yetişkinlerin de bir sürü zaaflarının olabileceği, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı; yani konu insan olduğunda hiçbir şeyin dört dörtlük olmadığı gibi iyi/kötü, doğru/ yanlış kavramlarını da sorgulayan ve kompleks aile ilişkilerini anlatan bir kitap. Her ne kadar kitap Napolili bir genç kızın duygu ve düşüncelerini irdelemekteyse de özellikle çocuk yetiştiren herkesin bu çetrefilli dönemde farklı olaylara etki/ tepkilerin nasıl oluşabileceğini anlaması, bu konularda düşünmesini sağlaması açısından iyi bir kitap olduğunu kanaatindeyim. DEMET


Sevgili blog okuyucusu,

Öncelikle 2021 in hepimiz için bir umut yılı olmasını ve hayallerimizin gerçekleşmesini dilerim. Zorlu bir süreci biz kitap kulübü olarak bence beklentilerimizin çok ötesinde verimli bir şekilde geçirdik. Her ay zoom toplantılarımızı yaptık, seçtiğimiz kitapları ayrıntılı tartıştık ve yorumladık...Bu toplantıların en güzel yanı birbirimizi ekranlarda da olsa görmemiz ve hasbıhal etmemizdi. Tek eksiğimiz 8ekiz Yemek Kulüp etkinliğimizin boş kalması oldu. Bunu fazlası ile telafi edeceğimiz zamanlar gelecektir, buna inanıyoruz.

Son okuduğumuz kitap Elena Ferrante’nin Yetişkinlerin Yalan Dünyası idi. Bu roman esas olarak dört ailenin hayat hikayelerini bir ergenin bakış açısından anlatıyor. Ergen ise kitabın baş kahramanı. Roman başladığında ergen 12, bittiğinde 16 yaşında. Ben hiç severek okumadım, bana hiçbir şey vermedi bu kitap. Yavan geldi. Beni geliştiren, düşündüren bir yanı yoktu. Onun için okuma listenize almanızı tavsiye etmem. Onun yerine bizim daha önce okuduğumuz şahane kitaplardan seçebilirsiniz...

Hepinize sağlıklı, mutlu, bol kitaplı günler dilerim📚LEYLA


26 Aralık 2020 Cumartesi

Elena Ferrante


Elena Ferrante ilk romanından itibaren gerçek kimliğini gizleyip müstear isimle yazan bir İtalyan yazar. 1943 yılında Napoli'de doğan Ferrante'nin gerçek kimliği bilinmemekte olup yayıncısı basına yazar hakkında kısa bilgiler vermekle yetinmektedir.

İlk romanı “L'amore molesto” 1992 yılında yayımlandı. “Bir Yazarın Yolculuğu - Frantumaglia” romanında ise küçük küçük kendi ile bilgiler vermektedir.

Kendisine dünya çapında başarı getiren Napoli Romanları serisinin ilk kitabı “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım” ise 2011'de basıldı. İtalya’da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostluklarını, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatır. Serinin diğer kitapları ise, “Yeni Soyadının Hikayesi”, “Terk Edenler ve Kalanlar”, “Kayıp Kızın Hikayesi”.

 İki zeki kadının ömür boyu devam eden dostluğunu anlatan serinin gördüğü ilginin ardından gizemli yazarın kim olduğu daha çok merak edilir hale geldi. Bugüne kadar çok sayıda yazar, çevirmen ve yayıncının o olduğu iddia edildi.

 “Ayrılık Günleri” adlı eseri büyük okuyucu kitlesine sahip olan Ferrante edebiyat alanında verilen Uluslararası Man Booker Ödülü ile Strega Ödülü 'ne aday olmuş.

Yazarın hafta sonu eki için The Guardian’a yazılar yazdığı bir köşesi var.


23 Aralık 2020 Çarşamba

101. Kitabımız

 Sekiz kitap kulübümüz bundan 12 sene önce her biri meslek sahibi, kitap okumayı seven ancak edebiyatçı olmayan sekiz arkadaş tarafından kuruldu. 2020 senesi bizim 12 seneyi geri bıraktığımız ancak tüm dünya için son derece zorlayıcı bir yıl olmakla birlikte, bizlerin kitap okumaktan vazgeçmediğimiz, zoom aracıyla toplantılarımıza devam ettiğimiz ve okuduğumuz kitapları tartıştığımız bir yıl olarak geride kaldı. Sekiz kitap kulübümüz, özellikle bu dönemde, bize bir soluk da oldu- en azından ayda bir kere fiziksel olmasa da sanal ortamda birbirimizi görüp sohbet edebildik, tartıştık, güldük, dertleştik kısaca birbirimize daha da bağlandık. Hepimiz 2021’de daha olumlu şartlarda birlikte olmayı iple çekmekteyiz. Son toplantımız 29 Aralık’ta gerçekleşecek ve bu bizim şimdiye kadar okuduğumuz 101.ci kitap olacak! Bu ciddi bir rakam ve bence tamamen hepimizin birbirine saygı ve sevgisinin sonucu; hepimizin her kitabı çok severek okuduğunu söylemek gerçekçi olmaz ancak herkes sevsin, sevmesin seçilen kitabı gayet ciddiyetle okuyup bitirip, tartışmalara çok değerli katkıda bulunabildi. Bana göre kitap kulübümüzün hala keyifle sürmesinin en büyük nedeni bu ciddiyet ve ortak sorumluluk hissi.  Daha nice on’ar senelere….  DEMET



7 Aralık 2020 Pazartesi

Arı Kovanı

 

                                                             Yazar: Camilo Jose Cela

                                                             Özgün Adı: La Colmena

                                                             Orijinal Dili: İspanyolca

                                                             Yayınevi: Jaguar Kitap

                                                             Çeviren: Gökhan Aksay

                                                             Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Kasım 2016, 1.Baskı

 

 

"Bayan Rosa, heybetli kalçasıyla müşterilere çarpa çarpa, kafedeki masaların arasında koşuşturur durur. 'Lanet olası! Tövbeler olsun!' diye sıkça mırıldanır. Onun dünyası kafeden ibarettir; evrenin geri kalanı ise kafenin çevresidir."

Bayan Rosa'nın evreninin dışında yer alan kadınlar ve erkekler, birer ikişer onun dünyasına girerler: Dertli kadınlar ve dertli erkekler, birbirleriyle ve birbirlerinden konuşurlar orada. Kendileriyle birlikte acılarını, umutlarını, aşklarını ve her birinin bağlı olduğu hayatları da getirirler. Arı Kovanı onların dünyalarıyla dolar. Böylece Bayan Rosa'nın Madrid'deki kafesi sadece onun için değil, üç yüzden fazla karakter -ve bu romanın okuru- için "bir dünya"dan ibaret olur.

Ülkesinde "İspanyolcanın Cervantes'ten sonraki en önemli yazarı" olarak görülen Nobel ödüllü Camilo José Cela'nın kendisine has grotesk realizminin en yetkin örneği Arı Kovanı, Gökhan Aksay'ın İspanyolca aslından çevirisiyle…

"Arı Kovanı, İspanyol edebiyatının tartışmasız temel taşlarından biridir." (Tanıtım Bülteninden)

 

Yorumlarımız:

 

Kitap Kulübümüzün yüzüncü romanı.  Yüzüncü kitabımız olduğunu bilmeden seçtik. Hem Nobel ödüllü bir yazarın romanı, hem de şimdiye kadar okuduğumuz romanlardan çok farklı bir roman Arı Kovanı.

Romanda, yazar sokakları, sinemaları, kafeleri, genelevleri ile Madrid’i ve Cumhuriyetçisi, Milliyetçisi, zengini, fakiri, ezeni, ezileni ile Madrid halkını anlatmış. Kimseyi kahramanlaştırmadan, iç savaş döneminin gerçeklerini aktarmış. Yüzlerce karakter var, çoğu bir görünüp bir kaybolmuş. Aynı Arı Kovanı gibi… Vızır vızır… Bir sürü insan. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk.. Onların umutları, umutsuzlukları, açlıkları, yoksullukları, aşkları, acıları, korkuları…. Bu kadar karakter yaratırken çelişkiye düşmemiş yazar. Hepsinin hikayesini, o tarihteki gerçeğine dokunarak anlatmış. Bu küçük hikayelerle petek petek örmüş romanı.

Kitabı bitirince tam adına uygun bir roman diye düşündüm. Önce “Dona Rosa’nın Kafe”sinin Arı Kovan’ı olduğunu düşündüm. Kovanın Kraliçe Arısı Bayan Rosa. Garsonlar, kahve içmek için gelen müşteriler, sigara satıcıları, ısınmak için girenler, gazete satan çingene çocuk, satranç oynamak için gelenler, çay saati müşterileri de işçi arılar.

 Ama romanın bir yerinde kendimi Madrid sokaklarında yürürken buldum. Celestino Ortiz’in kafesinde, Bayan Ramona’nın sütçü dükkanında, Bayan Elvira’nın evinde ya da Martin Marco ile annesinin mezarında… Savaş sonrası Madrid ve Madrid halkı hakkında o kadar çok bilgi sahibi oluyoruz ki roman bitince. Toplumun farklı katmanlarını, düşünce yapılarını, sabunlarını, tütünlerini, kültürel aktivitelerini, yazarlarını, fırıncılarını, fahişelerini,… O zaman acaba “Madrid” mi Arı Kovan’ı??

Sonuçta romanın kendisinin Arı Kovanı olduğuna karar verdim. Bu kadar insanı bir arada tutan ve onların dünyalarına dalan, birbirleri ile ilişkilerini bize küçük öykülerle çok başarılı bir şekilde anlatan, 1943 Madrid’ini tüm gerçekliği ile gözler önüne seren roman tam bir “Arı Kovanı”.

