1899’da Osaka’lı varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babasını iki, annesini üç yaşındayken kaybetti. İlk öykülerini lise öğrencisiyken yayımladı ve 1924’te Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nden mezun oldu. Aynı kuşaktan yazarlarla birlikte Bungei Jidai (Sanat Çağı) dergisini çıkarmaya başladı. Kawabata’nın kendisi de Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da filizlenen avangard akımlardan etkilenmiştir. Senbazuru (Bin Turna, 1952), Yama no Oto (Dağın Sesi, 1954) ve Karlar Ülkesi (1956) romanlarıyla uluslararası ün kazanan Kawabata, 1968’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Japon yazar oldu. 1972’de Zushi’deki evinde hayatına son verdi. Ölümünün ardındanYükselen Güneş Nişanı’na layık görüldü.
10 Şubat 2025 Pazartesi
25 Ocak 2025 Cumartesi
Romantik Hareket
Yazar:
Alain de Botton
Orijinal Adı: The Romantic
Movement
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Çeviren: A. Sıla Bayer
Basım Yeri / Tarihi: Istanbul, 2001
Romantik
Hareket'te Alain de Botton bir aşk ilişkisinin başlangıcından bitişine kadarki
gelişimini keşfediyor, bu keşif sırasında sanat ve aşkın doğasına ilişkin
düşüncelerini paylaşıyor okurla. Reklamcı Alice ile bankacı Eric arasındaki
ilişkiye aşama aşama tanıklık ediyoruz.
Tanıklığımıza
şemalar, resimler ve Descartes'tan Platon'a, Aretha Franklin'den Flaubert'e
kadar birçok ismi kapsayan bir yazarlar ve düşünürler korosu eşlik ediyor.
Yorumlarımız:
Alain de Botton’un Romantik Hareket (The Romantic Movement)
kitabı, modern ilişkilerde aşkın doğasını ve karmaşıklığını inceleyen kurgu ve
makalelerden oluşan katmanlı bir eserdir.
Kitap, aşkı psikolojik, felsefi ve toplumsal yönlerden
inceler. Botton, bir çiftin ilişkisini anlatırken, bu ilişkiyi daha geniş bir
bağlamda analiz eder. Aşkın başlangıcındaki tutku, zamanla ortaya çıkan hayal
kırıklıkları, özlem ve bağlılık ve ayrılık gibi farklı aşamaları ele alır.
Modern aşk anlayışımızın romantik ideallerden nasıl
etkilendiğini sorgular. Bu ideallerin bireyler üzerinde yarattığı baskılar ve
gerçeklerle yüzleştiğimizde ortaya çıkan uyumsuzluklar tartışılır.
Botton, aşkın sadece duygusal bir deneyim olmadığını,
aynı zamanda kişinin varoluşunu şekillendiren karmaşık bir süreç olduğunu,
kimlik arayışının ve bireysel eksikliklerin bir yansıması olduğunu savunur.
Aşkın, bireyin kendi eksikliklerini yansıtma ve
bunlarla başa çıkma biçimi olduğuna dikkat çeker.
Kitap, aşka dair büyük beklentilerin neden olduğu
hayal kırıklıklarını da tartışır. Botton, romantik beklentilerin gerçeklikte
karşılanamamasının bireyde nasıl bir eksiklik duygusu yarattığını detaylı bir
şekilde işler.
Aşk, yalnızca bir duygusal bağ değil, aynı zamanda
bireyin geçmiş travmaları ve arzularıyla yüzleştiği bir arenadır. Botton, aşkın
bilinçaltındaki etkilerini ve bireyin kendisini tanımasına, kendine dair nasıl
bir farkındalılık yarattığına olan katkısını analiz eder.
