22 Mart 2015 Pazar

Saçında Gün Işığı


                                               Yazar: Jhumpa Lahiri

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Orijinal Adı: The Lowland

                                               Çeviren: Duygu Akın

                                               Yayınevi: Domingo, Bkz Yayıncılık

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Eylül 2014, 1. Baskı

Adanmışlıklarla ayrılmış, trajediyle birleşmiş iki kardeş. Geçmişle lanetlenmiş bir kadın. Devrimle darmadağın olmuş bir ülke. Kendi yitmiş, bedeli kalmış bir aşk. Günümüzün en önemli yazarlarından Pulitzer ödüllü Jhumpa Lahiri'den, üç nesil ve iki ülkeye yayılmış büyüleyici bir roman.(Arka Kapak)

Yorumlarımız:

Hindistan’da, Kalküta’nın güneyindeki Tollygunge’de -1960’lı yıllarda- başlayıp Amerika’ya uzanan ve uzun bir zamana yayılan “Saçında Gün Işığı” olgun, mantıklı, görev adamı Subhash ile kendinden on beş ay küçük kural tanımaz, atak, meraklı kardeşi Udayan üzerinden, birbirine benzemeyen üç kuşak Matri ailesinin mutsuz hikâyesini anlatıyor. İki kardeş çocukluklarında birbirlerine çok benzer gözükselersede üniversite yıllarında karakter farklılıkları ortaya çıkar. Udayan ülkenin sorunları ile ilgilenmeye başlar. Böylece Hindistan’da 1967-68’de ortaya çıkan Naksalit isimli bir komünist hareketi ve o günlerdeki siyasi ortamı, öğrenci hareketlerini, ölümleri, bombalamaları anlatır bize yazar. Subhash ise bilim adamı olmayı seçer ve Amerika’ya doktora yapmaya gider. Subhash ilgilenmese de Amerika’daki üniversite öğrencileri de ellerindeki megafonlarla, pankartlarla Vietnam savaşını protesto ederler. Aslında o dönem tüm dünya kaynamaktadır, Paris’te ve Türkiye’de de öğrenci olayları çok yoğun yaşanmaktadır.

Udayan’ın evlenmesi ile Hindistan’a ait gelenekleri öğreniyoruz satır aralarında ve anne ve babası ile ilgili detayları. Ama evlendikten iki yıl sonra Udayan ölüp hamile eşi Gauri yalnız kalır. Subhash, kardeşinin cenazesi için Hindistan'a gittiğinde, tereddüt etmeden, sanki yapması gerekeni en baştan beri biliyormuşçasına Gauri ile evlenir ve onu Amerika’ya getirir. Romanın kalanında geçmişinden kurtulamayan Gauri’nin Subhash’ı ve kızı Bela’yı ne kadar mutsuz ettiğini okuyoruz. Okurken Gauri’yi suçlasakda sonuçta herkesin olgunlaşması çok zaman alıyor ve hayat sakin akmaya başlıyor. Rahat okunan bir roman. Mutsuzluğu ile okuyanı sıkmayan birazda Hindistan bilgileri veren bir roman. Tavsiye ederim. NURİZER

Saçında Gün Işığı Pulitzer ödüllü Jhumpa Lahiri kaleminden çıkmış bir kitap. Dolayısıyla dili kolay, akıcı ve sürükleyici. Konu olarak iki coğrafya, iki farklı kültür, kadın- erkek ilişkileri üç kuşak üzerinden aktarılmakta. Ben kitaptaki sürekli olarak karşıma çıkan kontrastlardan etkilendim ve üzerinde düşünme ihtiyacını duydum. Şöyle ki her ne kadar kişiler birbirlerinden farklı karakterlerde olsalar da acaba yaşam için seçtikleri toplum onların farklı kimliklere bürünmesi de zannettiğimizden daha etkin bir rol mü oynuyor? Udayan’ın seçimi kardeşi gibi Amerika’ya gitmek olsaydı, çok farklı bir kimlikle karşımıza çıkmaz mıydı? Veya Subbash Hindistan’da kalan kişi olsaydı, ailesinin gelenek ve göreneklerinin bir sonraki nesildeki temsilcisi olmaktan öteye geçebilir miydi? En önemlisi dul bir kadın olan Gauri’nin hayatı Hindistan sınırları içinde nasıl olurdu- kişiliğini bulmak için verdiği içsel savaş ve kendi başına birey olabilmek için gösterdiği cesarete sahip olur muydu yoksa kaderine razı olmak durumunda mı kalırdı? Bu cesaret miydi yoksa bireyci bir toplumda yaşamanın sonucu gelişen bir bencillik miydi? Kızı Bela’nın hayatı Hindistan ortamında nasıl bir hayat olurdu? O da annesi tarafından terk edilmesine rağmen özgürlükçü ortamda yetişmiş olmaktan bir kadın olarak fayda görmedi mi ve karakteri o yönde oluşmadı mı? Kitap tüm bu soruları zihnimizde uyandırması ve düşündürmesi açısından çok başarılı. Benim için ise bu kitabı okuduktan sonra vardığım sonuç kişinin yaşadığı toplumun onun evrilmesinde en önemli faktörlerin başında geldiği oldu- her ne kadar karakter farklılıkları, aile gibi faktörleri göz ardı edemesek de toplumsal etkileşimlerin, yaşadığımız ortamın bizde sandığımızdan fazla iz bıraktığı kanısındayım.  DEMET   

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder