8 Aralık 2017 Cuma

Düğümlere Üfleyen Kadınlar

                                   
                                                   Yazar: Ece Temelkuran     
                                                    Yayınevi: Can Yayınları
                                                    Editör: Sırma Köksal                                                                                                                                Kapak Tasarım: Utku Lomlu
                                                    Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Ekim 2016

"Bize kadınları nasıl seveceğimizi anlatan bir kitap lazım. Yoksa hep böyle şapşal ve kavruk kalacağız. Bize kadınların nefesini genişletecek, o nefesin rüzgârına yelken açmamızı öğretecek bir kitap lazım."

Düğümlere Üfleyen Kadınlar, dünya değişirken büyülü bir yolculuğa çıkan dört muhteşem kadının, düşmenin ve yeniden ayağa kalkmanın hikâyesi… 

Ece Temelkuran, Ortadoğu'yu baştan başa kat eden bu yol romanında hayata ve kadınlara taze bir nefes üflüyor. (Arka Kapaktan)



Yorumlarımız:

Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da Ece Temelkuran dört Ortadoğulu kadının sıradışı yolculuklarını anlataken farklı kadın duygu ve düşüncelerini, sırlarını irdeliyor. Tutucu yani erkek egemen toplumlarda yaşayan bu kadınların örselenmişliklerine, korkularına ve bunların üstesinden gelmek için verdikleri mücadelelerini, yenilgilerini, vaz geçişlerini, sonra tekrar birbirlerinden güç alarak ayağa kalkıp hayata devam edişlerini anlatmakta bu kitap. Bunu yaparken yazar enteresan bir yazı tarzı kullanmakta- şöyle ki ilk önce yaşanan olayı ele almakta sonra o olayın veya konuşmanın gerçekleştiği güne/ zamana geri dönüp, olayın nasıl geliştiğini  anlatmakta, kitabın sonunda belirttiği gibi dairesel bir anlatım tarzı benimsemiş. Ece Temlkuran’ın kadın – erkek ilişkilerini ele alış tarzı, kadının herş şeyden önce kendisini sevmesi gerektiğini vurgulaması  (bunu herkesin kendi tanrısını seçmesi yoluyla yapması), diğer yandan ise kadınların dayanışmasının önemi kitap boyunca işlenmekte- şöyleki kitaptaki dört kadında bu dayanışma sonucu yaralarını sarıp dingin/ mutlu bir duruşa/ yaşama kavuşuyorlar. Kitabı enteresan ve sürükleyici buldum ve okunmasını öneririm. DEMET

İlk defa bir Ece Temelkuran kitabı okudum: Düğümlere Üfleyen Kadınlar. Yazar, Mısırlı Madam Lilla, Mısırlı Maryam, Tunuslu Amira ve Türk Ece’nin Tunus, Libya, Mısır ve Lübnan’a hep birlikte yaptıkları ilginç yolculuğu, hem de geri planda bu ülkelerdeki devrim hareketlerini, politik gelişmeleri anlatıyor. Bizim gibi Türk okuyucular için anlatılan kadın hikayeleri, kadına gösterilen hoş görüsüzlükler hatta zorbalıklar , ya da ülkelerdeki politik istikrarsızlıklar yabancı değil. Genel olarak romanı okurken yaratılan merak duygusu, acaba neyin peşindeler , neden ve nasıl gibi sorular okumayı zevkli hale getiriyor. Okumakta sıkıcı bulduğum bölümler itiraf etmeliyim ki Dido’nun yazıtları ve Muhammed’in mektupları idi. Eminim  bu yazılarda hayata dair çok şey var ama ben kavrayamadım. Romanda benim en son sevdiğim, ders alınabilecek, hatta bazen sığınabilinecek cümleler şunlar oldu ( sayfa:395 ve 396):
‘….Yaşamayı istediğin bir ömürde hep yeterince vakit vardır. Yanlış hikaye yoktur. Siz, kaderiniz ne zahmetli olursa olsun hariçte kalmamaya bakın. Ömür o vakit kısalır işte…..
Sadece korktuğun zaman kaderinin dışına atılırsın. Yürümeye devam edeceğiz hanımlar! Ne olursa olsun! ….’
Son olarak romanda üstü kapalı ‘yerleşik hayat’a karşılık ‘göçebelik’ hayat karşılaşmasını sevdim. Herkesin bir hayat hikayesi, bir yaşam tercihi var. Kendimi düşündüm ve gerçek bir göçebe olduğuma karar verdim. Bu zamana kadar 9 ayrı şehirde  18 ayrı evde yaşamışım .Ne mutlu bana: bir dolu anı biriktirmişim. Zaten yaşam dediğin nedir ki: tek bir nefes..
Gönlünüzce nefes üflemeye devam sevgili kadınlar…LEYLA                              

5 Aralık 2017 Salı

Ece Temelkuran


1973 yılında İzmir'de doğdu. Bornova Anadolu Lisesi'ni 1991'de, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1995'te bitirdi. İlk yazıları Patika dergisinde yayınlandı. 1993'te Cumhuriyet'te gazeteciliğe başladı. Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı; röportajlar yaptı. Bütün Kadınların Kafası Karışıktır adlı kitabı 1996'da yayınlandı. Aynı yıl Alman hükümeti tarafından yılın gazetecisi seçildi ve Almanya'da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı.
1997 yılında Oğlum Kızım Devletim-Evlerden Sokaklara Tutuklu Anneleri adlı araştırma kitabı yayınlandı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ama bu mesleği "henüz" hiç icra etmedi. Cumhuriyet Dergi için yaptığı "Bekaret Testi Suçtur" adlı yazısıyla Tabipler Odası Yılın Araştırma Yazısı ödülünü aldı.
Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk'te muhabirlik yaptı. Daha sonra şiir-metin (poem&prose) türündeki “İç Kitabı” yayınlandı. Eylül 2002'de şiir-metin türündeki üçüncü kitabı “Kıyı Kitabı”nı yazdı.
Milliyet'teki köşe yazıları sebebiyle BAL Vakfı tarafından "Beyaz Yorum" ödülüne layık görüldü. Dünya Sosyal Forum sürecini izlemek için 2003'te Brezilya'ya, 2004'te Hindistan'a gitti. Arjantin'de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları "Buenos Aires'te Son Tango" adı altında yazı dizisi olarak Milliyet'te yayınlandı.
Savaş karşıtı yazıları sebebiyle Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden "Barış Kalemi" ödülünü aldı. Yazar Venezüella'daki sosyalist devrimi incelemiş ve üzerine 2006 Ocak ayında "Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita" kitabını yazmıştır. Ayni zamanda, Ermeniler ve Türkler arasındaki ilişkiyi"Ağrı 'nın Derinliği" adlı kitabında yazmıştır.
2010 yılında “Muz Sesleri”, 2011’de “İkinci Yarısı”,  2012’de “Kayda Geçsin” ve 2013 yılında  “Düğümlere Üfleyen Kadınlar” yazdığı son romanlarıdır.

Girişimci ve yazar Metin Solmaz ile 1996 yılında evlenip 1998 yılında boşanmıştır. Bir suikaste kurban giden gazeteci-yazar Uğur Mumcu ile CHP İzmir Milletvekili, TBMM Başkan Yardımcısı Güldal Mumcu çiftinin oğlu Özgür Mumcu ile 2007 yılında evlenip 2009 yılında boşanmıştır. Ece Temelkuran, film yönetmeni İnan Temelkuran'ın ablasıdır.