Kitaptaki karakterler, aşkı ve insan ilişkilerini
farklı açılardan temsil eden figürlerdir. Kadın karakter, genellikle duygusal
bir derinliği ve kendini sorgulamayı temsil ederken, erkek karakter ise
rasyonalite ve romantik ideallere karşı bir eleştiriyi temsil eder. İki
karakter arasındaki diyaloglar, ilişki dinamiklerinin çatışmalarını ve uyum
çabalarını yansıtır.
Botton, ilişkileri hem felsefi hem de psikolojik bir
bakış açısıyla ele alır. Kitap boyunca sıklıkla filozoflardan, edebiyat
eserlerinden ve psikolojik teorilerden referanslar verilir.
Yazar, aşkın büyük dramatik anlarından ziyade gündelik
hayatın küçük detaylarını vurgular. Çiftlerin birlikte geçirdiği sıradan anlar,
ilişkilerin dinamiğini anlamak için anahtar niteliğindedir.
Botton, aşkın bazen absürt ve trajikomik doğasını
mizahi bir şekilde ele alır. Bu ironi, kitabın felsefi derinliğini daha
erişilebilir hale getirir.
Alain de Botton’un Romantik Hareket adlı eseri,
alışılmış aşk hikayelerinden farklı olarak aşka dair yüzeysel anlayışlarımızı
sorgulatan, derin ve düşündürücü bir eserdir. Aşkın idealize edilmiş bir peri
masalı olmadığını, aksine bireyin varoluşsal karmaşasının bir yansıması
olduğunu hatırlatır.
Bu kitap, aşkı daha iyi anlamak ve insan ilişkilerini
daha derin bir perspektifle değerlendirmek aşkın karmaşıklığını entelektüel bir
derinlikte keşfetmek isteyenler için her zaman okunabilecek niteliktedir. YÜKSEL
5 Ocak 2025 Pazar
Alain De Botton
Alain De Botton, 20 Aralık 1969 yılında İsviçre’nin
Zürih kentinde dünyaya geldi. Babası “Global Asset Management”’ın yaratıcısı da
olan bir finansördü. Alain De Botton, 8 yaşına kadar Zürih’te yaşadı, bu
dönemde iyi düzeyde Almanca ve Fransızca öğrendi. 1977 yılında İngiltere’ye
geldikten sonra, Oxford’daki Dragon School’a kaydoldu. Sonrasında eğitimine
Harrow School’da devam etti. Bu okuldan mezun olduktan sonra tarih okumak için
CambridgeÜniversitesi’ne gitti. Felsefe doktorası yapmak üzere Harvard Üniversitesi’ne
başladı, fakat roman yazmak istediği için çalışmalarına bu yönde devam etmeye
karar verdi.
1993'de ilk romanı “Essays In Love” ( Aşk Üzerine) yayınlandı. Eleştirmenlerce ayakta
alkışlanan kitapta, aşk kavramı, bir ilişkinin ekseninde a’dan z’ye ele
alınıyordu. Kitabın tarzı farklıydı, çünkü roman türünde pek karşılaşılmayan
nitelikte analizler ve yansımalar içeriyordu. Filozoflardan ve büyük
düşünürlerden yapılan alıntılar kurgusal bir hikayeyi aydınlatıyor, konunun
işlenişine çok boyutluluk katıyordu.
Essays In
Love’ın ardından 1994 yılında “The
Romantic Movement” (Romantik Hareket) ve hemen ardından 1995’te “Kiss and Tel”l (Öp ve Anlat) yayınlandı.
Bu iki kitapta da De Botton, farklı tarzını zengin ve etkileyici anlatımıyla
bütünlemeye devam etti.
1997 yılında dördüncü kitabı “How Proust Can Change Your Life” (Proust Hayatınızı Nasıl
Değiştirebilir?) yayınladığında tüm dünya onu tanımaya başladı. Kitap Amerika
ve İngiltere’de best-seller oldu. Dahiyane yazar Proust’un hayatını ve
çalışmalarını baz aldığı kurgusal olmayan kitabında, De Botton, ironik biçimde
yeni bir “Kendi kendine yardım” teorisi geliştirdi ve bu konuda daha önce
yayınlanıp büyük yankı bulmuş “kendine kendine yardım” kitaplarının analizini
yaptı.
