15 Ocak 2023 Pazar

Yazarlarevi Cinayeti

 


                                                            Yazar: Oya Baydar

                                                            Yayınevi: Can Yayınları

                                                            Kapak Tasarımı: Kubilay Aydemir

                                                            Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2022

 

Babam bizi bırakıp gittikten sonra Ada’yı da evi de orada geçirdiğim mutlu çocukluk anılarını da silmiştim aklımdan. Öyle sanıyordum. Demek ki silememişim, sadece bastırmışım, bilinçdışının en karanlık dehlizlerine itmişim ki şimdi Ada’nın bahar kokularıyla birlikte o duygular da birer birer çıkıyor saklandıkları geçmiş zaman mezarlarından.

Edebiyatına eşik atlatmak için yeni bir “ses” bulma peşinde tehlikeli sulara açılan ünlü bir yazar. Hayatında yeterince bağ kuramadığı babasını ölümünden sonra anlamaya, yazdıklarının izini sürerek ardında bıraktığı gizemi aydınlatmaya çalışan bir evlat. “Büyük yazar”a hayran edebiyat tutkunu gençler. Bir zamanlar edebiyatçılara ev sahipliği yapmış ama zamanın acımasız tokadını yiyip kimliğini kaybetmeye başlamış bir ada...

Oya Baydar, gizem ve merak unsurlarıyla harmanladığı romanında yazma tutkusunu, yazarlık hevesini, yazarın “vasat”ı aşma kaygısını, günümüz dünyasında edebiyatın metalaşmasını, ses-söz-yazı ilişkisini irdeliyor.

Yazmak, yazarlık, edebiyat dünyası ve zamanın insanları da, mekânları da, edebiyatı da öğüten gücü üzerine bir roman.

 

Yorumlarımız:

Kitap kulübümüzde üçüncü kitabını okuduğumuz Oya Baydar, bu yeni romanı ‘Yazarlarevi Cinayeti’nde yazar babasının ölümünün ardından, kızının gözünden’baba’ figürünün insan olarak tanınmasına; zayıflıklarının, hayallerinin, umutsuzluklarının keşfine ve bir yazarın yaratma sürecine tanıklık ediyoruz.

Roman, avukat Ceren’in ailesini terk ederek Marmara Adası’na yerleşen yazar babasının mirası olan yazarlarevini satmak için çocukluğunun geçtiği Ada’ya gelişiyle başlıyor ve önceleri onu Ada’ya çeken neden  üzerindeki yükten  biran önce kurtulmak olurken burada  kaldığı günler onu bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarın ölüm nedeni üzerindeki sorularına cevap ararken babasına yakın olan ve çocukluğunu bilen ada sakinlerini yeniden tanıyor, onlarla birlikte babasıyla bir kez daha tanışıyor. Yazarın, yazım sürecinde karşılaştığı sıkıntıları, tıkanıklıkları Ada’da önceleri Yazar’ın desteklediği  edebiyata meraklı gençlerden  olan Şair ve Engin’le uzun sohbetlerinden öğreniyor.

Yazarın bıraktığı günlükler onun yaşadığı bu tükenmişliği,yeni bir dil arayışı çabalarını, çıkış yolu için verdiği mücadeleyi belgeliyor ve bu çabaların farklı kahramanlarının ağzından ifadesi romanının ilerleyen bölümlerinde zihinleri kurcalayarak ritmi arttirıyor. 

Roman çok anlatıcılı  bir roman özelliği taşıyor. Ana  karekterler Yusuf, Engin, Sultan, Aliço, Bewran ve Sadu’nun Yazar’ı ve tüm olanları nasıl gördükleri kendi ağızlarından dökülüyor ve adeta onların aklından düşünmeye başlıyoruz. “Yazarlerevi Cinayeti” nin aslında yazarın ölmeden önce taslak olarak hazırladığı romanının adı olduğunu ilerleyen bölümlerde anlıyoruz ve bu romana polisiye bir kimlik vererek gizemini sonuna kadar koruyor. Hakikaten Yazar’ın ölümü belgelendiği gibi bir kaza mı yoksa cinayet mi?

