4 Kasım 2017 Cumartesi

Nar Ağacı


                                                  Yazar: Nazan Bekiroğlu
                                                  Yayınevi: Timaş Yayıncılık
                                                  Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Mart 2012



Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra... 
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon'un "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...

Nazan Bekiroğlu


3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon'da doğdu. İlk ve orta tahsilini Trabzon’da tamamladı. Ondört yaşında babasının vefatıyla birlikte ailenin sosyal ve ekonomik rengi değişir. Konaktan apartman dairesine geçiş yazarın  içe dönük ruh yapısının teşekkülünde ve duyarlılığının şekillenmesinde etkili olmuştur. Daha sonra yüksek tahsil için aileden uzaklaşması bakışlarını dış dünyaya çevirmesini Anadolu’yu ve insanını tanıtmasını sağladı. Öğrencilik yıllarında halk edebiyatı ve Orta Asya estetiğinin peşinde idi. Bunu bir ölçüde ilk hikâyelerine de yansıttı. (Hava Hanım Öldü). Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı.
Bekiroğlu, edebiyata ve özellikle şiire meraklı bir aileden geliyor. Babası “Hedef” adlı bir mahallî bir gazetenin sahibiydi. Basılmamış roman denemeleri ve pek çok şiirleri bulunan, babasından öğrenmiştir. Okumayı, kendisine sevdiren babasıdır. “İçinde Bir Sızı Var” hikayesinde kahramanda babasıdır.
KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü "Halide Edib Adıvar'ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili" konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. "Şair Nigâr Hanım" konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998'den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan Bekiroğlu 4 mayıs 2001'de profesör olmuştur.

2002 yılında “İsimle Ateş Arasında”, 2008 yılında “La: Sonsuzluk Hecesi” romanları yayınlandı. “Cam Irmağı Taş Gemi” hikaye kitabı ile 2006 yılında TYB Hikaye Ödülü’nü kazandı.

23 Nisan 2017 Pazar

Yabancı

                                               
                                               



                                                Yazar: Albert Camus
                                                Orijinal Adı: L’Etranger
                                                Orijinal Dili: Fransızca
                                                Yayınevi: Can Yayınları
                                                Çeviren: Samih Tiryakioğlu
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ocak 2017 - 57.Baskı

"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'la buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir. (Arka Kapak)

Yorumlarımız:

Alber Camus’un Yabancı adlı kitabı duyguları yüzeysel yaşayan, hatta normal şartlarda siniri/duygusu alınmış diye nitelendirilebilecek bir adamın cinayet işlemesiyle hapishanede mahkeme süreci ve sonucu beklerken yaşadığı duyguları yalın ancak güçlü bir şekilde anlatmakta. Kitap bana aynı dönem yazarı Sartre’ın Duvar adlı romanını hatırlattı ve benzerlikler buldum çünkü her ikisi de Varoluşculuk akımının temsilcileri. Bu akımı/ felsefesini anlamak için kitap iyi bir örnek. Kısa ve rahat okunur olabilmesi de böyle ağır ve iç kapayıcı bir konuyu okunabilir hale getiriyor çünkü sonuna doğru gerçekten duyguları yaşamaya başlayıp içiniz daralıyor. Bu da Camus’un ne kadar iyi bir yazar olduğunun göstergesi. DEMET



