Özgün
adı: Háború es Háború
|
Yazar: László Krasznahorkai Orijinal Dili: Macarca
Çeviri: Gün
Benderli İlk Yayın Tarihi: 1999 Kapak Tasarımı: Utku
Lomlu Yayınevi:
Can Yayıncılık |
Macaristan’daki
bir kasabada arşivcilik yapan Korin, sıradan belgelerin içinde eski bir
elyazması keşfeder. Savaştan kaçmak isterken bir başka savaşa yakalanan dört
arkadaşın efsanevi hikâyesini anlatan bu elyazması Korin’i derinden sarsar.
Belgeyi çalar ve “ebediyete iletebilmek” için internete geçirmeye, bunu da
dünyanın merkezinde, New York’ta yapmaya karar verir.
Karakterinin
bulduğu elyazmasındaki kadar efsanevi ve sarsıcı bir anlatım sunuyor László
Krasznahorkai okurlarına Savaş ve Savaş’ta. Hissedip de bir türlü
adlandıramadığımız, yakınımızdayken bile algılayamadığımız anlamların peşindeki
bir adamı, hayattaki amacını gerçekleştirebilmek için tüm imkânsızlıkların
üstesinden gelen bir adamı anlatıyor. Ve amaçsız kaldığında hissedeceği ölümcül
soğukluğu.
Yorumlarımız:
Sevgili okuyucu,
Şubat ayında Macar yazar Laszlo Krasznahorkai (‘LK’)
nin 1999 da yazdığı Savaş ve Savaş kitabını okuyup, toplantımızda
tartıştık. Gün Benderli’nin Macarca’dan özenle yaptığı çeviri sayesinde bu
çetrefilli ve zaman zaman iç karartıcı kitabı en azından bu açıdan zorluk çekmeden okuduk. Genel
olarak ‘kasvetli ve vizyoner’ edebiyatıyla tanınan yazarın 2025 yılında Nobel Edebiyat ödülü almış
olması kitabı seçmemizde önemli bir unsurdu.
Roman kurgusu bakımından çok ilginçti: adeta
farklı iki öykü iç içe geçmiş şekilde, katman katman ilerliyordu. Anlatım tekniği açısından uzun
sayfalara yayılacak kadar nefezsiz cümleler, paragraflar ve iç monologlar ile
doluydu. Kitabı üçüncü şahıs konuşuyordu. Roman farklı tarihlerde hatta
yüzyıllarda gel gitlerle ilerliyordu, bu bakımdan algılanması özellikle son
bölümlerde daha da zordu. Ancak, yazarın bu yazış şekli, romanın baş kahramanı
Kolin’in karmaşık ruh haline adeta bir fon oluşturmakta çok başarılı olmuştu.
Kısacası kitap stil ve kurgu açısından çok farklı idi ve edebiyat çevrelerine
göre bu roman daha çok ‘geç modernizm’ in bir örneğiydi.
İçerik olarak roman
adeta iki sarmal öykü halinde ilerliyordu. Birinci öykü Macaristan’da bir
kasabada arşivcilik yapan György
Kolin’in günümüzdeki hayatı özetlenmişti. Bir gün çalıştığı yerde gizemli
bir el yazması bulan Kolin bu yazmayı okur ve çok etkilenir. Kendisi için
hayatın hiçbir anlamı olmadığına inanan ve devamlı intiharı düşünen Kolin
bulduğu el yazmasını dünyanın merkezi olarak gördüğü New York’ta internette
yayınlayarak arkasında bir sonsuzluk izi bırakmayı planlamaktadır. Hem bu
dünyadan kaybolmayı isteyip, hem de hiç silinmeyecek bir iz bırakmak gibi iki
zıt fikri kendinde toplayan Kolin’i yazar son derece başarılı bir şekilde
kağıda dökmüştür. Kolin bu amaçla çeşitli serüvenler geçirerek ilk önce New
York’a sonra İsviçre’ye geçmiştir. Ve bu ülkelerde Colin’in öyküsü farklı
olaylara gebedir…..
İkinci öyküde ise yazar el yazmasındaki dört iyi
arkadaşın ve uğursuzluğuna inanılan bir kişinin 15. Ve 19. yüzyıldaki ve farklı mekanlardaki yaşamlarını, kronolojiyi
göz ardı ederek yazıya dökmüştür. Bu hikayelerde savaşlardan, yıkımlardan,
belalardan kaçışlar, kısaca insanoğlunun
tarihle yüzleşmesi vardır. Ancak yazar bu iki ana öyküyü ayrı ayrı ortaya
koyarken, hiçbir kesişme noktası belirtmemişken (Kolin’in el yazmasındaki
öyküyü sevmesi dışında) romanın bütünlüğünü bozmadan her ikisini farklı
katmanlar olarak tek romanda birleştirmekte başarılı olmuştur. Bir okuyucu
olarak beni etkileyen bunları karanlık bir filmin parçalarını kesintisiz
seyrediyor gibi olmamdı. Bu filmde yalnızlık duygusu, parasızlık, kadının
çilesi, alkolizm, dolandırıcılık hatta kötü şehirleşme ve kaotik yaşam vardı.
Ne yazık ki umut pek yoktu. Araştırma yaparken yazarın şu cümlesine rastladım:
‘Edebiyatın görevi dünyayı güzel göstermek değil, gerçeğin tüm ağırlığıyla
karşılaşmaktır’
Benim düşüncem romanlar ağırlıklı olarak bir kurgudur
ve insanların umutla da beslenmesi gerekir. Yazar buna umutsuzluk değil
yüzleşme disiplini demiş. Bence biraz zorlama bir tanım. Hiç ışığı olmayan
karanlık dehlizler çok yorucu. Tıpkı bu roman gibi.
Karanlığa karşı ışığımızın hiç sönmemesi, iyiliğin hep
galip gelmesi, umudun hiç yitmemesi dileğiyle… LEYLA

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder