3 Mart 2018 Cumartesi

Körburun



                                                     Yazar: Hikmet Hükümenoğlu
                                                       Yayınevi: Can Yayınları
                                                       Kapak Tasarım: Utku Lomlu
                                                       Basım Yeri/Tarihi: Istanbul, Ağustos 2017 - 3. Baskı


Körburun, hem uzak hem yakın bir ada… Sapa, içine kapalı ama bir o kadar da yakınındaki anakaranın uzantısı. Kuşaklardır gözden ırak, ağır akan yaşantısı aslında hiç yabancısı olmadığımız bir öykü anlatıyor bize. Eski, "ah ne güzel komşularımız" ile geçen günlerden gittikçe kendi içine kapanan, içine kapandıkça da kendi kurallarındaki dayatmacılığın sertleştiği bir yaşamın adım adım örüldüğü Körburun'da gürültülü şeyler hakkında susulur, günlük sesler ise uğultuya dönüşür. 

Hikmet Hükümenoğlu, üç kuşağın aşklarını, hırslarını, düş kırıklıklarını anlattığı Körburun'da "büyük roman"ı deniyor ve bizi öykünün bireyi aştığı yere bakmaya yönlendiriyor. (Arka Kapak)


Yorumlarımız:

Bu ayki romanımız Körburun. Yazar Hikmet Hükümenoğlu bu romanı ile 2017 de Atilla İlhan edebiyat ödülünü kazanmış. Bence de fazlası ile hakketmiş. Roman İstanbul’un prens adalarının en uzağındaki  Körburun adlı hayali bir adada geçer. Aslında olaylar bu adada geçse de İstanbul’la ilişkiler hiç bitmez. 1960 ile 1990 yılları arasındaki tarih diliminde farklı aile ve karakterlerin başlarına gelenleri, onların hayal kırıklıklarını, üzüntülerini ve umutlarını anlatsa da roman Engintaş ailesinin üç farklı kuşağının etrafında kurgulanmış. 23 bölümden oluşan romanda her bölümde farklı bir karakter öne çıkmış ve hayat hikayesi gözler önüne serilmiş, ancak bölümler arası geçiş son derece ustalıkla gerçekleştirilmiş. Roman sanki iki düzlemli bir sahne gibi: ön düzlemde söz konusu karakterler var, arkada 6-7 eylül hareketi, askeri ihtilaller gibi tarihe damgasını vurmuş Türkiye’nin tarihi gerçekleri var. Yazar bu iki düzlem arasındaki bağlantıları da son derece başarılı bir şekilde ortaya koymuş. Romanı okurken sanki o olayları tekrar yaşıyor gibi hissettim. Roman okumuyor, romanın bir karakteri gibi duygulandım, üzüldüm, çıkış yolları aradım. Romanın genel karamsar havasını dağıtacak bir ışık bulur muyum diye çabaladım. Maalesef pek bulamadım. Aşklar, varsa bir parça sevgi bile  yalancı ve yapay geldi bana bu kitapta… Bunun dışında kitabı sevdim çünkü son derece temiz , akıcı , merak uyandıran, sürükleyen bir dil ve anlatımı var yazarın. Bir şeyi merak ettim: acaba romanın adı daha doğrusu adanın adı neden Körburun? Umutsuzluk mu koydurdu bu ismi?
Edebiyatımızın nispeten yeni ve başarılı yazarının yeni kitaplarını bekliyoruz…LEYLA

Körburun, Hikmet Hükümenoğlu’nun 2017 Atilla İlhan ödülünü almış romanı, toplumun değişik sosyo-ekonomik guruplarından gelen üç  nesil üzerinden, zaman zaman birbirleriyle yollarını kesiştirerek, zaman zaman onların ana karakterler dışında farklı kişilerle olan ilişkileri üzerinden Türkiye tarihini  1960’lardan başlayarak yakın zamana taşımakta. Ana mekan olarak hayali bir ada yaratmış yazar, İstanbula vapurla bağlı ancak yaşam koşulları olarak oldukça izole, içe dönük yaşamlar yaşanan bir ada. Buna rağmen kosmopolit, azınlıkların, özellikle kitabın başlarında, rahat bir yaşam sürebildikleri bir yer. Fakat Türkiyede değişen politikalar ve akımlar sonucu azınlıkların yaşamlarının bir anda değişmesi, bunu izleyen darbeler sonucu kimsenin tam anlamıyla güvende hissedememesi, bu nedenle yaşanan acılar, kitap kahramanlarının bu girdapta yuvarlanıp gitmeleri anlatılmakta. Kitap oldukça uzun olmasına rağmen dil akıcı ve kolay okunmakta. Ancak olayların toparlanması ve bir takım şeylerin okuyucu tarafından netleşmesi son elli sayfaya bırakılmış. Okuduktan sonra bu ülkede yaşamanın her dönemde öyle veya böyle ağır bir bedeli olduğu hissine kapıldım. Yani her seferinde aynı gurup olmasa da hep ciddi bir problem ve hep acılar arka planda. Rahat ve kaygısız bir yaşam bu ülke insanından uzakta bir kavram ve kitabın sonunda da bu kısır döngünün içinde benzer yeni hikayelere gebe bir toplum. Ben de böyle pesimist ancak belki de gerçekçi bir his bıraktı- bu günde farklı bedeller ödenmekte olduğunu düşünmeden edemedim. DEMET

Körburun sade dili, akıcı anlatımı ile temposunu hiç düşürmeden, gerilim ve merakı azaltmadan bir çırpıda zevkle okuduğum roman oldu.
1960-1990 yıllarında Türkiye'deki siyasal ve sosyal olayları varolmayan bir Ada'da yaşayan insanlar üzerinden anlatan dönem romanı . Romandaki her bir karekterin kendi başına başı,sonu olan hikayesi var. Aynı zamanda başarılı bir kurgu ile her karekter  birbiri ile ilişkilendiriliyor.
Romanın genelinde hayata karşı umutsuzluk hissi, karekterlerin çoğunluğunda tutunamamışlık var. Bu da zaman zaman okuyucunun kendini rahatsız hissetmesine sebep oluyor. Belki de anlatıcının amacı da tam bu dur. IŞIL

Hikmet Hükümenoğlu'na  2017 Atilla  İlhan Roman ödülü kazandıran Körburun ile romandaki  karakterler ve onlara paralel giden olaylar ile 1960-1990 arasındaki yakın Türkiye tarihine içimiz burkularak  şahit oluyoruz. Körburun adası İstanbul'dan uzakta prens adaları içinde hayali bir ada ama yaşantısı ile bir o kadar da yakın.Üç kuşağın aşklarının,hırslarının ve düş kırıklıklarının anlatıldığı romanda bölümler arasında bağlantılar çok başarılı kurgulanmış. Okunması kolay, dili akıcı ama şahit olduğu dönem ve olaylardan kaynaklandığını varsaydığım bir  karamsarlık okuyucuyu  yoruyor. Gayrimüslimi, Türkü ile huzurlu bir  yaşam süran ada halkı, dışardan gelen menfaatperest ve vicdansız insanların kışkırtmalarıyla birbirine düşülüyor ve ötekileştirilen ve düşman, istenmeyen ilan edilenlerlerin malları talan edilirken  azınlıklar  adadan sürülüyor. Bu durumdan istifade edenler ile sessiz kalmayı tercih edenlerden oluşan ada halkı Türkiye'nin otuz yıllık dönemde yaşadıkları ile harmanlanan  hayatlarını adanın içe dönük ruh hali ile yaşıyorlar. Çok mutlu değiller ama adadan  uzaklaştıklarında ne yapacaklarını bilemeyecek kadar da naifler.
Karakterler arasında Neriman Abla   çok enteresan. Yazar Neriman ablayı iç sesi ile çok başarılı anlatmış.
Bir dönem romanı olan Körburun, yakın tarihimize bir kez daha geri dönmemize ve arada geçen zamanda pek de bir şey değişmediğini görmemize  vesile oluyor. BEYZA

Kitabın seçilmesinde okuyan arkadaşlarımın etkileri oldu. İyi ki de önerdiler.
Tasvirleri kısa ve öz , sıkmadan kendi içine çekebilen, farklı karakterleri  güzel geçişlerle bağlayabilen, önde aşklar, arka planda yakın tarihimizin siyasi haritasını gözler önüne seren, akıcı  dille yazılmış bir roman. 580 sayfayı kısa bir sürede okuyabiliyorsunuz. Özünde sizde heyecan ve merak uyandırabiliyor. 
Prens adalarının sonuncu olarak kurgulanmış hayali bir ada, Körburun. İçinde yaşayan farklı sosyolojik topluluklar. Azınlık ve Müslümanların güzel  beraberlikleri varken, fesatça oluşturulan düşmanlıklar, aşklar. maddi ve kültürel farklılıklar. 
Roman siyasal açıdan üç dönemi kapsayan ,5 eylül hadiseleri, 60 lı yılların önemli ve üzücü siyasi olayları ve diğerleri.
Ne yazık ki tam da bu noktada umutsuzluğa düşüren Türkiye gerçeği. Olaylar birbirinin farklı boyutta günümüze kadar tekrarı .Endişeye düşüyorsunuz. Çünkü günümüzde de ayni yanlışlar, ayni tekrarlar . Tam da bu noktada karamsar ve sıkıcı.
Netice derler ya '' Tarih tekerrürden ibarettir''. Ama yinede okumalısınız. bu akıcı roman sizi içine alıp, sürükleyecektir. ZELİHA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder