26 Ekim 2024 Cumartesi

"16. Dönem

 



Her ay yeni bir heyecanla bir romanı okuyup, araştıran, tartışan, yeni kitap önerileri için çaba harcayan, bir arada olmaktan zevk alan bir grup Sekiz Kitap Kulübü….

Kasım 2023 – Haziran 2024 arasında 16. Dönemini gerçekleştirdiğimiz Kitap Kulübümüzün ilk romanı, yaz aylarında okuduğumuz Jack London’ın “Martin Eden” romanı idi. Hırsı ve azmi ile hepimizi etkileyen Martin Eden gibi roman da çevirisi ile, akıcılığı ve konusu ile hepimizin gönlünü çaldı.

Aralık ayının başında Murathan Mungan’dan Türkiye gerçeklerini gözler önüne seren sürükleyici bir kara polisiye okuduk: “995km”

2023 yılını Çağdaş Norveç Edebiyatının önemli isimlerinden Vijdis Hjorth’un “Miras”isimli romanı ile bitirdik.

2024 yılının ilk kitabı, özgürlükleri için kaderlerine razı olmayıp savaşmaya karar veren üç kadının umut ve dayanışmayla dokudukları hayatlarını romanlaştıran Laetitia Colombani’nin “Saç Örgüsü”romanı idi.

Mihail Bulkagov’un fantastik anlatımıyla edebi bir şölene dönmüş olan “Usta ile Margarita”,  gerçekle gerçeküstüyü, felsefeyle sistem eleştirisini dengeli bir dualizm ile ustalıkla birleştiren modern zamanın klasiklerinden önemli bir örnek olarak Şubat ayı konuğumuzdu.

Mart kitabımız “İşin Aslı Judith ve Sonrası” Macaristan’ın önemli çağdaş yazarlarından Sándor Márai’nin sadakat ve yalanı, gerçeği ve arzulananı, toplumsal ilişkilerdeki dürüstlüğü ve tutukluğu, sevgiyi ve ayrılığı ustalıklı bir dille anlattığı romanı.

Bahar ayları bir kadın romanı ile başladı. Güney Amerikalı yazar İsabel Allende “Violetta” romanında Violeta’nın yüzyıllık yaşamında aile, evlilik kurumu, tutku, aşk, çocukları, başarıları, vizyonu, sınıf meselesi, feminizm, kadın olmaya dair uyanışı, yüzleşmeleri ile son güne kadar hayata karşı merakını kaybetmeden yaşadığı hayatını anlatılıyor.

Dönemin son kitabı ise bir erkek hikayesi. Hayatının ortasında bir yol ayrımında olan bir adamın, köklerini, sonunda vardığı yeri, ailesinin yok oluşunu, anılarını, çocuklarıyla olan ilişkilerini anlattığı İspanyol yazar Manuel Vilas’ın “Ordesa” adlı romanı.

Dönemin özetini çıkarınca, dünyanın dört bir yanından genelde daha önce okumadığımız yazarlardan farklı konularda romanlar seçtiğimizi gördüm. Yorumlarımıza bakınca da her tartışmanın sonunda da iyi ki okuduk dediğimiz kitaplar olmuş hepsi. Ne mutlu bize.

Bakalım yeni dönemde ne gibi sürpriz hikayeler bizi bekliyor….


9 Haziran 2024 Pazar

Ordesa


 

                                                Yazar: Manuel Vilas

                                                Orijinal Adı: Ordesa

                                                Yayınevi: Bilgi Yayınevi

                                                Çeviren: İdil Dündar

                                                Kapak Tasarımı: Yusuf Efe Temiztürk

                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Şubat 2024- 1.Baskı

 

“Babam bana beni sevdiğini hiç söylemedi, annem de. Ve ben bunda bir güzellik görüyorum. Annemle babamın beni sevdiğini icat etmek zorunda kaldığım sürece de gördüm.”
Hayatının ortasında bir yol ayrımında olan bir adam, köklerini, sonunda vardığı yeri ve ailesinin yok oluşunu düşünür. Muazzam bir kargaşa içinde oturup yazmaya başlar. Hayaletlerle dolu anılarının arasından çocuklarıyla olan ilişkisine yön vermeye çalışır.
Aragon Edebiyat Ödülü sahibi İspanyol yazar Manuel Vilas, Prix Femina Ödülü’nü alan kitabı Ordesa’da dürüst bir anlatımla büyük bir kaybın kimliğini araştırıyor.

 

Yorumlarımız:

 

Kitap kulübünde seçtiğimiz roman olmasa bitirebilirmiydim, bilmiyorum.

Ölüm ve yoksulluk teması o kadar gerçekci anlatılmış ki, boğulur gibi oldum.  Ispanyol yazar Manuel Vilas'ın edebiyat  dünyasındaki başarısı bu olsa gerek. Duygularına  gem vurmadan, gerçeklerini anlatmaktan çekinmeden, canlı canlı, hissettirerek.   

Ordesa yazarın kendi hayatından kurgulanmış olsa gerek. Bir çeşit otobiografik kurgu. Romanda kronolojik bir geçmiş yok. Yazar aklına gelen olaylarla, duygu yoğunluğunu sayfalara dökmüş.  Ama bir kopukluk hissi de uyandırmıyor. Annesine, babasına karşı farklı zamanlarda hissettiği farklı duyguları rahat okunur bir şekilde aktarıyor. Eşiyle ilgili hikayesi yok denecek kadar az. Çocukları zaman zaman olayların içinde. İsimleri klasik müzik dehalarından esinlenilmiş.

Ordesa birçok  dile çevrilmiş ve çok satmış. Nostalji, hüzün, sorgulama, yoksulluk yanında sevgiyi de hissettirmiş bir roman. Ayrıca etkileyici cümleler de var. Örneğin sf. 160 " Işık ve güneş aile, ısı onların çocuğu". Düşünce derinliği olan bir cümle. Etkilendiğimi söyleyebilirim. Rahat okumamızı sağlayan çevirmen İdil Dündar'ı da taktir etmemiz gerek.

Yazarın hayatı İspanyada Franko dönemi faşizmi ve demokrasiye geçiş 1. Carlos monarşi dönemine denk geliyor.  Böylece İspanya yakın tarihi ve siyasetteki yozlaşmalar da zaman zaman romanda yer almış.

Bugün edebiyat dünyasında  yazarlara bir referans kitabı olduğu  söylenen bu eseri yine de okumuş olmaktan  memnunum. Iyi okumalar.  ZELİHA

 

Sevgili Okur,

Mayıs ayında ünlü İspanyol yazar Manuel Vilas’ın Ordesa adlı kitabını okuduk ve haziran başında sezon kapanışını yapıp yaz kitaplarımızı seçeceğiz. 2023-2024 sezonu kitap kulübümüz toplantılarını başarı ile bitireceğimiz için çok mutluyum.

Ordesa’ya kitap diyorum, çünkü ilk defa böyle bir yapı ile karşılaştık: kitap 157 kısa bölümü kapsayan düz yazı ve 9 şiirden oluşan bir roman. Aslında şiirler düz yazıların bir özeti, daha duygusal bir formu gibi..Kitap için bir çıkarım, bir cümlelik bir anlatım sorsanız karar vermekte zorlanırım: anılar kitabı demek yetersiz kalır. Çünkü dünü, bugünü ve hatta zaman zaman geleceği anlatıyor. Hesaplaşma desek de yetersiz kalır. Çünkü kitap aslında orta yaşlarında bir erkeğin hayat hikayesi , edebi dille otobiyografisi. Ben o kişiye ‘Nota’ adını koydum, çünkü kitapta adı yok ve kendisi kitap boyunca aile fertlerine tanınan klasik bestecilerin isimlerini veriyor. Düz yazılarında da şiirlerinde de çoğunlukla bu takma adları kullanıyor. Nota müziğin aslı olduğu için bu ismi verdim. Çünkü Nota kitabın baş karakteri. 

Eşinden boşanmış, iki erkek çocuğu olan Nota yaşamını anlatırken devamlı olarak ölen ailesiyle özellikle de anne ve babası ile konuşuyor . Kitap adeta bir monologlar bütünü. Sanki her an etrafında hep Nota’nın sorduğu, yorumladığı, konuştuğu ama cevap alamadığı hayaletler var. Çocukluğundaki sevecen yaşamından olgunluk yaşındaki sıkıntılı, bedbin, tek düze, mutsuz, fakir, pişmanlıklarla dolu, evhamlı yaşama geçtiğini, sevgi yoksunluğunu nasıl acı içinde çektiğini görüyoruz Nota’nın. Romanın sonu bence puslu bir şekilde bitiyor. Merakla beklediğimiz, kendini yorgun kalpli diye tanıtan Nota’ya ne olduğundan çok ana rahmine düşüşünü betimliyor kitabın son sayfaları.

Keşke İspanyolca bilseydim ve bu romanı ana dilinde okusaydım. Eminim o zaman tad alırdım. Şimdi biraz bazı sözcükleri, bazı cümleleri anlamak, manalandırmak için didişdim durdum okurken. Ağır bir roman. Ayrıca ölüm teması her yerde. Bu insanı bunaltıyor. Kitabın ismi neden Odesa diye düşündüm. Odesa ailenin köyüne çok yakın bir vadi, bir tatil yöresi. Vadinin bir özelliği Tersiyer döneminde (Dinazorların kaybından buzul çağın oluşmasına kadar geçen zaman dilimi) oluşup bugüne gelmesi. Yani en az 50 milyon yıl yaşında ve halen ayakta. Acaba şöyle bir alegori yapabilir miyiz: insanlar ölür ancak anıları nesilden nesile aktarılır. Aslında onlar fiziken ölüdürler, tıpkı Ordesa vadisi gibi aslında hep ‘var’dırlar, hayatımızın parçasıdırlar.

Gerek kurgusu gerek içeriği farklı bu kitabın fonunda zaman zaman dönemin İspanya’sının politik ve sosyal yapısını da görüyoruz. Bu romana bir zenginlik katmış. Metinleri , şiiri anlamak, anlamlandırmak her bölümde kolay değil. Bu zorluk çeviriden mi yazarın uslubundan mı ileri geliyor, söylemek zor.

Son söz: ölülerle konuşarak, anılara referans vererek o dingin ve bedbin halden, pişmanlıklardan keşkelerden uzaklaşılmıyor. Ben şahsen her şeyi, sevgiyi, de, hatırşinaslığı da, vefayı da hayattayken yaşamak isterim. Son pişmanlık içteki taa derindeki acıları yok etmiyor.

Sevgili okur: bu kitabı okumak ya da okumamak sizin seçiminiz. LEYLA ETKER

16 Mayıs 2024 Perşembe

Manuel Vilas

 


Manuel Vilas 1962’de Barbastro, Huesca’da doğdu. Hem şair hem de roman yazarı olarak çağının esaslı bir öncüsüdür.  Kısa hikâye seçkisi Zeta (2002), romanları Magia (2004) ve España (2008) ile okuyucular ve eleştirmenlerden tam puan alarak İspanyol edebiyatında olağanüstü bir yer kazanan ender yazarlardandır. Vilas sırasıyla şu şiir seçkilerini yayınlamıştır: El Cielo (2000), Resurrección (2005), XV Premio de Poesía Jaime Gil de Biedma ve VI. Fray Louis de Leon Ödülü’ne hak kazanan, eleştirmenler tarafından pek çok övgüye layık görülen Quimera dergisi tarafından 2008’in en iyi kitaplarından biri olarak seçilen Calor (2008). Ayrıca Aire Nuestro (2009), Los Inmortales (2012) El Luminoso Regalo (Parıltılı Armağan, 2013) ve Setecientos Millones De Rinocerontes (2016) kitaplarının da yazarıdır.

Otobiyografik romanı Ordesa (2018), edebiyatta nadir görülen dürüstlüğüyle İspanyol okuyucular ve eleştirmenleri oldukça şaşırtmıştır. İki haftada 20,000 adet baskı yapmış, çok satanlar listesine yerleşmiş ve dünya çapında 250,000 adetten fazla satılmıştır. 2019’da Fransa’da prestijli bir ödül olan Prix Fémina étranger ödülünü kazanmıştır. Aynı yıl yazarın Alegría (2019) adlı romanı da yayınlanmış ve Premio Planeta ödülü için finale kalmıştır. Los Besos (2021) romanının ardından yayınlanan yeni romanı Nosotros (2023), 2023’te İspanyol edebiyatının en eski ve en saygın ödüllerinden biri olan Nadal Prize’ı kazanmıştır.

 


3 Mayıs 2024 Cuma

Violeta

 


                                               Yazar: Isabel Allende

                                               Orijinal Adı: Violeta

                                               Orijinal Dili: İspanyolca

                                               Yayınevi: Can Sanat Yayınları

                                               Çeviren: İnci Kut

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul,Aralık 2023, 1. Baskı

 

Violeta, 1920 yılının fırtınalı bir gününde, beş oğlu olan bir ailenin ilk kızı olarak dünyaya gelir. Daha doğduğu andan itibaren olağanüstü olaylar hayatına damga vurur: Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri hâlâ hissedilmektedir, İspanyol gribi Güney Amerika kıyılarına çoktan ulaşmıştır.

Violeta, sadece Violeta'nın yıkıcı kalp kırıklıkları ve tutkulu ilişkilerle, yoksulluk ve zenginlikle, korkunç kayıplar ve muazzam mutluluklarla dolu yüz yıllık yaşamının değil; aynı zamanda asırlık bir tarihe tanıklık eden kadın hakları mücadelesi, zorbaların yükselişiyle düşüşü ve sonuçta bir değil iki pandeminin şekillendirdiği hayatının öyküsüdür.

Unutulmaz tutkusu, kararlılığı ve mizah anlayışı nedeniyle ömür boyu büyük değişimler yaşayan bir kadını anlatan Allende, okurlarını bir kez daha hem büyüleyici hem de dokunaklı bir destanla baş başa bırakıyor.

 

Yorumlarımız:

Isabel Allende Violeta romanının esin kaynağının annesi olduğunu, 2018 yılında kaybettiği annesinin güçlü, alaycı, cüretkar ve geleceği gören vizyon sahibi özelliklerini romanın kahramanı Violeta’da kullandığını belirtmiş . Diğer taraftan annesinin ekonomik özgürlüğü olmadığı için önce babasına, sonra kocalarına bağımlı olduğunu; Violeta’ya ise ekonomik özgürlüğüne sahip, bağımsız, feminist özellikler ilave etmiş.

Annesini olağan üstü bir kadın olarak tanımlayan Allende, annesinin romanlarının ilk okuyucusu ve acımasız eleştirmeni olduğunu, farklı ülkelerde yaşadıkları dönemlerde her gün mektuplaştıklarını ve mektupların sayısının 24 bin civarında olduğunu düşündüğünü söylemiş. Allende’nin annesi aynı Violeta gibi 1920 yılında dünya gelmiş .

Violeta’nın hikayesi 1920 yılında ülkede İspanyol gribi pandemisi olduğu dönem, 5 erkek çocuktan sonra ailenin ilk kız çocuğu olarak aristokrat bir ailede dünya gelmesi ile başlıyor. 2020 yılında Covid-19 pandemisinde yüz yıllık bir hayat son buluyor.

Violeta’nın yüz yıllık yaşamı otobiyografi şeklinde anlatılıyor. Roman sonunda bu metinin torununa yazdığı vasiyet niteliğinde bir mektup olduğunu anlıyoruz.

Violeta’nın yüzyıllık yaşamında aile, evlilik kurumu, tutku, aşk, çocukları, başarıları, vizyonu, sınıf meselesi, feminizm, kadın olmaya dair uyanışı, yüzleşmeleri ile son güne kadar hayata karşı merakını kaybetmeden yaşanan dolu dolu bir hayat anlatılıyor.

Ayrıca o dönemde Güney Amerika’da yaşanan salgın, deprem, darbe, direniş, dikta, savaş ve katliamlarla dolu yaşantı geri planda anlatılıyor. Metinde yer alan tarihsel olayları detaylı anlatmak yerine, Violeta’nın ve etrafındaki kişilerin bu olaylara ne şekilde dahil olduğu, hayatlarını nasıl etkilediği o kişiler üzerinden aktarılıyor.

Akıcı anlatımı ile okuyucuyu sürükleyen, merak uyandıran bir roman. Her karakterin başı sonu belirlenmiş hikayesi var ve bu hikayelerde, tarihsel olaylarla ve Violeta ile ilişkisi; Violeta’nın her karakterden nasıl etkilendiği, yaşamında nelerin değiştiği, dönüştüğü okuyucuya aktarılıyor. IŞIL

                                        


30 Nisan 2024 Salı

Isabel Allende

 


Isabel Allende 1942 yılında Peru’nun başkenti Lima’da doğar. Babası Tomas daha sonraki yıllarda Şili’nin başına geçecek olan Salvador Allende’nin kuzenidir. Annesi Francisca Llona Barros'tur. Isabel henüz üç yaşındayken babası Tomas ortadan kaybolunca annesi üç çocuğunu alıp kendi ülkesine, Şili’nin başkenti Santiago’ya geri dönüp ailesinin yanına yerleşir. Annesi yeniden evlendiğinde, bir diplomat olan üvey babası Ramon’la birlikte Lübnan’a giderler. Beyrut’ta eğitimine devam eden Isabel, on altı yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte1958'de ülkesine döner.

Liseyi bitirdikten sonra Tarım ve Gıda Örgütünde (FAO) sekreter olarak çalışmaya başlar ve uzun bir süre bu görevini sürdürür.

1962 yılında, mühendislik eğitimi gören erkek arkadaşı Miguel ile evlenen Isabel bir yandan evinin kadını olmaya çalışırken bir yandan da çeviriler yapmakta, gazete ve dergilerde çalışmaktadır. Evlendikten hemen sonra kızları Paula, ardından da oğulları Nicolas dünyaya gelir.

Bu dönemde Paula isimli feminist bir dergide on beş günde bir köşe yazısı yazmak üzere işe girer. “Mağara adamınızı medenileştirin” isimli bu köşe tamamen kadınlara yönelikti ve erkekleri nasıl eğitmek, medenileştirmek gerektiğini oldukça komik bir şekilde salık veriyordu.

Allende bir yandan dergide yazmaya devam ederken bir yandan da televizyon programları yapıyordu. Bu programlar o dönemde oldukça popülerdi. 1971 yılında ‘El Embajador’

(Büyükelçi) adıyla kaleme aldığı tiyatro oyunu 1973 yılında Santiago’da sahnelendi. Aynı yıl, bir çok Şilili gibi Isabel Allende’nin de hayatı değişti.

Tarihin kaydettiği en eli kanlı diktatörlerden biri olan General Pinochet, Amerikan istihbarat örgütü CIA ile birlikte gerçekleştirdiği askeri darbe sonucunda 11 Eylül 1973 günü Şili’nin başına geçerken, ülkenin seçilmiş başkanı Salvador Allende de çarpışarak ölür. Aradan iki yıl geçmeden, soyadı nedeniyle sürekli ölüm tehditleri alan Isabel, çareyi kocası ve iki çocuğu ile birlikte Venezuella’ya kaçmakta bulur.

Her şey 8 Ocak 1981 günü başlar.

Sürgünde kendine yeni bir hayat kuran Isabel, Caracas’da gazetecilik yaparken çok sevdiği dedesinin ağır hasta olduğunu öğrenir. Ülkesine geri dönmesi ve dedesini ziyaret etmesi mümkün değildir. O gün Isabel kalemi eline alır ve yazmaya koyulur. Bir yıl boyunca neredeyse her gün annesine bir mektup gönderir. Sonunda bu mektuplar bir roman haline gelir ve ortaya “Ruhlar Evi – House of Spirits” (1982) çıkar.

İlk romanı ile gelen şöhretle yazarlık kariyerine güçlü bir giriş yapan Isabel gazetecilik mesleğini terk eder ve kaderinin ona açtığı yolda yürümeyi sürdürür. ilk romanının ardından Şili’deki politik cinayetleri ele alan “Of Love and Shadows”, ardından hikayeler anlatan bir kadının hayatını konu alan “Eva Lun”a (1987) ve “Eva Luna Anlatıyor” (1989) yayınlanır. 