"The Consolations
of Philosophy" (Felsefenin Tesellisi), 2000 yılında raflardaki yerini
aldı. Alain de Botton bu kitabında bütün zamanların en büyük düşünürlerinin
hayatları ve yazdıkları arasından günlük yaşama bilgece yaklaşımlarını bir
araya getirdi. Felsefe ve edebiyatın aynı potada eridiği kitabı, 2002 yılında
yayınladığı “The Art of Travel”(Seyahat
Sanatı) takip etti. De Botton bu kez de okuyucularını Flaubert, Wordsworth,
Baudelaire ve Van Gogh gibi yazar ve sanatçıların rehberliğinde, yine vizyonu
geniş olan bir edebi seyahate çıkardı.
2004 yılında statü endişesinin tarihsel öyküsünü ve
tarih boyunca bu endişeyi yenmeye çabalamış hareketleri incelediği kitabı “Status Anxiety”i(Statü Endişesi)
yayınladı. Kitapta toplumun acımasız yargılarına karşı kalkanlar edinen ve bu
yolla mutluluğa ulaşmaya çalışan yalın ayaklı filozofların, üstsüz bohemlerin,
komedyenlerin, şair ve ressamların resmi geçidini okurlarına sundu.
Alain De Botton 2006 yılında “The Architecture of Happiness”i( Mutluluğun Mimarisi) yayınladı. Bu
kitabında yazar, farklı yapıda binalar, duvarlar, ev eşyaları ve çevre
düzeniyle çevrili olan hayatımızda mimari ve mutluluk arasındaki bağı inceledi.
Alain De Botton’un aynı zamanda yönetmen Neil Crombie
ile kurduğu, kitaplarının ve çalışmalarının belgesellerinin hazırlandığı,
“Seneca Productions” adında bir prodüksiyon şirketi var.
2003 yılında evlendiği eşi Charlotte, iki oğlu Samuel
ve Saul’le birlikte batı Londra’daki Hammersmith kentinde yaşıyor.
12 Aralık 2024 Perşembe
Yaşamak
Yazar: Yu
Hua
Özgün
Adı: Huozhe
Orijinal
Dili: Çince
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Çeviren:
Bahar Kılıç
Basım
Yeri / Tarihi: İstanbul, 2024, 56.Baskı
Aile
servetini yiyip tükettiği gençlik günlerinde, uzun bir hayatın ona neler
sunacağından habersizdir elbette Fugui.
Yıllar
sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz
etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp
dökecektir bu yüzden: Fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin
sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. Onun dilinden -daha
doğru bir ifadeyle Yu Hua’nın kaleminden- dökülenler, insanlık durumlarına dair
epik bir romana dönüşür böylece. Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur:
Sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. Yaşamın her
şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve
ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...
Yayımlandığında
ülkesinde yasaklanmasına rağmen, bir hayat öyküsü okumamış da sanki bir hayat
yaşamış olduklarını söyleyen okurlarının her geçen gün artmasıyla bir “modern
klasik”e dönüşen Yaşamak’ı Bahar Kılıç, Çince aslından çevirdi.
Yorumlarımız:
Yu Hua Çin’in Mao
(1983-1976) sonrası önemli avangard yazarlarından biridir. Çocukluğu
Kültür Devriminde geçen (1966-1976) Yu Hua, “Yaşamak” adlı romanında Çindeki iç
savaştan başlayarak Kültür devriminde yaşananları köy hayatı süren Xu ailesi
üzerinden anlatmakta. Aklın alamayacağı yokluk içindeki toplum bireylerinin
yaşama çabaları ailenin babası Fugui’nin anlatımıyla okuyucuya aktarılmakta.
