25 Mart 2013 Pazartesi

Çanlar Kimin İçin Çalıyor


                                                Yazar: Ernest Hemingway
                                                Orijinal Adı: For Whom the Bell Tolls
                                                Orijinal Dili: İngilizce
                                                Yayınevi: Bilgi Yayınevi
                                                Çeviren: Erol Mutlu
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Aralık 2012- 12.Baskı
 

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Hemingway'in en güzel romanlarından biridir. İspanya iç savaşının anlatıldığı roman, 1940'larda yazılmıştır. Böyle olmasına karşın, hâlâ birçok ülkede çevirisi yayımlanmakta, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında yer almaktadır. Bu ilginin nedeni, bir serüven romanı oluşundan ya da Hemingway'in o kendine özgü anlatış biçiminde aranabilir. Ancak şöyle bir saptama da yapılabilir: Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da Hemingway, ülkü birliği etmiş insanların inançlı kavgası yanında, romantizmi de etkileyici bir öğe olarak kullanmıştır. En güç koşullarda, ölümle yüz yüzeyken bile sevgi, umut, korku bütün canlılığıyla yaşanır romanda. Ortak amaç doğrultusunda, bir toplumsal kavga için, ayrı ulustan bilinçli insanların öyküsüdür Çanlar Kimin İçin Çalıyor. (Arka Kapak)
Kitabın adı, İngiliz şair John Donne’ın bir katedralde başrahip olduğu dönemdeki vaazlarından birinden alıntıdır. Hemingway’e ilham vermiş olan bu sözleri bizde çok sevdiğimizden buraya taşımak istedik:
Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.”

Yorumlarımız:

Geçen ay Hemingway’in gençliği ve ilk evliliğini konu alan Paula McLain’ın yazdığı “Paris’teki Eş”i okuduktan sonra bu ay için bir Hemingway romanı okumaya karar vermek yazarı daha iyi tanımak ve anlamak açısından çok iyi oldu. Romanı okuduktan sonra 1943 yılı yapımı, Gary Cooper ve Ingrid Bergman'ın başrolde olduğu “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” filmini sonrada 2012 yapımı başrollerini Clive Owen ve Nicole Kidman’ın oynadığı hem İspanya iç savaşını hem de Hemingway’in yaşamını anlatan güzel bir film olan “Hemingway & Gelhorn”u izledim. Sonuçta Hemingway’i daha iyi anladım ve de çok sevdim.
Roman İspanya’nın iç savaş sırasındaki durumunu, politik sıkıntılarını, hem gerillaların hem de hükümetin açmazlarını çok net anlatıyor. Savaşın anlamsızlığı, kendini bir amaca adamış insanların cesareti, savaşa karşın aşkın karşı konulamaz olması, zor zamanlarda kime dua edilebileceği, ölüm ve din sık sık sorgulanıyor. Aynı zamanda romandaki bütün karakterler bu görevin sonunda ölebileceklerini bildiklerinden hepsinin ayrı ayrı ölümle yüzleşmeleri, savaşta yaptıklarının ne kadar doğru olduğu, adam öldürmenin verdiği suçluluk duygusu incelikli bir biçimde anlatılıyor.
Hemingway'in akıcı ve sade bir dili ve çok başarılı betimlemeleri var. Okurken bazen kendimi ben de mağarada oturmuş o adamlarla şarap içip konuşurken hissettiğim oldu. Ayrıca kitaptaki kişilerin çok belirgin karakterleri var. Psikolojik çözümlemeler, karakter tahlilleri çok ayrıntılı ve başarılı.
Hayatı boyunca 4-5 ayrı savaşı gazeteci olarak takip etmiş olan Hemingway’in savaşın sadece dört günü anlatan bu romanını okumanızı tavsiye ederim. Bitirince de Metallica'nın aynı isimli şarkısını dinlemeyi unutmayın. NURİZER
Earnest Hemingway’in Nobel ödülünü almasına neden olan en önemli eserlerinden birini okuma fırsatını yakalamış olmaktan çok mutluyum. Her şeyden önce bu eser sayesinde okuma öncesi ufak bir araştırma yapıp, İspanya yakın tarihi ve 2. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da gelişen politik akımları, özellikle faşizm’in gelişimi hakkında bilgi edinmek benim için çok aydınlatıcı oldu. Kitap Earnest Hemigway’in bu savaşı bir muhabir olarak gözlemlerinden büyük ölçüde faydalanarak yazılmış, son derece sürükleyici, okuyucuyu kendi içine çeken önemli bir eser. Kitabı orijinal (yani İngilizceden) okuduğumdan kitapta yazarın kullandığı iki teknik, yazış sitili olarak kitabı gerçekten sıra dışı  yapmakta. Bunlara dikkat çekmek isterim; Kitapta ara ara İspanyolca kullanılmasının dışında birde İspanyolca olan bir takım deyimler ve söyleyiş biçimleri bire bir tercüme edilerek verildiğinden yabancı topraklarda geçen bir hikâyeye tanıklık ettiğiniz hissi vurgulanmakta- böylelikle kitabın kahramanının da yabancı bir ülkede savaştığını çok iyi hissedebiliyorsunuz. Yazarın kullandığı ikinci araç ise Latin ülkelerinde konuşma lisanının içine girmiş olan argonun (Anglo Sakson kültüründe tamamen nezaket kuralları dışında ve vulgar bulunan bir durum) rahat bir şekilde kullanılması. Bu da farklı bir kültür/ anlayış içinde olduğunuzu yani “yabancılık” olgusunun tekrar vurgulanmasına neden oluyor. Bence bu yaklaşım son derece zekice ve kitaba daha fazla gerçekçilik katmakta. Hikâyenin tümü ise dağda faşistlere karşı savaşan küçük bir guruba önderlik eden ve bir köprüyü uçurmakla görevli bir Amerikalı gönüllünün grup içi iletişimi ve geriye dönüşümlü olarak geçmişlerini anlatmakta. Sürecin dört günden ibaret olmasına rağmen yazar hiç sıkmadan, son derece kapsamlı/ girift bu hikâyeyi karakterleri tüm yönleriyle göstererek, objektif olarak anlatmasıyla da okunması çok keyifli mükemmel bir ebedi eser ortaya çıkarmış. DEMET

Uzun zamandır bir klasik roman okumayı istiyorduk kitap kulübümüzde. Sonuçta “Çanlar Kimin için Çalıyor”u seçtik. Hemingway’in bu romanını okurken çok keyif aldım, düşündüm, bilgilendim ve meraklandım. Çok olumlu karar verdiğimize sevindim. Her şeyden önce Hemingway’in 1937 yılında İspanya’ya iç savaşı izlemek üzere gazeteci olarak gitmesi ve gördüklerinden esinlenerek bu romanı yazması onu gerçek ile kurgu arasında bir yere oturtuyor. Nedense bu sahicilik duygusu romanı okurken beni çok etkiledi ve İspanya İç savaşını öğrenmem için farklı kaynaklara gidip bakmama, bilgilenmeme neden oldu. Romanın başkahramanı Robert Jordan Amerikalı bir İspanyolca hocası ve bombalama konusunda uzman. Farklı ırklardan  insanlarla birlikte dört gün dağlarda dolaşıp faşistlere karşı mücadele veriyor. Hamingway bu dört günü anlattığı 500 sayfaya yakın kitabında son derece akıcı, su gibi bir dil kullanmış. Doğrusu acılarla dolu bir konuyu bu kadar severek okuduğum başka kitap var mı bilmiyorum. Romanda Jordan arkadaşları ile birlikte bir köprüyü uçurmakla görevlidir. Bu görev romanın ta sonlarına doğru yerine getirilir. Romanın her sayfasını çevirdiğimde bu amaca ne zaman ulaşacak diye merak ettim durdum. Roman dili o kadar kuvvetli idi ki romanın kahramanları ile birlikte adeta serüvenin içinde yer aldım. İç savaşın sadece küçük bir bölümünü kısıtlı sayıdaki insanla anlatan romanda sadece acı, korku ve hüzün yok aynı zamanda aşk, şefkat, umut, dostluk, sevgi, heyecan hepsi var. Yani insan olmanın tüm vasıfları ustalıkla işlenmiş. Yetmemiş tabiat, dağlar, ağaçlar, topraktaki çığ, havadaki koku, güneşin ısısı hepsi ama hepsi sakin, yormayan bir şekilde tasvir edilmiş. Kısacası zevkle okuduğum bu romanı herkese tavsiye ederim. LEYLA


Paul Mc Lain'in yazdığı '' Paris'teki Aşk '' romanıyla Hemingway'ın gençlik yıllarını ve yaşamından bir kesiti okumuş olduk. Ardından yazdıklarını okumak zevkli geldi bana. 
'' Çanlar Kimin İçin Çalıyor'' dağda 4 günde geçen tüyler ürpertici acımasızlıkta bir iç savaş hikayesi. Kahramanı faşistlere karşı gerilla savaşına katılmış, köprüyü yıkmakla görevli  gönüllü bir Amerikalı. Romanın ismi ölümü çağrıştırıyor. İspanya iç savaşı, gerillalar devrim gerekçeleri... Dolayısıyla ölmek ve öldürmek. Diğer taraftan bir amaç uğruna hayatını adamışken yaşanan aşk. ''.... şimdi, sonsuza dek şimdi. Gel şimdi, şimdi, çünkü şimdiden başka şimdi yok '' mısraları Hemingway'ın şair filozof bir yazar olduğunun kanıtı. Felsefe, din, dinsizlik, siyaset, devrim, uğruna ölünebilecek değerler, acımasızlık, öldürmek, aşk …. hepsini yaşamak ve sorgulamak mümkün bu romanda. 
Yazarın başarıyla yarattığı romanı sade, akıcı bir dille Türkçeye çevrilmiş. Keyifle okuyabileceğinizi düşünerek tavsiye ediyorum. Ben romanı öncelikle belirgin karakter tahlilleri, hissedilebilir bir yaşanmışlık, siyasi ve dini İnançların insanlara verdiği cesareti tadarak, sorgulayarak okudum. ZELİHA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder