21 Kasım 2022 Pazartesi

Yukarıda

 


                                               Yazar: Pierre Schoendoerffer                                                                             

                                               Orijinal Dili: Fransızca

                                               Özgün Adı: La – Haut

                                               İlk Baskı Yılı: 1998

                                               Yayınevi: TelosYayıncılık

                                               Çeviren:Murat Aykaç Erginöz

                                            

 

Yukarıda, ülkemizde Krala Veda ve Kart Yengeç romanlarıyla tanınan yazar ve film yönetmeni Pierre Schoendoerffer'in dördüncü romanı.Romanın gizemli kahramanı Henri Lanvern, Tayland'da bir film çevirmektedir... 1978 Haziran'ında bir akşam film ekibini toplar ve ertesi gün eski bir dostunu aramak üzere Laos'a gideceğini söyler. Daha sonra hiçbir yerde izine rastlanmaz.Kimdi bu adam? Neden ortadan kayboldu? Başına ne geldi? Bir kadın onun izin sürerek, polisiye, psikolojik ve tarihsel bir araştırma yapar: Henri Lanvern, Dien Bien Phu'dan komünistlerin iktidarı ele geçirmelerine kadar Vietnam'da birçok olayın içinde bulunmuştur otuz yıl boyunca. Henri Lanvern, çağdaş trajedilerden birinin hem tanığı hem de "oyuncusu" olarak, araştırma (roman) boyunca, fotoğraf kağıdında görüntülerin ortaya çıkması benzeri yavaş yavaş belirginleşir. Henri Lanvern tam anlamıyla bir serüven adamıdır; hayatın, ölümün ve aşkın üzerine gözünü kırpmadan yürür.Yukarıda, insanlık durumunun gerçek, mistik ve metafizik boyutlarının sergilendiği, insan kimliğinin ateş çemberinden geçtiği, soluk soluğa okunacak bir roman. Roman sanatının köklerine, "serüven romanı" geleneğine bağlı. Tutkulu öyküsü aynı zamanda çağımızın da öyküsü.

 

 Yorumlarımız:

 

Bir kitabın kahramanının, yazarının ve hatta çevirmeninin hayatlarının böylesi ilginç örtüşmelere sahne olduğu sanırım sık rastlanır bir durum olmasa gerek. “Yukarıda” adlı kitabın yazarı Pierre Schoendoerffer ile Türkçeye çevirisini yapan Murat Aykaç Erginöz ün, ne kadar ortak hayat vizyonları olduğunu keşfetmek, kitabın içeriğinin kişisel yaklaşımlara, yaşamdaki duruşa, karakteristik özelliklere bir tercüman olduğunu düşündürüyor.

Yani, oldukça karmaşık bilgiler, isimler, olaylar zinciriyle açılan roman, nerdeyse ilk üçte birinde okuyucuya zor zamanlar yaşatıyor; çözümlemede, deşifre etmede insan oldukça zorlanıyor…. Farklı bir coğrafyada, içiçe geçmiş toplumlar, siyasi ve kültürel çatışmalar, çok sayıda karakterler, bir savaş ortamında ve çevresinde çeşitli maceralarla sunuluyor.

Ancak , bir süre sonra ana karakterin ve onunla çok farklı ilişkileri, dostlukları olmuş diğer karakterlerin açılımıyla, roman bizi daha evrensel, daha genel değerleri düşünmeye yönlendiriyor…

 

Kitap çok bilgi ve çok gerçek hikaye barındırıyor; ki benzer bilgileri alacağımız, benzer senaryolar üstüne yazılmış çok sayıda kitap olduğunu biliyoruz. Buradaki amacın, yazarın vurgu yapmak istediği konunun “tarihi gerçeklerin” daha ötesinde bir olgu olduğunu hissediyoruz. İnsanın “kendi” ile ilişkisinin yaşamı boyunca evrilerek nasıl bir macera oluşturduğunu, “insani duyguların” bütünü olarak kişinin yaşamının nasıl sentezlenebildiğini, kahramanımız Lanvern örneği ile insanın başkalarıyla olan ilişkilerinin onun kendi karakterini nasıl sergilediğini görüyoruz yazar sayesinde.