Suyu Arayan Adam


                                   Yazar: Şevket Süreyya Aydemir                                                                   Yayınevi: Remzi Kitabevi
                                   Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Ağustos 2015, 29.Baskı

Bu kitap, ilkokul öğretmeni olarak yetişmek üzereyken, Birinci Dünya Harbinde savaşa katılan ve sonra Büyük Turan'ı kurmak yolunda Kafkas, Hazer ülkelerine koşan bir Türk gencinin hikayesidir. Şimdi bu yeni baskısını sunduğumuz bu eserin yazarı Şevket Süreyya Aydemir; Rusya'da, Sovyet inkılabı cereyan ederken, aralarında Enver Paşanın da bulunduğu önemli şahsiyetlerle karşılaşmıştı. Yazar, Rusya'da tahsilini tamamlayarak memleketine dönmüş, hayatın acı ve tatlı çeşitli olaylarını yaşamıştır. Sonra devletin yüksek hizmet mevkilerinde çalışan Şevket Süreyya Aydemir'in hayat hikayesi, Orta Anadolu bozkırında bir "toprağa yöneliş"le biter."Suyu Arayan Adam"da yüzyılımızın, Avrupa'dan Çin'e ve Himalayalara kadar uzanan çeşitli problemlerini de bulacaksınız. (ArkaKapaktan)




Yorumlarımız:

Şevket Süreyya Aydemir’in otobiyografik bu eseri kendi çocukluğundan emeklilik dönemine kadar yaşamını anlatırken okuyucu yakın tarihe tanıklık etmekte. Yazarın çocukluğu Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine rastlıyor, dönemin depresif koşulları nedeniyle (savaşlar ve yenilgiler, yokluklar gibi), bu körpe dimağda Osmanlı hülyasının yerini Turancılık akımı alıyor ve bu sempati, ailevi nedenlerin yanısıra (erkek kardeşinin bu cephede şehit olması gibi) 16 yaşında Şevket Süreyya’nın Doğu cephesine gitmesine ve savaşa katılmasına neden oluyor. Orda, çok genç yaşta olgunlaşıyor ve savaştan başarılı bir asker olarak çıkmakla birlikte Osmanlının Birinci Dünya savaşından yenik düşmesi, onun daha büyük bir ideale şevkle yönelmesiyle sonuçlanıyor. Kafkasya’da öğretmenlik ve Turancılık günleri işte böyle başlıyor ancak zaman içinde Turancılık’ın da ütopik ve ulaşılması mümkün olmayan bir ideoloji olduğu hayal kırıklığını yaşıyor. Daha sonra Nazım Hikmet, Va La ve eşiyle birlikte Moskova’da Komunism felsefesine yaklaşma dönemi başlıyor. Moskova Üniversite sırasında Rus (Bolşevik) ihtilaline tanıklık ediyor ve sonunda yurda dönme kararını veriyor. Istanbul’a geldiğinde genç bir komünist olarak faaliyetlerde (gazete, dergi) bulunması nedeniyle 10 yıl hapse mahkum olmakla birlikte 18 ay sonra hapisten, aftan yararlanarak, çıkıyor. Hapishane sürecinde Şevket Süreyya yeni kurulmuş Cumhuriyeti ve Anadolu halkını yakınen tanıma fırsatı buluyor ve ülke gerçekleriyle yüzleşip yeni bir ideolojiyle tanışıyor; Atatürk İlke ve İnkİlaplarını bu dönemde benimsiyor ve hapishane sonrası Atatürk’ün yanında, onun yapmak istediği devrimleri (özellikle eğitim ve iktisad alanlarında) uygulayan bir bürokrat olarak önemli görevlerde bulunuyor. Daha sonra iktidar değişikliği nedeniyle emekli olup ölümüne dek yaşam tecrübesini anlatan ve başta Atatürk olmak üzere dönemin diğer önemli isimleriyle ilgili kitaplar yazıyor.
Bu kitabı okuduğumda yakın tarihimizle ve bu dönem dinamikleri ile ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumu fark ettim. Bu beni Türkiyede ki eğitim sistemi hakkında bir daha ciddi olarak düşündürdü çünkü tarih dersi (orta okul- lise sürecinde) sözüm ona okutulmaktadır ancak tamamen hamaset ve yüzeysel bilgileri kapsadığını üzülerek bir daha gözlemledim. Ancak bir milleti millet yapan, hangi koşullarda, nerden nereye varıldığını anlamak ancak gerçekci ve doğru tarih bilgisine sahip olmaktan geçer. Belki bu tür kitaplar okul müfredatlarında yer alsaydı bugün Türkiyenin karşı karşıya kaldığı sorunlarla uğraşmak zorunda olmayacağımızı düşündüm. O yüzden bu kitabı herkesin okuması gerektiğini altını çizerek vurgulamak istiyorum. DEMET


