5 Haziran 2013 Çarşamba

Murat'ın Düğünündeydik

 

Bu bahar grubumuzda hareket çok. Can’ın düğününden bir ay sonra aynı yerde 5 Mayıs’ta Yüksel’in oğlu Murat evlendi. Yine tam kadro düğündeydik. Gençler kitap kulübümüzün üyelerine hayran kaldı, çünkü onlara taş çıkarırcasına dans ettik, pistten inmedik, çok eğlendik. Grubumuzun yeni kayınvalideleri çok şık ve çok heyecanlıydılar, bizde onların bu heyecanına ortak olduk.

 

Ela ve Murat’a ömür boyu mutluluklar dileriz.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kanatsız Kuşlar


 

                                                Yazar: Louis de Berniéres
                                                Orijinal Adı: Birds Without Wings
                                                Orijinal Dili: İngilizce
                                                Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
                                                Çeviren: Bahar Öcal Düzgören
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Eylül 2012- 8.Baskı
 

 

Güneybatı Anadolu’nun küçük bir kasabasında, Müslüman ve Hıristiyan toplumu yüzyıllardır barış ve huzur içinde yaşamaktadır.
Kasabada süregelen gizli karasevdalar, farklı inançlardaki iki din adamının bakış açıları, birbirine karışmış ve kaynaşmış iki toplumun ilginç karakterleri Anadolu’nun bu kıyısını dünyanın birçok yerinden ayırmaktadır.
Ne var ki kısa bir süre sonra o büyü bozulur. Savaş korkunç yüzünü din ve milliyetçilik uğruna işlenen katliamlarla gösterir. Artık açlık ve düşmanlık ortalıkta kol gezmektedir.
Ve bu küçük kasabanın dışında askeri dehası ve akıl almaz cesareti ile ülkenin kaderini hayalinde yaşattığı biçimde yeniden çizen bir Mustafa Kemal vardır.
Zamanımızın en iyi ve en sevilen yazarlarından olan Louis de Bernières, Kanatsız Kuşlar’daki destansı anlatımı ve derinden etkileyen temalarıyla geçmişimize muhteşem bir yolculuk yaptırıyor. (Arka Kapaktan)

Yorumlarımız:

 

İngiliz yazar Louis de Berniéres  tarafından yazılan Kanatsız Kuşlar ilk defa 2004 yılında basılmış. Şu anda okuduğum kitabın yedinci basımı. Kitap alışılagelmiş bir roman kurgusundan  çok  tarihle/gerçeklerle kurguyu harmanlamış bir yazı niteliğinde. Fethiye’nin Eskibahçe köyünde 1. Dünya savaşı sonrası yıllarda  farklı din ve etnik gurupların barış içindeki yaşamlarını ve köydeki belli başlı aileleri anlatarak başlıyor roman.  Osmanlı topraklarını ve daha sonra özellikle Anadolu’yu istila eden düşmana karşı yapılan mücadeleler savaşın sıkıntılarını, sefaleti, acımasızlığı, açlığı, hasretleri, zorla yapılan göçleri, topraktan/evlerden /sevgiliden/aileden koparılışı göz önüne seriyor. Bu arada Atatürk’ün hayatı ve bilhassa kurtuluş savaşı ve hatta daha sonra cumhuriyetin kurulması sırasındaki olağanüstü çabaları romana paralel anlatım yöntemi ile  Eskibahçe’nin hikâyesi ile birleştiriliyor. Bu kurgulama sırasında her bir bölüm neredeyse başka bir kahramanın ağzından anlatılıyor. Ben bu romanı okurken bu paralel anlatımı açıkçası biraz yapay hatta zorlayıcı buldum. Farklı kişilerin anlatımı da bazen kafamı karıştırdı.
Roman bir bütün olarak ele alındığında kurtuluş savaşını tekrar hatırlamamızda, yapılan inanılmaz mücadeleyi göz önüne sermekte çok başarılı. Hele yabancı bir yazarın bu kadar ayrıntıya girebilmesi için son derece çok okuması ve kavraması kolay bir durum olmasa gerek. Ancak benim için gene de en çarpıcı olan kısmı kurgulanmış olan Eskibahçe’deki savaş öncesi ve savaş sonrası hayatlar. Yazar bu farkı öyle çarpıcı anlatmayı başarmış ki insan bazen insanlığından utanıyor. . Günümüzde de  farklı din ve etnik kökenden insanların huzurla bir arada yaşama istek ve arzuları politik nedenle bir karabasana dönüşüp birçok ölümlere, sonsuz acılara dönüşmüyor mu;  kanadı kırık kuşlar gibi ortalıkta kalınmıyor mu?
Birlikte sınıfsız, farksız, ötekileştirmeden yaşayacağımız mutlu günler dileklerimle… LEYLA

“Kanatsız Kuşlar” İngiliz yazar Louis De Berniers tarafından yazılmış, Osmanlının son dönemi, Kurtuluş savaşı ve mübadeleyi içeren süreci anlatan çok sürükleyici, çok uzun olmasına rağmen okuması kolay ve olayları değişik açılardan vermesi yönüyle de ilgimi çeken bir kitap oldu. Esas karakterler Fethiye’ye bağlı bugün Kayaköyü diye adlandırılan tek edilmiş köyde yaşamakta. Burada insanların değişik dinlere, ırklara mensup olmalarına rağmen dostça ve homojen bir topluluk olarak yaşamaları, bu farklılıkların birer “renk” olarak algılandığı, iç içe geçmişlik olgusu çok güzel işlenmiş. Diğer taraftan bu gündelik yaşamlara paralel olarak Osmanlının son dönemi, Rumeli’de M. Kemal Kemal’in doğuşu, yetişmesi, yenilikçi hareketler (İttihat ve Terakki Cemiyeti), saray ve saraya yakın çevreler anlatılmış. Her ne kadar zaman zaman bu bölümler romandan ziyade tarih dersi gibiyse de kitabın sadece Türkler tarafından değil, yabancılar tarafından da okunduğu ve onların bu detaylardan habersiz olduğu düşünülürse bizim zaten dağarcıklarımızda mevcut olan bu bilgilerin kitap içine serpiştirilmesinin nedenini anlayabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü bu kısımlar atlanıldığında hikâyenin tamamlanamayacağı kanısındayım- her ne kadar bir kurgu olsa da gerçek tarih üzerine monte edilmiş bir hikaye olduğunu unutmamak gerekir ve tüm bu nedenlerle kitabın çok başarılı olduğunu, bilhassa insan çeşitliliği, birbirleriyle olan ilişkileri, dostlukları, aşkları, değişik görüşlerin tartışıldığı, araya nifak sokanların genelde mensup oldukları kendi gurupları tarafından dışlandığı, savaş ve acıları, diğer taraftan her iki taraf insanının tüm masumiyetlerine rağmen evlerinden, yurtlarından istemeye istemeye edilişleri (mübadele) ve üzüntüleri çok içten ve sade bir dille anlatılmış, neredeyse orda yaşıyormuş ve olaylara şahit olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Yakın tarihi bir roman kurgusu içinde özümsemek isteyen herkese tavsiye ederim.  DEMET

I.Dünya savaşının son yılları  ve Kurtuluş savaşı yıllarında din, dil ve ırk ayrımı nedir bilmeden Fethiye'nin Eskibahçe ismindeki şirin bir köyünde Osmanlı olarak aynı çatı altında birleşen insanların öyküsü ile Mustafa Kemal Atatürk ün çocukluğundan başlayarak devlet başkanlığına giden öyküsü paralel bir kurgu çerçevesinde anlatılmış''Kanatsız Kuşlar'' romanında. 
İngiliz yazar  Luois de Bernıeres’in eserinde  birden fazla  anlatıcı var. Köy halkanın hemen hemen hepsi sırayla bir veya birden fazla anlatıcı olup  kendi öykülerini dile getiriyorlar. Bütün bu karakterlerin ortak olarak birleştikleri kader aynı. Sonu savaş ve mübadeleye varan ''hüzün''.
Köyde yaşayan Müslüman ve Hıristiyan halk birbirlerinin azizlerine adak adayacak kadar  dinlerine ve inançlarına saygılılar, öyle ki Müslüman Karatavuk ile can arkadaşı Hıristiyan Mehmetçik vatan için orduya katılmak üzere aynı heyecanı  hissediyor. Çünkü onlar iki ayrı dinden değildirler. Onlar''Osmanlılar''. Böyle biliyorlar kendilerini. Diğer taraftan Mustafa Kemal ve onun askeri dehasının anlatımında yazarın kapsamlı bir araştırma yaptığını görüyoruz. Paralel kurgu halinde  anlatılan hayatlar Çanakkale Savaşında birleşiyor. Ana karakterlerden Karatavuk savaşta Atatürk'ü tanıma şansına erişiyor.
Savaş sonrası değişen hayatlara üzülerek tanık oluyoruz. Mübadele yine acımasızca insanları ve hayatları bölüyor. Hıristiyanların hepsi evinden, yurdundan koparılarak  siz Yunansınız diyerek nerede olduğunu dahi  bilmedikleri Yunanistan'a gönderiliyor. Hemen döneceklerinden o kadar eminler ki ev anahtarlarını komşularına bırakıp gidiyorlar. Onların yerine Yunanistan'ı vatanı bilen ve hiç Türkçe bilmeyen Türkler getiriliyor.(bunun gibi  insanlık onuruna yakışmayan  öyküleri bugün Kayaköy olarak bilinen yörede  maalesef utanarak  dinliyoruz)
 Özet olarak yukarıda anlatmaya  çalıştığım roman gerçekler üzerine kurgulanmış içinde masum aşkların  yer aldığı, savaşın acımasız yüzünün anlatıldığı, mübadelenin anlamsızlığının bir kez daha sorgulandığı  bir yapıt. Savaş sırasında çekilen acıları ve sefaleti derinden hissettiriyor verilen olağanüstü mücadeleyi bir kere daha hatırlatıyor ancak  birbirinden  yer yer  kopuk karakterlerin gereğinden uzun anlatımıyla  romanın ana temasından uzaklaşarak devam ediyor. Bu da  kitabın okumasını güçleştiriyor.
Haklı gerekçelere dayanarak gerçekleştirilen mübadelenin  insanları ne kadar mutsuz ve perişan ettiğini, özlerinden kopardığını ve bu hislerin günümüzde halen birkaç nesildir yaşanmakta olduğunu esefle görüyoruz. BEYZA

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Louis de Berniéres



8 Aralık 1954 yılında Londra’da doğdu. Manchester Üniversitesi'nde öğrenim gördü. Kolombiya'da öğretmenlik, sığır çobanlığı, bahçıvanlık ve araba tamirciliği yaptı. 1991'de yayımlanan ilk romanı The War of Don Emmanuel's Nether Parts ile Commonwealth Writers 'En İyi İlk Kitap' Ödülü'nü, ikinci romanı Senor Vivo and the Coca Lord ile 1992'de yine Commonwealth Writers 'En iyi Kitap' Ödülü'nü aldı. Halen Londra'da yaşayan Bernières, Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini kitabıyla 1995 yılında bu kez Commonwealth Writers Ödülü'nü aldı. 1993'te Granta Dergisi tarafından "En İyi 20 Genç İngiliz Romancısı" ödülüne layık görülen Bernières'in Yunanistan'ın Kefalonya adasında geçen Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini adlı romanı Avrupa'da, deyim yerindeyse bir fenomen oldu. Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini, Hollywood tarafından filme alındı.

En son romanı Kanatsız Kuşlar (Birds Without Wings), Anadolu'da Fethiye yakınlarında Eskibahçe adlı bir sahil kasabasında yaşayan Müslüman ve Hıristiyan ailelerin fertlerini, iç içe yaşamlarını, aşklarını, dramlarını, Anadolu topraklarında yaşanan savaş yıllarını konu alan bir romandır.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Düğünümüz Vardı


Kitap kulübümüze başladığımızdan beri ilk defa bu ay Demet hariç hiç birimiz kitabı bitiremedik. Belki bahardan, etrafımızda rengârenk laleler ve erguvanlar evde oturmamıza engel oldu, belki sürmekte olan İstanbul Film Festivaline yoğun vakit ayırmaktan, belki seyahatlerden… Ama en önemlisi galiba hepimizde bir heyecan vardı. Beyza’nın oğlu Can’ın 6 Nisan’da düğünü vardı. Bu grubumuzun ilk düğünü oldu. Tam kadro düğündeydik. Gençlerin mutluluğuna ortak olduk, çok dans ettik ve eğlendik.

Can ve Buse’ye ömür boyu mutluluklar dileriz.

 

25 Mart 2013 Pazartesi

Çanlar Kimin İçin Çalıyor


                                                Yazar: Ernest Hemingway
                                                Orijinal Adı: For Whom the Bell Tolls
                                                Orijinal Dili: İngilizce
                                                Yayınevi: Bilgi Yayınevi
                                                Çeviren: Erol Mutlu
                                                Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Aralık 2012- 12.Baskı
 

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Hemingway'in en güzel romanlarından biridir. İspanya iç savaşının anlatıldığı roman, 1940'larda yazılmıştır. Böyle olmasına karşın, hâlâ birçok ülkede çevirisi yayımlanmakta, hâlâ en çok okunan kitaplar arasında yer almaktadır. Bu ilginin nedeni, bir serüven romanı oluşundan ya da Hemingway'in o kendine özgü anlatış biçiminde aranabilir. Ancak şöyle bir saptama da yapılabilir: Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da Hemingway, ülkü birliği etmiş insanların inançlı kavgası yanında, romantizmi de etkileyici bir öğe olarak kullanmıştır. En güç koşullarda, ölümle yüz yüzeyken bile sevgi, umut, korku bütün canlılığıyla yaşanır romanda. Ortak amaç doğrultusunda, bir toplumsal kavga için, ayrı ulustan bilinçli insanların öyküsüdür Çanlar Kimin İçin Çalıyor. (Arka Kapak)
Kitabın adı, İngiliz şair John Donne’ın bir katedralde başrahip olduğu dönemdeki vaazlarından birinden alıntıdır. Hemingway’e ilham vermiş olan bu sözleri bizde çok sevdiğimizden buraya taşımak istedik:
Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.”

Yorumlarımız:

