26 Mart 2017 Pazar

Yuval Noah Harari


Yual Noah Harari 1976 yılında İsrail’in Hayfa şehrinde doğdu. Tarih Doktorası derecesini 2002 yılında Oxford Üniversitesinden aldı. Şimdilerde ”Hebrew University of Jerusalem” de Tarih bölümünde dersler vermektedir.
Dünya tarihi konusunda uzmanlaşmıştır, bilhassa Ortaçağ Tarihi ve Askeri Tarih. Son dönemdeki araştırma konuları: “Tarih ve Bioloji arasındaki ilişki”, “”İnsanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıklar”, “Tarihi gerçekler ortaya çıktıkça insanlar daha mı mutlu olacak?”
2009 ve 2012 yıllarında “Polonsky Prize for Creativity and Originality” ödülünü aldı.

Çok sayıda bilimsel araştırmasının yanısıra yazdığı kitaplar: Sapiens: A Brief History of Humankind (2014), Special Operations in the Age of Chivalry (2007), The Ultimate Experience: Battlefield Revelations and the Making of Modern War Culture, 1450-2000 (2008)

13 Mart 2017 Pazartesi

İklimler




                                                
                                                Yazar: André Mauroıs
                                                Orijinal Adı: Climats
                                                Orijinal Dili: Fransızca
                                                Yayınevi: Helikopter Yayınları
                                                Çeviren: Tahsin Yücel
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Ocak 2016 - 8.Baskı

Sahaflarda buldum bu romanın eski bir baskısını.
Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. 1967 yılında, Tahsin Yücel çevirisiyle.

Sayfalarını karıştırırken bir ithafla karşılaştım, şöyle diyordu: "Sevgilim, bu kitabı ilk defa on beş, bilemedin on altı yaşımda okudum. O kadar bayıldım ki, bir süre Odile oldum... Sonra kitap bir biçimde yok oldu. Unutmuştum. Geçen gün sahafta görünce bir heyecan, bir heyecan... Değişmemiş... Bence hâlâ en güzel aşk hikâyelerinden biri... Sana aldım".

Okuduğumda, ithafı yazana hak verdim. Hakikaten okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. "Her an yeni bir hayat serilir önümüze", "birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı" diyor ve "kaderlerimizle arzularımız hemen hiç bir zaman bağdaşmıyordu" diye bitiyordu kitap.

Helikopter'in ilk kitabı bu: Aşka âşık olanlar için tekrar yayınlıyoruz bu dünya güzeli kitabı, unutulmasın diye. (Arka Kapak)

Yorumlarımız:
Kitap kurgusal olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Philippe'in eşi Isabelle’a yazdığı kendisi ile evlenmeden önceki hayatını, gençliğini, ilk eşi Odile ile olan ilişkilerini, kıskançlıklarını anlattığı uzun bir mektup. İkinci bölümde ise Isabelle, Philippe ile evlendikten sonraki hayatlarını anlatıyor. İki bölüm birbirini çok güzel tamamlayarak Philippe’yi daha iyi tanımamıza yol açıyor.
Philippe’in iki karısı birbirinin zıttı şekillerde yetişmiş, birbirine hiç benzemeyen kadınlar. Odile ne kadar rahat ve vurdumduymazsa, Isabelle de o kadar disiplinli ve çekingen. Bizde iki bölümde iki farklı Philippe görüyoruz. İlk bölümde deliler gibi aşık bir adam var.Karısını herkesten kıskanan, her an nerede kiminle olduğunu merak ederek onun sıkılmasına neden olan, sonunda da başka bir adam için terkedilen bir adam. Uzun süren bir hayalkırıklığı döneminden sonra hayalindeki kadını bulduğunu düşünerek Isabella ile evlenir. Ama bu sefer roller değişir. Isabella eşine deliler gibi aşıktır ve onu çok kıskanır. Ama Philippe’in aşkı çabuk biter ve Solange’a aşık olur. Onu kaybetmek istemeyen Isabella herşeye göz yumar. Philippe ilk evliliğinde çektiği tüm acıların bedelini, ikinci eşine ödetmektedir. Ne yazık ki özgür ruhlu bir kadın olan Solange bir zaman sonra başkasına aşık olur ve Philippe’yi terk eder. Solange'ın onu terk etmesiyle Odile'de yaşadığı duygular, terk ediliş acısı yine tekrarlanır ve kendini Isabella’nın yanında bulur.