Oya Baydar, bir yazarın yazma sancılarına, sözün ve hikayenin  asıl sahibinin kim olduğuna, esinlenmenin ötesine geçen sahipliğin ortak yazılan romanlara, çalınan emeğe ve bir yazarın tüm çelişkilerine, yeni bir dil arayışı çabalarına ses veriyor. Yazarın ağzından konuşarak “edebiyat sadece metin üzerinden değerlendirilmeli, yazar üzerinden değil” savını yineliyor. Edebiyatın günümüzde bir pazarlama aracı olarak kullanıldığını ifade ederek bunu eleştiriyor.

Oya Baydar  her zamanki gibi içinde bulunduğumuz sosyal gerçekleri arkasına fon alarak yazdığı bu son romanında  kitap kulübümüze güzel bir okuma imkanı verdi. Okuduğum için mutluyum ve sizlere de ilk fırsatta okuyun derim. Beğeneceksiniz …..BEYZA


3 Ocak 2023 Salı

Oya Baydar

 



3 Temmuz 1940 tarihinde İstanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’ni bitirdi. 1958 yılında, lise son sınıftayken “Allah Çocukları Unuttu” romanını yayımladı. Bu roman yüzünden nerdeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra bir süre yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü. 1964’te “Savaş Çağı Umut Çağı” romanı basıldı. 1960’ta girdiği İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü 1964 yılında bitirdi. Aynı yıl sosyoloji bölümüne asistan olarak girdi ve Türkiye’de “İsçi Sınıfının Doğuşu” konulu doktora tezine başladı. Doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler bu olayı protesto etmek için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu.

Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde asistanlık yaptı. Toplumsal hareketliliğin yükseldiği, Türkiye’nin sosyalist düşünce ve örgütlenmeyle tanıştığı 1960’larda, edebiyatı tümüyle bırakıp toplumsal-siyasal yapı araştırmalarına yöneldi ve sosyalist hareket içinde aktif olarak yer aldı. 12 Mart 1971 askeri darbesi sırasında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Türkiye İsçi Partisi (TİP) üyesi olduğu için tutuklandı ve üniversiteden çıkarıldı.

Oya Baydar,  1972-74 yılları arasında Yeni Ortam, 1976-89 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Bu dergide yazdığı yazılarla sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında Türkiye’den çıkmak zorunda kaldı ve on iki yıl boyunca Almanya / Frankfurt’ta sürgünde yasadı. Bu yıllarda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Sovyetler Birliği’nde, Moskova’da bulundu. Berlin Duvarı’nın ve sosyalist sistemin çöküşünü içinde yasayarak izledi. Daha sonra “Hepimiz o duvarın altında kaldık” diyecek ve öykü yazı Sait Faik’in “Yazmasam çıldıracaktım” deyişini sık sık yineleyecekti. 1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ile Kültür Bakanlığı’nın ortak yayınları olan “İstanbul Ansiklopedisi”nde redaktör, “Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi”nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.

Baydar’ın edebiyata dönüşü, 1990’ların başında, bu çöküşün psikolojik ağırlığıyla baş edebilmek için yazmaya başladığı öykülerle oldu. Sürgün ve çöküş dönemi öykülerini topladığı “Elveda Alyoşa” kitabıyla 1991’de Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. 1993 yılında “Kedi Mektupları” romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. 1998’de “Hiçbiryer’e Dönüş”, 2000’de “Sıcak Külleri Kaldı” romanları yayımlandı. Bu son romanla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, 2004’te basılan “Erguvan Kapısı” ile de Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü aldı.2007 yılı sonunda çıkan “Kayıp Söz” romanı, 2008’de Almanya’da Ullstein yayınevi tarafından yayımlandı. Son romanı “Çöplüğün Generali” (2009) TUYAP kitap fuarında “Dünya” gazetesi ödülleri çerçevesinde Yılın Telif Kitabı olarak seçildi. Tarih Vakfı Yayınlar’nın editörlüğünü yapan Baydar, zaman zaman İstanbul’da ve Marmara Adası’nda yaşamını ve çalışmalarını sürdürdü.