Not: Aile arşivinde bulunan Atatürk’ün mektubunu burada sizinle paylaşmak istedim.  


Şevket Süreyya Aydemir


Yazar ve İktisatçı Şevket Süreyya Aydemir 1897 yılında Edirne'de doğdu. Edirne Muallim Mektebi'ni bitirdi. I. Dünya Savaşı‘nda yedek subay olarak Kafkas cephesindeki çarpışmalara katıldı. Sarıkamış Savaşı’nda yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit’in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.
1919’da öğretmenlik yapmak üzere Âzerbaycan’a tayinen gönderildi. Burada bulunduğu sırada Sovyet Devriminin etkisinde kalarak Komünist fikirleri benimsedi. Türkiye Komünist Partisine girdi.
Osmanlı İmparatorluğu çöküp Edirne işgal edilince, Turan’a koştu, öğretmenlik yaptı, gönüllü birlikler kurup savaşlara katıldı. Bütün bu savaşlar ve ihtilaller içinde Moskova’ya giderek, Moskova Üniversitesinde İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu’na gitti. 1923 yılında Türkiye’ye döndü. 1924 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasal faaliyetlerinden dolayı Ankara İstiklal Mahkemesi'nce 10 yıl hapse mahkum edildi ve 1925'de 18 ay sonra aftan yararlandı.
Eğitimci ve iktisatçı olarak devlet hizmetinde görev aldı; Yüksek ve Teknik Öğretim Umum Müdür Muavini Ankara Belediyesi İktisat müdürlüğü, Ankara Ticaret Lisesi müdürlüğü İktisat vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti reisliği görevlerinde bulunduktan sonra emekliye ayrıldı. İktisadi devletçiliği savunan toplumcu Kadro dergisinin yazı kurulunda yer alan Şevket Süreyya, bu dönemdeki siyasal ve ekonomik görüşlerini İnkılap ve Kadro adlı kitabında dile getirdi. 1924 yayınlanan Lenin ve Leninizm, 1930 yayınlanan Cihan İktisadiyatında Türkiye, kendi hayat hikayesini de 1959'da yayımladığı “Suyu Arayan Adam” adlı kitabın da anlattı.
Bu tarihten sonra yoğun bir yazı dönemine girdi. “Toprak Uyanırsa” adlı romanında bir Anadolu köyünün bir aydının öncülüğüyle kalkınması hikaye ediliyordu. “Tek Adam”da  Mustafa Kemal’in hayat hikayesini, “İkinci Adam”da İsmet İnönü'nün hayat hikayesini, “Makedonya'dan Orta Asya’ya”da Enver Paşa’nın hayat hikayesini anlatır. Bu eserlerde, kahramanlarının ayrıntılı hayat hikayeleriyle birlikte Birinci Meşrutiyetten günümüze kadar Türk toplumunun geçirdiği değişmeleri ve yaşanan olayları dile getirir. Cumhuriyet gazetesinde makaleleri düzenli olarak yayımlanan Aydemir, “İhtilallerin Mantığı” adlı eserinde, toplumda yapı değişikliklerini, Türkiye'deki devrim ve ihtilal hareketlerini inceler. 

Batum’da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Şevket Süreyya Aydemir, 25 Nisan 1976’da Ankara’da öldü.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Nar Ağacı


                                                  Yazar: Nazan Bekiroğlu
                                                  Yayınevi: Timaş Yayıncılık
                                                  Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Mart 2012



Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra... 
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon'un "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...