Fugui tüm aile bireylerini kaybedip öküzüyle başbaşa kaldığı yaşamı acı ve
yokluklarla dolu. Ancak okuyucu bu son derece gercek ve depresif ortamı anlatan
kitabı elinden düşürmeden okuyabiliyor çünkü son derece realist ve duygu
sömürüsüne yer vermeyen uslub, sürükleyici bir okumaya neden oluyor. Roman
insanın her şartta yaşam mücadelesinden vaz geçmemesi ve hayata asılması, insan
direncini göstmesi açısından da önemli. Benim için ise Çin’in 1976’lara kadar
içinde bulunduğu koşullar/ ekonomik durumdan 48 yıl içinde bugünlere nasıl
gelebildiğini, Çin mucizesinin nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışmak,
düşünmek için bir fırsat oluşturdu. Sonunda doğru ekonomik politikaların
teknokrat bir merkezi sistemden uygulanması, zaten korkunç şartlarda yaşamaya
alışık büyük nüfüsun (1.4 milyar insan) ekonomik olarak mobilize edilmesi,
tarihsel olarak büyük bir imparatorluk kurmuş, gelenek ve göreneklerine sadık
bu ulusu, ciddi reformlarla- özellikle eğitim alanında ve çok çalıştırarak
batının karşısına Asyann supergücü olarak çıkabilmesine şaşmamak gerek.
“Yasamak” adlı bu kitap orta vadede de dünyanın birinci ekonomik güç olarak
tahtına yerleşebileceğini anlamamda bir basamak taşı oldu. Okunmasını tavsiye
ederim. DEMET
1 Aralık 2024 Pazar
Yu Hua
Yu Hua, 1960 yılında, Çin’in doğusunda yer alan
Hangzhou’da doğdu. Çocukluğu, izleri tüm yapıtlarında görülebilecek Çin Kültür
Devrimi yıllarında (1966-76) geçti. Diş hekimliği öğrenimi gördü. Beş yıl
boyunca diş hekimliği yaptıktan sonra mesleğini tümüyle bırakıp kendisini
edebiyat çalışmalarına adadı. 1993’te yayımlanan romanı Yaşamak [Huózhe], Çinli
yönetmen Zhang Yimou tarafından sinemaya aktarıldı. Ülkesinde yasaklanan film,
Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’e [Grand Prix] layık görüldü. Her ne kadar
romandaki melankoliyi aktarmakta yetersiz kaldığı ve kurguya sadık kalmadığı
için eleştirilse de film, kitabın ülkesinde büyük bir şöhret kazanmasını ve
dünyada dikkat çekmesini sağladı. Yaşamak, İngilizceye çevrilmesinin ardından
Amerika başta olmak üzere birçok ülkede çok satan kitaplar listelerine girmekle
kalmadı, edebî niteliğiyle edebiyat çevrelerinde büyük bir heyecan uyandırdı.
İtalya’da Premio Grinzane Cavour Ödülü’nü alan roman art arda birçok dile
çevrildi ve yazarın Kanını Satan Adam [Xǔ Sānguān Mài Xuè Jì], 1995) romanıyla
birlikte, doksanlı yılların en etkileyici romanları arasında gösterildi. Nobel
ödüllü Mo Yan ile birlikte Modern Çin edebiyatının yaşayan en önemli yazarı
kabul edilen ve ilk kez bir Çinlinin aldığı James Joyce Ödülü’nün de aralarında
olduğu birçok saygın ödülüne layık görülen Yu Hua’nın eserleri, iki binli
yıllarda yayımlanan Yağmurda Gözyaşları [Zaixiyuzhong Huhan], Kardeşler [Xiōng
Dì], Alacakaranlıktaki Çocuk: Saklı Çin’in Hikâyeleri [Huánghūn lǐ de nánhái]
romanları ve öykü kitapları ile birlikte şimdilik yirmiden fazla dile
çevrilmiştir.