Philippe’nin bu acı hikayesinin sonunda anlıyoruz ki, her ilişki farklı bir iklimi yaşatır. Aynı adamın iki farklı kişiyle yaşadığı birbirine benzemezken, rollerde değişebilir. Kadın ve erkeğin birbirlerinin teslimiyetine göre tavır alışları, mizaçlarının karşısındakinin tutumuna göre değişiklik göstermesi, zor olanın arzulanması, kıskançlıklar, sevilmenin sıkıcılığı, kişileri değişsse de aşk hikayelerinin değişmez konularıdır. NURİZER

28 Şubat 2017 Salı

André Mauroıs




Yahudi asıllı zengin bir tekstilci ailesinin oğlu olan yazar 26 Temmuz 1885’de Normandiya’da Lebuef’de doğdu. Asıl adı, Émile Salomon Wilhelm Herzog’dur. "Pierre-Corneille Lisesi"'de eğitimini yaparken Fransa'da 18. yüzyıldan itibaren en iyi lise öğrencilerinin girdiği "Concours Général" imtihanlarına girip ödül kazandı. Üniversite diplomasını da edebiyat üzerinde yaptı.
Mecburi askerlik görevini bitirdikten sonra 12 yıl ailesinin sahip olduğu fabrika ve şirketin idarecisi olarak görev yaptı. 1909'da Polonyalı bir kontun kızı olan Jane-Wanda de Szymkiewicz ile tanışıp onunla birinci evliliğini yaptı.
Birinci Dünya Savaşı döneminde Fransız ordusuna katıldı ve Fransa'da bulunan Britanya Sefer Ordusu'nda tercümanlık ve liyazon subaylığı yaptı. Yayınladığı ilk eseri olan "Les Silences du Colonel Bramble (1918)" bu dönemdeki yaşamını alaycı olarak ama sosyal realizm ögeleri ile işlemektedir. Bu eser Fransa'da hemen rağbet gördü ve İngilizceye tercümesinden sonra İngilizce konuşulan ülkelerde popüler oldu. Bunu "Discours du docteur O'Grady" adlı romanıyla takip etti. 1923’de Ariel ou la vie de Shelley , 1926’da La hausse et la baisse ve 1928’de Climats romanlarını yayınladı.
Yazı hayatın da Maurois birçok biyografide yazmıştır. Bunlar arasında politikacı Disarelli, Bilimadamı Alexandar Fleming, şairler Byron ve Shelly, yazarlar Victor Hugo, Balzac ve George Sand’in biyografileri vardır.
Savaştan sonra "Croix-de-feu" ve "Le Flambeau" adlı edebi dergilerin editörlüğünü yaptı.
1924'de Paris'te ikinci karısı Simone de Caillavet ile tanıştı. Bu ikinci karısı kendini yalnız kocasının şahsi hayatına değil resmi ve edebi hayatına da vakfetti.
1938'de Maurois çok ünlü "Academie Française"e üye seçildi.
İkinci Dünya Savaşı başlayınca Maurois Britanya Ordusu Genel Karargahı'nda "Resmi Fransız Gözlemcisi" görevini aldı. Bu resmi görevi ile Britanya ordusunun Belçika'ya girişinde o orduda görevini yapmaktaydı. Fransız hükûmetinde bulunan bakanları ve politikacıları şahsen tanımaktaydı ve 10 Haziran 1940'ta Londra'ya bir misyonla gönderildi. Tam bu sırada Alman orduları Fransa'da galip geldiler ve Fransa Almanlarla ateşkes imzalamak zorunda kaldı. Maurois terhis edildi, görevinden alındı ve Kanada'ya gitti. Sonra Maurois bu savaş içinde General Charles De Gaulle’nin Özgür Fransa Kuvvetleri'ne katıldı ve tüm savaş boyunca bu askeri görevde bulundu.
27 Haziran 1947'de Fransa Cumhurbaşkanı kararnamesi ile ismi resmen "Herzog"dan "André Maurois"ya çevrildi.
Savaş sonrası ise Terre promise (1945), Femmes de Paris (1954), Les Roses De Septembre(1956) romanları yayınlandı.
Maurios 1949'da karısı yanında olmadığı bir Güney Amerika seyahatinde kendi eserlerini İspanyolcaya çeviren, genç, güzel geniş görüşlü , María de los Dolores Checa Garçía y Rivera adlı bir hanıma aşık oldu. Bu ilişkisi 20 gün sürmekle beraber Maurois "Marita" adını verdiği bu genç hanıma 54 mektup ve 11 şiir yazdı ve bu ilişki 1949'da sona erdikten sonra bu yazılar karısının isteğine uyarak yayımlandı.
9 Eylül 1967'de 82 yaşında iken Neuilly-sur-Seine'de vefat etti.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Celile