Geçen ay Hemingway’in gençliği ve ilk evliliğini konu alan Paula McLain’ın yazdığı “Paris’teki Eş”i okuduktan sonra bu ay için bir Hemingway romanı okumaya karar vermek yazarı daha iyi tanımak ve anlamak açısından çok iyi oldu. Romanı okuduktan sonra 1943 yılı yapımı, Gary Cooper ve Ingrid Bergman'ın başrolde olduğu “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” filmini sonrada 2012 yapımı başrollerini Clive Owen ve Nicole Kidman’ın oynadığı hem İspanya iç savaşını hem de Hemingway’in yaşamını anlatan güzel bir film olan “Hemingway & Gelhorn”u izledim. Sonuçta Hemingway’i daha iyi anladım ve de çok sevdim.
Roman İspanya’nın iç savaş sırasındaki durumunu, politik sıkıntılarını, hem gerillaların hem de hükümetin açmazlarını çok net anlatıyor. Savaşın anlamsızlığı, kendini bir amaca adamış insanların cesareti, savaşa karşın aşkın karşı konulamaz olması, zor zamanlarda kime dua edilebileceği, ölüm ve din sık sık sorgulanıyor. Aynı zamanda romandaki bütün karakterler bu görevin sonunda ölebileceklerini bildiklerinden hepsinin ayrı ayrı ölümle yüzleşmeleri, savaşta yaptıklarının ne kadar doğru olduğu, adam öldürmenin verdiği suçluluk duygusu incelikli bir biçimde anlatılıyor.
Hemingway'in akıcı ve sade bir dili ve çok başarılı betimlemeleri var. Okurken bazen kendimi ben de mağarada oturmuş o adamlarla şarap içip konuşurken hissettiğim oldu. Ayrıca kitaptaki kişilerin çok belirgin karakterleri var. Psikolojik çözümlemeler, karakter tahlilleri çok ayrıntılı ve başarılı.
Hayatı boyunca 4-5 ayrı savaşı gazeteci olarak takip etmiş olan Hemingway’in savaşın sadece dört günü anlatan bu romanını okumanızı tavsiye ederim. Bitirince de Metallica'nın aynı isimli şarkısını dinlemeyi unutmayın. NURİZER
Earnest Hemingway’in Nobel ödülünü almasına neden olan en önemli eserlerinden birini okuma fırsatını yakalamış olmaktan çok mutluyum. Her şeyden önce bu eser sayesinde okuma öncesi ufak bir araştırma yapıp, İspanya yakın tarihi ve 2. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da gelişen politik akımları, özellikle faşizm’in gelişimi hakkında bilgi edinmek benim için çok aydınlatıcı oldu. Kitap Earnest Hemigway’in bu savaşı bir muhabir olarak gözlemlerinden büyük ölçüde faydalanarak yazılmış, son derece sürükleyici, okuyucuyu kendi içine çeken önemli bir eser. Kitabı orijinal (yani İngilizceden) okuduğumdan kitapta yazarın kullandığı iki teknik, yazış sitili olarak kitabı gerçekten sıra dışı  yapmakta. Bunlara dikkat çekmek isterim; Kitapta ara ara İspanyolca kullanılmasının dışında birde İspanyolca olan bir takım deyimler ve söyleyiş biçimleri bire bir tercüme edilerek verildiğinden yabancı topraklarda geçen bir hikâyeye tanıklık ettiğiniz hissi vurgulanmakta- böylelikle kitabın kahramanının da yabancı bir ülkede savaştığını çok iyi hissedebiliyorsunuz. Yazarın kullandığı ikinci araç ise Latin ülkelerinde konuşma lisanının içine girmiş olan argonun (Anglo Sakson kültüründe tamamen nezaket kuralları dışında ve vulgar bulunan bir durum) rahat bir şekilde kullanılması. Bu da farklı bir kültür/ anlayış içinde olduğunuzu yani “yabancılık” olgusunun tekrar vurgulanmasına neden oluyor. Bence bu yaklaşım son derece zekice ve kitaba daha fazla gerçekçilik katmakta. Hikâyenin tümü ise dağda faşistlere karşı savaşan küçük bir guruba önderlik eden ve bir köprüyü uçurmakla görevli bir Amerikalı gönüllünün grup içi iletişimi ve geriye dönüşümlü olarak geçmişlerini anlatmakta. Sürecin dört günden ibaret olmasına rağmen yazar hiç sıkmadan, son derece kapsamlı/ girift bu hikâyeyi karakterleri tüm yönleriyle göstererek, objektif olarak anlatmasıyla da okunması çok keyifli mükemmel bir ebedi eser ortaya çıkarmış. DEMET