Ben romanı çok sevdim. Herkese tavsiye ederim. NURİZER

1989 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan Ispanyol yazar Camilo Jose Cela' nın ülkemizde var olan tek kitabı.

Çok farklı bir kurguyla yazılmış, neredeyse her paragraf ayrı bir hikâye. Başlangıçta bütünü bulmak için uğraşıyorsunuz. Okuduğumuz romanlardan çok farklı. Eserde üçyüzün üzerinde karakterle tanışıyorsunuz. Adeta dramatik bir öyküler yumağı.

Olaylar İspanya iç savaşından sonra, Franco döneminde, 1940’lı yıllarda Madrid'de geçiyor. Rosa'nın kafesi. Akşam 7’den önce ve sonra gelenler. Siyasetçisi, garsonu, ayakkabı boyacısı, müzisyeni, yalnızı, fahişesi, zengini, yoksulu herkes bu kovana girip çıkıyor.  Ayrıca bu şahısların dışardaki hayatları, yakınları, yaşamları, apartman hayatları....

Akıcı, okunması kolay, ilginç bir kitap, ilginç bağlantılar.  Merak mı ediyorsunuz? Hemen okumalısınız. ZELİHA

 


27 Kasım 2020 Cuma

Camilo Jose Cela

 



Modern İspanyol edebiyatının en büyük yazarı kabul edilen Camilo Jose Cela, 1 Mayıs 1916’da İspanya’nın Galiçya bölgesindeki Iria Flavia’da doğdu. Ailesi başkente taşınınca Cela eğitimine dokuz yaşından sonra kilise okuluna devam etti. 1931’de yakalandığı tüberküloz sonrası yattığı sanatoryumdaki iki yılını kitap okuyarak geçirdi. 1934’te tıp fakültesine kaydolsada, buradaki dersleri yerine edebiyat fakültesinin derslerini takip etti. Çağdaş edebiyat dersleri veren Pedro Salinas’tan oldukça etkilenen Cela, ilk şiirlerini ve yazılarını “Onunla tanışmasaydım, yazmayı bu denli ciddiye alamazdım,” dediği hocası Salinas’a gösterdi ve onun yönlendirmelerine sadık kaldı. İç Savaş patlak verince Cela’nın ve daha sonra İspanya’nın önemli entelektüelleri arasında yer alacak arkadaşlarının öğrenimleri yarıda kesildi. Cela, milliyetçi tarafta yer aldı. Savaşta yaralandı. Bu sırada şiir yazmaya devam etti ve ilk kitabını oluşturdu. 1940’ta hukuk okumaya başladı.

Annesini öldüren bir adamın öyküsünü anlattığı ilk romanı “Pascal Duarte ve Ailesi” 1942’de yayımlandı. Romanın kazandığı olağanüstü başarı Cela’ya hukuk öğrenimini de yarıda bırakma cesareti verdi ve Cela hayatını yazmaya adadı.

Gençliğindeki görüşlerine veya sınıfına rağmen Franco rejimi ile uyuşamadı. 1945 ve 1950 yılları arasında “Arı Kovanı’nı (La colmena)” yazdı. Roman, uzun bir sansür sürecinin sonunda 1951’de yayımlanabildi ve kısa bir süre sonra yasaklandı. Uzun bir edisyon ve sansür süreci geçiren kitap resmî basım iznini ancak 1963’te alabildi.

1953`te yakın akrabayla cinsel ilişki sorununu işleyen “Mrs. Caldwell habla con su hijo (Mrs. Caldwell Oğluyla Konuşuyor)” romanını yayınladı.

1954 yılından itibaren Mallorca adasında yaşamaya başladı ve orada aylık Papeles de Son Armadans adlı edebî dergiyi kurarak politik fikirleri nedeniyle edebî sürgünde olan yazarların ürünlerini yayımladı. Şiir, roman, öykü, gezi kitabı, deneme, fabl türlerinde art arda eserler vermeye devam eden Cela, Franco’nun ölümünden sonra daha aktif bir yaşam sürmeye başladı ve politik görevler de üstlendi.

1989’da “zengin ve yoğun nesri”nden ötürü Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Kendisine has gerçekçiliğin en iyi örneğini verdiği Arı Kovanı romanı, 1982’de Mario Camus tarafından beyaz perdeye aktırıldı. Cela'nın da küçük ama önemli bir rol de oynadığı bu film, 1983 yılında, 33. Berlin Şenliği'nde, Altın Ayı Ödülünü kazanmıştır.

“Karanlık Gerçekçi” edebiyatın öncüsü olarak tanınan Cela, on ikisi roman olmak üzere çeşitli türlerde yetmiş eser verdi. “İspanya’nın Cervantes’ten sonraki en önemli yazarı” olarak da nitelendirilen Jose Cela, 2002 yılında Madrid’de hayata gözlerini yumdu.