1987’de ilk kocası Miguel Frias’dan ayrılan Isabel Allende, kitap tanıtımı için gittiği Kaliforniya’da bir akşam bir grup insanla yemeğe çıkar. Karşısında Of Love and Shadows kitabından çok etkilendiğini söyleyen bir dul Avukat oturmaktadır. Bir gece sonra ilk beraberliklerini yaşarlar. Ardından Isabel Venezuella’ya uçar, kızına ve oğluna ne yapmak istediğini açıkladıktan sonra San Francisco’ya geri döner ve ilk evliliğinden doğma çocukları ile başı fena halde dertte olan bu yakışıklı avukatla, Willie Gordon ile evlenir. 

Her şey yoluna girmişken, Isabel Allende’nin telefonu bir gün yeniden ansızın çalar. 

Erkek arkadaşı Ernesto ile yeni evlenen yirmi sekiz yaşındaki kızı Paula aniden rahatsızlanmış ve koma halinde hastaneye kaldırılmıştır. Derhal uçağa atlayıp İspanya’ya giden Allende kızına yanlış teşhis konulduğunu ve yeterli ihtimamın gösterilmediğini düşünen bir annenin içgüdüsüyle kızını Madrid’den alıp Kaliforniya’ya götürür. Artık bir hastanede yirmi dört saat gözetim altında tutulan Paula için tıbben yapılabilecek bir şey de pek kalmamıştır. Çaresizlik içinde geçen o bir yıl boyunca Isabel kendini yeniden yazmaya verir. Bu kez de yattığı yerde şuursuz bir şekilde nefes alıp veren kızına seslenmektedir acılı anne. Çektiği sıkıntıları, yaşadığı karmaşık duyguları, içinden taşan öfkeyi, ana yüreğinde kabaran yakıcı isyanı, acıyı okurlarıyla paylaşacaktır Isabel. Yazarın en çok ilgi gören, adından en çok söz ettiren eserlerinden biri olan “Paula”, kızının ölümünden üç yıl sonra, 1995’de yayınlanır. 

“Aphrodite” (1998) ve “Kaderin Kızı’nın – Daughter of Fortune” (1999) ardından “Yüreğimdeki Ülkem – Portrait in Sepia” (2000) yayınlanır. Bu romanları, hikâyelerini ergenlik çağına geçiş yapan torunları ile birlikte oluşturduğu bir dizi fantastik çocuk kitabı izler. 

2019 yılı temmuz ayında yine Amerikan vatandaşı olan Roger Cukras’la evlenen Isabel Allende’ye göre on sekizinde aşık olmakla yetmiş beşinde aşık olmak arasındaki tek fark birlikte yaşanacak ve paylaşılacak zamanının sınırlı oluşudur. 

Allende, Büyülü Gerçeklik akımının en güçlü kadın isimlerinden biri olarak kabul edilir. Kitaplarında okurlarını geçmişlerini araştırmaya yönlendirir,bu yolla kendilerini bulmalarına yardımcı olur. Kendi hayatını, inançlarını ve en özel yaşanmışlıklarını okuyucuyla paylaşır. Bunu büyülü ve gerçeküstü öğeleri gerçeklerle ve Latin Amerika tarihiyle harmanlayarak ustalıkla yapar. Onun kitaplarında başrolde genelde kadınlar vardır. Anne/kız ilişkilerini de hemen hemen bütün romanlarında tekrarlayan güçlü, sevgi ve şefkat dolu, ölümden sonra bile devam eden ilişkiler olarak dikkat çeker. Bunda genç yaşta kaybettiği kızı Paula’nın ve kendi annesi Panchita’yla olan yakın ilişkisinin etkisi çoktur.

Isabel Allende’nin çalışmaları boyunca, sayısız kadın kahraman buluruz. Örneğin, “Canavarlar Kenti”nde, bir kadın baş karakter olmadığı halde, çok temel bir role sahiptir.

Şilili yazarın bir diğer önemli özelliği Latin Amerika ile ilgili düşünceleridir. Latin Amerika adetleri, gelenekleri, mevcut ikilemleri ve yerel kabileleri her zaman ona ilham kaynağı oldu. Isabel Allende, dünyanın güzelliği ve her toplumun çekici yanı için minnet doluydu. 

Isabel Allende, eserleri otuz beş dile çevrilmiş, kitabının 70 milyondan fazla satılmasıyla birlikte, dünyanın en çok okunan İspanyol yazarı kabul edilmiştir.