Uzun zamandır bir klasik roman okumayı istiyorduk kitap kulübümüzde. Sonuçta “Çanlar Kimin için Çalıyor”u seçtik. Hemingway’in bu romanını okurken çok keyif aldım, düşündüm, bilgilendim ve meraklandım. Çok olumlu karar verdiğimize sevindim. Her şeyden önce Hemingway’in 1937 yılında İspanya’ya iç savaşı izlemek üzere gazeteci olarak gitmesi ve gördüklerinden esinlenerek bu romanı yazması onu gerçek ile kurgu arasında bir yere oturtuyor. Nedense bu sahicilik duygusu romanı okurken beni çok etkiledi ve İspanya İç savaşını öğrenmem için farklı kaynaklara gidip bakmama, bilgilenmeme neden oldu. Romanın başkahramanı Robert Jordan Amerikalı bir İspanyolca hocası ve bombalama konusunda uzman. Farklı ırklardan  insanlarla birlikte dört gün dağlarda dolaşıp faşistlere karşı mücadele veriyor. Hamingway bu dört günü anlattığı 500 sayfaya yakın kitabında son derece akıcı, su gibi bir dil kullanmış. Doğrusu acılarla dolu bir konuyu bu kadar severek okuduğum başka kitap var mı bilmiyorum. Romanda Jordan arkadaşları ile birlikte bir köprüyü uçurmakla görevlidir. Bu görev romanın ta sonlarına doğru yerine getirilir. Romanın her sayfasını çevirdiğimde bu amaca ne zaman ulaşacak diye merak ettim durdum. Roman dili o kadar kuvvetli idi ki romanın kahramanları ile birlikte adeta serüvenin içinde yer aldım. İç savaşın sadece küçük bir bölümünü kısıtlı sayıdaki insanla anlatan romanda sadece acı, korku ve hüzün yok aynı zamanda aşk, şefkat, umut, dostluk, sevgi, heyecan hepsi var. Yani insan olmanın tüm vasıfları ustalıkla işlenmiş. Yetmemiş tabiat, dağlar, ağaçlar, topraktaki çığ, havadaki koku, güneşin ısısı hepsi ama hepsi sakin, yormayan bir şekilde tasvir edilmiş. Kısacası zevkle okuduğum bu romanı herkese tavsiye ederim. LEYLA


Paul Mc Lain'in yazdığı '' Paris'teki Aşk '' romanıyla Hemingway'ın gençlik yıllarını ve yaşamından bir kesiti okumuş olduk. Ardından yazdıklarını okumak zevkli geldi bana. 
'' Çanlar Kimin İçin Çalıyor'' dağda 4 günde geçen tüyler ürpertici acımasızlıkta bir iç savaş hikayesi. Kahramanı faşistlere karşı gerilla savaşına katılmış, köprüyü yıkmakla görevli  gönüllü bir Amerikalı. Romanın ismi ölümü çağrıştırıyor. İspanya iç savaşı, gerillalar devrim gerekçeleri... Dolayısıyla ölmek ve öldürmek. Diğer taraftan bir amaç uğruna hayatını adamışken yaşanan aşk. ''.... şimdi, sonsuza dek şimdi. Gel şimdi, şimdi, çünkü şimdiden başka şimdi yok '' mısraları Hemingway'ın şair filozof bir yazar olduğunun kanıtı. Felsefe, din, dinsizlik, siyaset, devrim, uğruna ölünebilecek değerler, acımasızlık, öldürmek, aşk …. hepsini yaşamak ve sorgulamak mümkün bu romanda. 
Yazarın başarıyla yarattığı romanı sade, akıcı bir dille Türkçeye çevrilmiş. Keyifle okuyabileceğinizi düşünerek tavsiye ediyorum. Ben romanı öncelikle belirgin karakter tahlilleri, hissedilebilir bir yaşanmışlık, siyasi ve dini İnançların insanlara verdiği cesareti tadarak, sorgulayarak okudum. ZELİHA