İlk anlarda bir savaş ortamı anlatısı diyecekken, romanı bir tür “kendini arama-bulma” hikayesi olarak yorumlayabiliyoruz sonunda. Kitap kulübünde okuduğumuz onca kitaba ek olarak listemize  çok farklı, çok özgün, çok kendince bir kitap katmış oluyoruz “Yukarıda” ile…..

Verdiği mesajlar, senaryo ediliş şekli, dili ve ilginç kurgusu ile kolay okunamasa da dağarcığımızda bulunması gereken ve çok farklı bakış açılarına,anlayışlara yol veren bir eser olduğu kanısındayım. UFUK

 

 

 

 

31 Ekim 2022 Pazartesi

Pierre Schoendoerffer

 


Pierre Schoendoerffer, Mayıs 1928’de beş kardeşin dördüncüsü olarak Chamalières – Fransa’da doğdu. Central School'un mühendisi olan babası Georges Schoendoerffer’in işleri nedeniyle çocukluk yıllarını değişik şehirlerde geçirdi. Çocukken denizci olmayı hayal eden Pierre 19 yaşında güverte görevlisi olarak bir İsveç Ticaret gemisi ile Baltık Denizine yelken açtı.

1949 yılında mecburi askerlik için Fransa’ya geri döndü. 1951’de Serge Bromberger’in kameraman George Kowal hakkında yazdığı bir makaleyi okuyunca gönüllü olarak Silahlı Kuvvetler Sinematografi Servisi’ne katıldı ve Çinhindi’ne gitti. 7 Mayıs 1954'te Dien Bien Phu savaşında esir düştü. 24 Ağustos 1954 Cenevre anlaşmasından sonra serbest bırakıldı ama Çinhindin’de kaldı. Önemli dergiler için fotoğrafçılık yaparak Malezya, Fas, Yemen, Cezayir, Laos ve Hong Kong’u dolaşıp röportajlar yaptı.

Hong Kong’ta tanıştığı Joseph Kessel ile “La Passé”, “Ramuntcho” ve “Pêcheur d'Islande” filimlerinin çekiminde çalıştı.

1963 yılında yazdığı “317. Bölük”  romanı, 1964 yılında Çinhindi Savaşı hakkında kurgusal bir film olarak çekildi ve Cannes’de senaryo ödülü kazandı.

Dominique Merlin ile 1967'de Vietnam'da Amerikan ordusuyla, Oscar ve sayısız uluslararası ödüle layık görülen “Anderson Section” adlı bir belgesel film yaptı .

1969'da yayınladığı “Krala Veda” romanını, 1989 yılında Amerikalı yönetmen John Milius  “The Farewell to the King” adı ile beyaz perdeye taşıdı .

1976'da Fransız Akademisi'nin büyük ödülünü kazanan “Le Crabe-Tambour” adlı bir roman yazdı .

1981 yılında “La-haut (Upthere) romanını yazdı. Kendisinin esir olduğu Dien Bien Phu savaşını anlatan bu romanı 2003 yılında kendi sinemaya aktardı.

2003 yılında “L’Aile du papillion( The Butterfly Wing) romanını yayınladı.

Pierre Schoendoerffer 14 Mart 2012’de En Percy de Clamart askeri hastanesinde öldü. Sinema ve yazınsal yapıtlarının tümüne “Vauban Ödülü” verildi.


30 Mayıs 2022 Pazartesi

Seçkin

 

                                   

                                                        Yazar: Zeynep Miraç    

                                                        Yayınevi: Doğan Kitap

                                                        Kapak Tasarım: Serçin Çabuk

                                                        Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Kasım 2021

 

Yürekli, dirençli ve azimli...

Seçkin Selvi.

Bir yandan çeviri yaparken bir yandan fasulye ayıklayan, eleştiri yazısını tamamlayıp sobanın ateşini harlayan, çocuklarını büyütürken yaşadığı ülkenin zihin dünyasında yeni pencereler açan bir kadın...

Yüzyıllık Yalnızlık gibi bir başyapıtı, başka bir çevirisi nedeniyle Sağmalcılar Cezaevi’nde yatarken, koğuşun keşmekeşi içinde, aklı dışarıdaki çocuklarındayken Türkçeye kazandırmış bir kadın...

Sevdiklerinin erken vedalarına, devletin hoyratlığına, emeğinin karşılık bulmamasına rağmen dimdik ayakta durmaktan, üretmekten, yaşamdan zevk almaktan vazgeçmeyen bir kadın...

Üretmekte direnen, teslim olmayan, yakın tarihin karanlık günlerinden nasibini fazlasıyla alsa da yaşam sevincini ve mizah duygusunu hiç kaybetmeyen… Bilgisini paylaşmakta bonkör, derdini paylaşmakta tutumlu...

 

Yorumlarımız:

 

Adı Seçkin;

Gerçekten zaman zaman şaşırtacak kadar güçlü bir karakter. Türkiye'nin en meşhur beş çevirmeninden biri. Ne yazık ki bu kitapla tanıdım.

Gazeteci Zeynep Miraç'ın ilk romanı. Biografi niteliğinde. Yazım dili olarak rahat okunabilen, bir entelektüelin yaşamı ile o günün Türkiye’sinin fırtınalı tarihini bütünleştirmiş bir eser. Edebi değerinden ziyade karekter ve yaşadıkları ön planda. Seçkin'in yaşamı yalın bir dille anlatılmış. Bir çeşit toplum sosyolojisi. Karakter o kadar güçlü ki zoru başarmış, dimdik ayakta kalmış.

Seçkin Selvi aydın bir babanın kızı. Eğitimine çok önem veren baba Seçkin’i Üsküdar Amerikan Kız Kolejinde yatılı okutmuş. Böylelikle hayatı, kariyeri yön kazanmış. Ortaya kararlarının arkasında dimdik duran, zaman zaman isyankar, zorlukları göğüsleyebilen, güçlü, neşeli bir karakter çıkmış. Üç farklı hayat arkadaşı, üç çocuk, mutluluklar, acılar, kısmen sefalet ve başarılar...

Tavsiye ederim okuyun. Sizde benimle  ayni duyguları paylaşacakmısınız acaba? ZELİHA



9 Mayıs 2022 Pazartesi

Zeynep Miraç

 



Zeynep Miraç, 1978 İstanbul doğumlu. İstanbul (Erkek) Lisesi’nin ardından Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Gazeteciliğe Vizyon dergisinde başladı. Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Cumhuriyet gazetesinde ve KAFA dergisinde portreler yazdı. TRT Türk’te “Açık Şehir” adlı kültür sanat programını sundu. Metin Akpınar ve Haldun Dormen’in yaşamöykülerini anlatan belgesellerin senaryolarını yazdı. Gazete Oksijen’de yazıyor, KAFA TV’de portre programı yapıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı genel müdürü Görgün Taner'in eşidir.


24 Nisan 2022 Pazar

Tanios Kayası

 



                                                        Yazar: Amin Maalouf

                                                        Orijinal Adı: Le Rocherde Tanios

                                                        Orijinal Dili: Fransızca                                    

                                                        Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

                                                        Çeviren: Olcay Kunal  

                                                        Yazıldığı Tarih: 1993                                        

                                                        Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2020 – 44. Baskı

 

 

Amin Maalouf'tan 1993'te yayınladığımız ilk iki romanı 'Afrikalı Leo' ve 'Semerkant'tan sonra, yine bir Doğu öyküsü.

Mehmet Ali Paşa'lı yılların Mısır'ı.

Güzelliğini çarmıh gibi taşıyan bir kadın: Lamia.

Lamia'nın gölgesine sığındığı bir şeyh: Francis.

Yasak aşk meyvesi bir oğul: Tanios.

Başka bir kadın: Esma.

Bir serüven ve sadakat romanı...