13 Nisan 2017 Perşembe

Albert Camus


Albert Camus, 7 Kasım 1913 yılında Cezayir’in Mondavi kentinde dünyaya gelir. Yoksul bir ailede büyüyen yazarın babası 1. Dünya Savaşı’nda ölünce İspanyol asıllı annesiyle bu yoksul hayatı sürdürmeye devam eder. 1923 yılında Lise öğrenimine başlar. Burada başarılı bir öğrencilik hayatının ardından Cezayir Üniversitesinin Felsefe Bölümü’ne girer. Camus, üniversitedeki hayatı boyunca felsefe alanında kendini geliştirirken bir yandan da okulun futbol takımında kalecilik yapıyordu. Ne yazık ki yazarın 1930 yılında verem hastalığına yakalanması futbol kariyerini sonlandırdı ve yazar, akademik çalışmalarına odaklanmaya başladı. 
Albert Camus üniversite eğitimini tamamladığı sırada bohem bir aktris olan Simone ile evlenir. Ancak morfin kullanan ve kendisine ayak bağı olan eşinden kısa zamanda ayrılır. Önce Fransız Komünist Partisi’ne, ardından da 1937’de Cezayir Halk Partisi’ne üye olur. Gerçekte Marx ve Engels’den çok Fransız düşünürler Malraux ve André Gide’nin eserlerini okumakta ve onların fikirlerine yakınlık duymaktadır. Bağımsız düşünceleri yüzünden Troçkist olarak nitelendirilip partiden uzaklaştırılır.
Camus’nün ilk yayınlanan eseri, derlenmiş makalelerinin yer aldığı L’envers et L’endroit – Tersi ve Yüzü (1937) adlı kitaptır. Bir yıl sonra Fransa’ya taşınır. İki yıl boyunca Cezayir Yönetimi adına Fransız neşriyatını takip etmekle görevlendirilir. Böylece hem güvenli bir gelire kavuşmuştur hem de çok sevdiği edebiyat dünyasına gönlünce vakit ayırabilecektir. O yıllarda tanıştığı bir Fransız piyanist olan Francine Faure ile evlenir. Bu evlilikten Catherine ve Jean adında çocukları oldu. 
Camus, yazar olmanın dışında hayatının belli bölümlerinde tiyatroya büyük yakınlık duyar. Paris’teki ilk yıllarında bir tiyatronun sahibidir. Sahnede rol alır, yönetir, oyunlar yazar. İlk tiyatro eseri 1938 yılında kaleme aldığı Caligula’ dır. Cinnet getiren bu Roma İmparatorunun dramını konu etmesi nedeniyle absürdizmin bir savunucusu olarak nitelendirilecektir. 
Camus’nün ilk yankı uyandıran çıkışı 1942 yılında yayınlanan L’Etranger – Yabancı adlı romanıyla gerçekleşir. Hem tepki alan hem de edebi çevrelerde ilgi uyandıran bu eseri Camus’nün bir varoluşçu olarak tanımlanmasına neden olur.
Artık II. Dünya Savaşı başlamıştır. Geçirdiği verem nedeniyle Camus askere alınmaz. Paris Nazi ordularınca işgal edilince, çalıştığı Paris-Soir gazetesi yazarlarıyla birlikte, iki yaşındaki ikizlerini ve eşi Francine’i de yanına alıp Bordeaux’ya taşınır. Bir süre sonra da Fransız Direniş grubuna katılıp Combat adlı yeraltı gazetesinde editörlük yapmaya başlar. Önce Paris’i Almanlardan kurtaran Amerikalıları alkışlayacak, ardından Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombası atan Amerikayı sonuna kadar eleştirecektir.
Savaşın ardından ticari bir hüviyete bürünen Combat’tan ayrılır. Artık politikaya, gazeteciliğe ve tiyatro tutkusuna sınır koyacak, sadece yazmaya yoğunlaşacaktır. En ünlü eserlerinden biri olan La Peste – Veba, 1947’de yayınlanır.
1949 yılında Camus yeniden tiyatroya döner ve 1905 yılında isyancıların öldürdüğü bir Rus aristokratının hikâyesini konu eden bir senaryosu yayınlanır: Les Justes. İki yıl sonra yayınlanan L’Homme R’evolte – Başkaldıran İnsan adlı denemesinde Avrupa tarihinde vuku bulan isyanları ve toplumsal devrimleri ele alır. Ve nihayet 1956 yılında, hayattayken yayınlanan son eseri olan La Chute – Düşüş adlı romanı okurlarıyla buluşur.
1957 yılına geldiğimizde ilk kez Afrika kökenli bir yazar, Albert Camus, Edebiyat dalında  Nobel ödülüne lâyık görülür. Karar açıklanırken bu ödülün “zamanımızda insan vicdanının sorunlarını aydınlatan ileri görüşlü samimiyetini yansıtan önemli edebi eserleri” nedeniyle verildiği açıklanır.
Camus’a “En tuhaf ölüm şekli nedir?” diye sorulduğunda “Sanırım bir araba kazasında ölmek.” diyordu. Tuhaf bir tesadüftür  ki, 4 Ocak 1960 günü, her zaman olduğu gibi trenle seyahat edecekken dostu ve yayıncısı Michel Gallimard’ın ısrarlarına dayanamayıp onun arabasına biner. Ve bir kaza olur.

Kaza mahalline gelenler yayınlanmamış bir eserin notlarını bulurlar. Kendi yaşamından notlar halinde düzenlenmiş bu otobiyografi, 1995 yılında Le Premier Homme – İlk Adam adıyla kızı tarafından yayınlanır.

11 Nisan 2017 Salı

Sapiens

                                              



                                                Yazar: Yuval Noah Harari
                                                Orijinal Adı: Sapiens – A Brief History of Humankind
                                                Orijinal Dili: İngilizce
                                                Yayınevi: Kolektif Yayınları
                                                Çeviren: Ertuğrul Genç
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Şubat 2017 - 30.Baskı



- Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
- Para neden herkesin güvendiği tek şey?
- Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
- Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
- Geleceğin dini bilim mi?
- İnsanların miadı çoktan doldu mu?
100 bin yıl önce Yeryüzü'nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak? 

Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim'le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor.

Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir? (Arka Kapaktan)


Yorumlarımız:

İnsan ırkını ve tarih boyunca gelişimini anlatan Sapiens adlı kitap tarih profesörü Tuval Noah Harari tarafından yazılmış. Aslında herkesin okuması ve öğrenmesi gereken insanı, evrim sürecinde onu diğer hayvanlardan farklı kılan olguların/ özelliklerin ortaya çıkışı ve bunun yaşamsal etkilerini; dolayısıyla insanlık tarihine nasıl yansıdığını, buna paralel insan psikolojisinin nasıl oluştuğunu genetik ve çevresel faktörler üzerinden de ele alan önemli bir bilgi kitabı. Bu nedenle dili kolay olmakla birlikte, bilgileri sindirebilme açısından yavaş okunması gereken bir kitap. Ancak bence herşeye rağmen olabildiğince rahat ve kolay anlaşılabilir olduğu kanısındayım. Herkese şiddetle okumalarını ve hem bir hayvan olarak insanı hem de psikoloji boyutuyla kendilerini bilimsel olarak daha iyi tanımaları için tavsiye ediyorum. Ayrıca Sapiens bir referans kitabı olma özelliğini de taşımakta- zaman zaman geri dönüp, tekrar üstünden geçerek her zaman faydalanılacak bir kitap. DEMET