                                                 Yazar: Osman Balcıgil
                                                 Yayınevi: Destek Yayınları
                                                 Editör: Devrim Yalkut
                                                 Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Eylül 2016 – 60. Baskı

Osmanlı'nın en güzel kadınlarındandı. Saray ressamı Fausto Zonaro'nun rahleyi tedrisinden geçti. Paris ve Roma'da eğitim gördü. Adını resim sanatına altın harflerle yazdırdı. Padişah hafiyeleriyle, Balkan çetecileriyle, İttihat ve Terakkicilerle boğuştu... Korku nedir hiç bilmedi! Gönlünü kendinden dört yaş küçük olan Yahya Kemal'e kaptırdığında evliydi, iki çocuğu vardı. "Ela gözlü pars" diye şiirler yazdı ünlü şair onun için. Güzel kadın, hayatında ilk kez bulutların üzerinde uçtuğunu düşündü. Aşkı uğruna eşini, evini terk etti! Maalesef, onu taşıyabilecek büyüklükte bir yüreğe sahip değildi şair. Onu yarı yolda bıraktı, sıvışıp kaçtı. Çok üzüldü, kahroldu ama yıkılmadı ela gözlü pars. Aynı çocuk iki kere doğurulabilir mi? Doğurdu Celile! Oğlu Nâzım Hikmet yirmi sekiz yıllık hapis cezasının on ikinci yılında ölüm orucuna başlayınca, bir panter gibi ileri atıldı ve büyük şairi, ölümün kıyısından çekip aldı. Bir solukta okuyacaksınız. Tıpkı öteki Osman Balcıgil romanlarını okuduğunuz gibi...
(Arka Kapaktan)
  
Yorumlarımız:

Bu ay son zamanların popüler kitaplarından Osman Balcıgil’in “Celile” kitabını okuduk. Roman demedim, kitap dedim çünkü yazar bir çok gerçek bilgiyi ve belki de belgeyi senaryolaştırmış ve kitabı biraz daha heyecanla, merakla okunabilir hale getirmiş. Kitap Nazım Hikmet’in annesi Celile'nin hayatını anlatıyor. Böyle olunca da hem Osmanlının son dönemi, hem kurtuluş savaşı, hem cumhuriyet yıllarının başlangıcını kronolojik olarak izleyebiliyoruz. Celile'nin kendi ailesi ve de eşinin ailesi  Osmanlı elitlerinden olduğu için o ailelerin yaşam tarzlarını gözlüyoruz. Kısacası kitap hem bir dönemi, hem o dönemdeki tarihi ve sosyolojik yapıyı Celile'nin hayat hikayesinin arkasında bir fon gibi bize aktarıyor.
Ceile'ye gelince: bana en ilginç yanı çocuklarına karşı tutumu geldi. Nazım hapse girene kadar bence yaşamında hep kendisi öncelikli idi, dünya hep onun etrafında dönüyordu. Ama Nazım hapse girdikten sonra tüm yaşamını neredeyse Nazım'a göre ayarladı, onun affedilmesi için bitip tükenmeyen uğraşlar verdi…
Benim için en önemli soru şu: Şayet bu kitap Nazım Hikmet’in annesi Celile’yi değil de herhangi bir Celile’yi anlatsa bu kadar popüler  olur muydu? Bence olmazdı. Gene de emeğe saygısızlık yapmayacağım ve Osman Balcıgil’e kitabı için teşekkür edeceğim. LEYLA


Osman Balcıgil Nazım Hikmet’in annesinin hayatını anlatmakla hem şairin aile köklerini açıklamakta, hem Osmanlı'nın son dönemine ışık tutmakta- özellikle 1.ci Meşrutiyet, 2.ci Meşrutiyet, 31 Mart vak'aları ve İstiklal savaşının ilk günlerinin bu aile üzerinden anlatılması hem enteresan hem de o günün şartlarının anlaşılmasında çok etkin bir yol olmuş kanımca. Celile dönemine göre çok ilerici bir kadın; sanat yönü kuvvetli- Osmanlının ilk kadın ressamı ve aynı zamanda çıplak kadın çizme cesaretini göstermiş iyi eğimli cesur bir kadın. Özel hayatında ki beklentileri ve yaşadığı yasak aşk’ta aslında onun güçlü ve ödün vermez kişiliğinin bir parçası. Kitabı zevkle okudum ve birçok bilmediğim bilgiye de sahip oldum. Beni hayal kırıklığına uğratan en önemli şey ise Nazım Hikmet’in savaştan yeni çıkmış bir milletin ulus haline dönüşümünde ve Cumhuriyetin kuruluş aşamasında Komünizm rejiminde bu kadar ısrarcı olması ve muhalefet yapması. Çok uzun süreler hapiste tutulmasını doğru bulmamakla birlikte o günün şartlarında bu denli muhalefeti de yerinde bir davranış olarak göremedim. Kitabı bir çok açıdan herkesin okumasını tavsiye ederim. DEMET

Celile bir Osmanlı kadını, paşa kızı, paşa gelini,ilk Osmanlı kadın ressamlarından ve Nazım Hikmet'in annesi. Osman Balcıgil gazeteci-yazar olarak iyi bir araştırma ile romanını kaleme almış. Celile biyografi romanı olmakla birlikte, Meşrutiyet dönemi ile Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatan bir dönem romanı aynı zamanda.Osmanlı bürokrat hayatının bu dönemde ki değişimi, geçirdiği sarsıntılar anlatırken, Celile'nin özgür ruhlu bir kadın olarak sürdürdüğü hayatı Nazım'ın hapishanede geçirdiği yıllarda artık sadece oğlu için yaşayan  anneye dönüşüyor.
Okurken bilgilerimi tazelerken,yeni bilgilerde edindim.Dili ve anlatımın sadeliği ile rahat okunan ve okunması için tavsiye edeceğim bir kitap . IŞIL


Osman Balcıgil





1955 yılında İstanbul’da doğan Osman Balcıgil, uzun yıllar gazete, dergi ve televizyonların haber bölümlerinde muhabir, editör ve yönetici olarak çalıştı (1977-2000). Kanal 6 ve Star TV’de haber müdürlüğü yaptı.
"İnkaların Torunları Şaşkın" başlıklı röportajıyla 1988 yılında Gazeteciler Cemiyeti "Yılın Röportajı Ödülü"nü kazandı. 1989 yılında, yine Gazeteciler Cemiyeti'nce, televizyon programı "Hodri Meydan" daki çalışmaları nedeniyle "Jüri Özel Ödülü "ne layık görüldü.
Gazetecilik ve televizyonculuk yaşamını 2000 yılında noktalayan Balcıgil, Ters Kanatlı Şahin ve Bilginin Efendisi romanlarını yayınladı. Zerdüşt'ün Sırrı, Dante'nin İstanbul Cehennemi, Pisagor Tepkisi, Mason Locasında Aşk ve Kılıç, 53. Risale romanlarını peşpeşe yayınladı.
2012 yılında yayımladığı Ela Gözlü Pars: Celile adlı romanıyla Nazım Hikmet’i ve ailesini, 2016 yılında yayımladığı Yeşil Mürekkep adlı romanıyla da Sabahattin Ali'nin yaşamını anlattı.
Sürekli Basın Kartı sahibi olan Balcıgil, yazarlığın yanı sıra iletişim danışmanlığı da yapıyor.