Yazara ünlü 'Goncourt' ödülünü getiren kitap ilk kez dilimizde. (Arka Kapak)

 

Yorumlarımız:

Amin Maalouf’un  ‘Tanios Kayası’ adlı romanı diğer eserlerinde olduğu gibi Arap  coğrafyasında geçen, 19.yyda yaşanmış  bir olaydan, esinlenerek kaleme almıştır. Yazar bu romanını  1993 yılında yazmış ve aynı yıl Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden olan ’Goncourt’ ödülüne layık görülmüştür. Fransızca yazılan kitap daha sonra Arapçaya çevrilmiştir.

Romanda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın idaresindeki Mısır’da şeyhler, derebeylikler ve emirlikler arasında yaşanan mücadeleler, halkın idareciler tarafından ezilmesi, Hıristiyan Araplar ile komşuları Müslüman  Dürziler arasındaki mezhep kavgaları, sınıfsal çatışmalar ve adaletsiz yönetim gibi sosyal problemler işlenmiştir. Roman da aynı zamanda aşk ve sadakat konuları da ön planda tutulmuştur.

Öykü, yazarın da geldiği Cebel-Lübnan denilen Akdeniz’den uzakta Şam’ın hemen batısında uzanan dağlık Kfaryabda adlı Hıristiyan Maruni  Araplarının yaşadığı bölgede geçiyor. Bu köyde mevcut kayalar arasında tek insan ismi taşıyan Tanios Kayası’nın birkaç asırdır anlatılan gizemini merak eden  yazar o günleri yaşamış dedesi ve köyün yaşlılarından öğrendiklerine  olay ile  ilgili bulduğu  yazılı kaynaklardan öğrendiklerini birleştirerek 1840 yılında Tanios’ un kayanın üzerine otururken birden ortadan kaybolması  gizemini 19 yıl geriye giderek, 1821-1840 arasında geçen bir zaman diliminde anlatmıştır.

Kitapta anlatılan, bir Patriğin, Ebu-Keşk Mauluf adında biri tarafından öldürülmesi, oğluyla Kıbrıs’a sığınan katilin, emirin bir casusu tarafından kandırılarak ülkesine getirilmesi ve idam edilmesi gibi gerçeklerin dışında  diğer unsurlar, yazar Amin Maalouf’un zengin kurmacası ile yazılmıştır.

Yazar, romana adını veren Tanios’un babası zannettiği kişinin gerçek babası olmadığını öğrenmesini ve kimlik sorunları yaşayan çocuğun psikolojik çalkantılarını ile  karşılaştığı zorlukları sürükleyici bir şekilde, adeta masalsı bir dille anlatmıştır. Ana karakter Tanios’un yanı sıra güzelliği ile dillere destan annesi Lamia, Lamia’ nın gölgesine sığındığı Şeyh Francis, babası bildiği şeyhine sadık Gerios, ilk aşkı Esma, Rahip Stalton, Rukoz, Kıbrıs da aşk yaşadığı Tamar ve diğer çok sayıda karakterler ile oluşan romanın sürükleyici  örgüsü kitabı keyifle ve heyecanla okutuyor. Romanın arka planında Kavalalı Mehmet Ali  idaresindeki Mısır da yaşanan  siyasi oyunlar, bölgede Fransız, İngiliz hakimiyetinin menfaat çatışmaları, Osmanlı İmparatorluğunun bu coğrafyadaki yaşadığı siyasi  etnik problemler ve zafiyetler, halkın derebeylik yönetimi altında yaşadığı gerginlikler gibi tarihi gerçekler Tanios’un merkez aldığı gizemli kayboluş hikayesinin arka fonunu oluşturuyor.

Emperyalist ülkelerin misyoner, din adamlığı, öğretmen, arkeolog, tüccar, hekim ve bunun gibi adlar altında ele geçirmek istedikleri ülkelere nasıl sızdıklarını görürken Ortadoğu tarihine dair bilgilerimizi tazeliyoruz.

Akıcı bir dille yazılan, hepimizin keyifle okuduğu ve zoom üzerinden  yaptığımız  toplantıda tüm detayıyla tartıştığımız bu ayki kitabımız Tanios Kalesi  aynı zamanda yazar Amin Maalouf’un kitap   kulübümüzde okuduğumuz ikici kitabı olma özelliğini de taşıyor. Biz kitabı  çok sevdik. Herkese de tavsiye  ederiz . BEYZA

 

Mısır’da bir dağ köyü olan Kfaryabda’da yıllardır anlatıla gelen bir efsaneyi merak eden roman anlatıcısı bu olayı araştırmaya başlar. Efsaneye göre, yaklaşık iki kuşak önce bu köyde yaşamış olan Tanios isimli bir gencin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolması üzerine köylüler onun kayaya dönüştüğünü düşünmüştür. Köyün yaşlılarından öğrendiklerini, bu olayla ilgili bulduğu Keşiş İlyas’ın Dağlılar Tarihçesi isimli kitabından, roman kişilerinden biri olan Papaz Stolton’un günlüğünden ve Katırcı Nadir’in Nadir Katırcının Bilgeliği isimli kitabından alıntılar yaparak bize aktarır.

Bu kadar belgelere dayalı yazılınca sanki romandaki olayların gerçek olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Oysa, 19.yy da bir patriğin öldürülmesi üzerine katilinin oğlu ile birlikte Kıbrıs'a sığınması olayı dışında geri kalan her şey kurmacadır romanda.

Roman, tarih olarak Tanios’un dünyaya geldiği 1821 ile ortadan kaybolduğu 1840 yıllarını kapsamaktadır.Tarihi arka planda ise  Ortadoğu Osmanlı coğrafyası vardır. 1831 yılında devletine isyan edip bağımsızlığını ilan eden Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın hedefi, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıp, Balkanlar’dan Nil kıyılarına uzanacak yeni bir devlet kurmaktı. Ama Kavalalı'nın Mısır'da uyguladığı yayılmacı politika, "Dağ" denilen stratejik bölgede sekteye uğrar. Burada emirlerin, şeyhlerin, din adamlarının yanı sıra; Paşa'yı destekleyen Fransa ile Dağlıları ve Osmanlı'yı destekleyen İngiltere gibi büyük devletler de işe karışır.

Bu tarihi fonun önündeki öykü ise dağlık bölgede Kfaryabda adlı Hıristiyan Arapların yaşadığı köyde geçiyor. Şeyh Francis, kâhyası Gerios’un karısı güzel Lamia’ya göz koyuyor. Bu yasak ilişkiden Tanios adı verilen bir çocuk dünyaya geliyor. Tanios, iki kadının hayatını ve kaderini etkilemesi sonucu kendisini olayların tam göbeğinde buluyor. Bunlardan biri annesi "Lamia" diğeri de sevgilisi "Esma"dır.

16 yaşında aşık olup, aşkı için mücadele eden bir genç….. oğluna yapılan haksızlıklara karşı cinayet işleyen bir baba….. Baba oğulun Mısır’dan Kıbrıs’a kaçışı….. Kıbrıs’ta yeni bir aşkla tanışması…. Dağ’ın Emir’inden kaçarken, henüz 18 yaşındaki Tanios’un kendini Dağ’ın kurtuluşundaki kilit adam olarak bulması…… Emirin hayatının Tanios’un iki dudağının arasında oluşunun hikayesi…

Dış siyasi olaylar roman kahramanlarının hayatını değiştirdiği gibi, bu bölgede yaşayan dağ insanları Hıristiyan Mârûni Araplar ve onların komşuları Müslüman Dürzîler’in hayatlarını da etkiliyor. Halk; vergiler, zorunlu askerlik, yağma, zorbalık, casusların faaliyetleri, direniş örgütlenmeleri gibi pek çok durumla boğuşarak yaşamakta ve her şeye rağmen şeyhlerine olan bağlılıklarını sürdürmektedirler.

Amin Maalouf, Ortadoğu’nun bu bölgesinde yaşayan insanların kültürlerini, birbirleriyle çatışmalarını, ve  bulundukları coğrafyayı çok güzel anlatmış. Zaman zaman okumakta zorlansamda masal tadında bir roman. NURİZER