29 Ocak 2011 Cumartesi

Kirpinin Zarafeti

Posted by Picasa

 
Ocak ayı için okumayı karalaştırdığımız kitap Fransız yazar ve Felsefe Profesörü olan “Muriel Barbery”nin yazdığı ve “Işık Ergüden” tarafından Türkçe’ye çevrilen “Kirpinin Zarafeti”. 26 Ocak’ta Demet’in evinde tartıştığımız roman grup tarafından oldukça beğenildi. Kitap “Le Herrison(Kirpi)” ismiyle Mona Achache yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmış. Başrollerinde Josiane Balasko, Garance Le Guillermic ve Togo Igawa’nın oynadığı film ülkemizde “Yaşamaya Değer” adıyla gösterilmiş. Kitaptaki birçok önemli konu atlanılmış veya gerektiği kadar iyi verilememiş filmde, bu yüzden filmi çok beğenmedik.

Konusu:
Hikâye zengin bir muhitte geçmesine rağmen yazarın burjuva toplumunu eleştirmek için seçtiği roman kahramanı yoksul, yaşlı ve çirkin bir kadın. Grenelle Sokağı'nda lüks bir apartmanın kapıcısı olan elli dört yaşındaki Rénee kendini şöyle anlatıyor. “Dul bir kadınım. Ufak tefek,çirkin,tombul biriyim. Ayaklarımda nasırlar var. Eğitim görmedim. Kendimi bildim bileli yoksul, ölçülü ve önemsiz biri oldum.” İlk görünüşte verdiği huysuz, basit, cahil izlenimini çirkinliği ile pekiştiren bu yaşlı kadın edebiyat ve sanata, hatta felsefeye tutkuyla bağlı. Parası yettiğince satın alan, yetmediğinde kütüphaneleri kullanan Rénee, bir kitap kurdu ama hayatını sorunsuzca sürdürebilmek için toplumun görmek istediği kapıcı imgesini korumaya çalışıyor. Bu yüzden de kapıcı dairesini kendi sığınağı olarak görüyor.
Milletvekili olan babası, edebiyat okumuş annesi ve felsefe okuyan ablasıyla birlikte apartmanın üçüncü katında yaşayan on iki yaşındaki Paloma, çok zeki bir kız. Büyüklerin dünyasının sığlığını umutsuzca görmüş, hayattan beklentisi kalmamış ve bir güldürü olduğuna kesinlikle inanmasına rağmen bu hayata sonuna kadar dayanmaya niyetli değil; “Yetişkinlerin yarışına girdikten sonra saçmalık duygusuna hâlâ karşı koyabilecek miyim? Sanmıyorum. Bu yüzden kararımı verdim: Bu okul yılının sonunda, on üç yaşıma gireceğim gelecek 16 Haziranda intihar edeceğim.” O zamana kadarsa gözlerden uzakta durmaya çalışıyor Paloma. Evin içinde bile saklanabilecek yerler yaratmış kendisine.
Apartman sakinleri birbirine değmeden yaşayıp giderlerken
Rénee
ve Paloma’nın hayatlarını kökünden değiştirecek bir gelişme yaşanıyor. Bay Ozu taşınıyor boşalan bir daireye. Çevresine ve insanlara bakmasını bilen Bay Ozu, kendi sınırlarının ve değer yargılarının ötesine geçemeyen aslında yüzleşemedikleri için kendilerini bile tanımayan diğerlerinin sığlığını açığa çıkarıyor. Toplumdaki yalnızlığı yaratanın görme yoksunluğu olduğunu sezdiriyor yazar.
Nitekim
Rénee ve Palome’yi diğerlerinin hiç fark etmediği özellikleriyle görecek, onların da birbirini görmesini sağlayacaktır Bay Ozu.
Bundan sonrası bir uyanış hikâyesi.

Yorumlarımız:

Roman Marx’a gönderme yaparak başlıyor. Sosyal bilinci işleyerek kapıcı Renee ve apartman sakinleri arasındaki alt, üst sosyal sınıf farkı gösteriliyor. Kapıcı Renee kendini yetiştirmiş, bir odası sadece kütüphane olan ve rafine zevklere sahip entel bir kişilik olmasına karşılık bu özelliklere hakkı olmadığını düşünüyor. Dış dünyaya bir kapıcıdan beklenen hayatı yaşıyormuş gibi göstererek kendini saklıyor. Apartman sakinler onun varlığını işleri olduğunda hissediyorlar.
Diğer asıl karakter Paloma yaşıtlarına göre zekâ seviyesi yüksek 12 yaşında apartman sakini bir kız çocuğu. Hayatın sıkıcılığı ve sığlığı onda doğum gününde intihar etme düşüncesini oluşturmuş.
Roman kapıcı Renee'nin kendi iç konuşması ve Paloma'nin günlük yazıları ile devam ediyor. Apartman sakini Bay Arthens'in ölümü üzerine o daireyi satın alan Bay Ozu'un gelişi ile herkesin hayatında değişim başlıyor. Bay Ozu kapıcı Renee'nin tıpkı bir kirpi gibi dikenleri zırhlı bir kale, içinde ise rafinelik saklı olduğunu keşfediyor. Paloma Bay Ozu ile tanışınca onun 'insanları araştıran ve öteyi gören' birisi  olmasından etkileniyor. Bay Ozu ve kapıcı Renee arasındaki dostluk Paloma'nin hayata karşı olan düşüncülerinde bir umut oluyor, hayatın yine de yaşamaya değer olması intihar etme fikrinden vazgeçiriyor.
Kitapta kendim için kayda değer satırların altını çizdim, dönüp bakınca neredeyse kitabın yarısından fazlasını  çizmiş olduğumu gördüm. Romanın her satırında hayata dair düşünceler var. Yazarın felsefe prof. olmasının etkisi fazlasıyla görülüyor. Ayrıca  romanda Japon kültüründen birçok örneğe yer verilmiş olması Yazarın Japonya’da yaşıyor ve Japon kültürüne olan sempatisini gösteriyor.
Roman  'Yaşamaya Değer' ismi ile filme alınmış. Ama romanın verdiği duygu yoğunluğunu filimde bulamadım. IŞIL

Romanın başında Rénee ve Paloma’nın hayatın anlamını tartışan iç monologlarıyla hayat felsefesi yapmaya çalışan kitap, Bay Ozu’nun devreye girmesi ile yavaş yavaş açıyor içini. Felsefe, Rus edebiyatı, Japon sineması, çay, psikanaliz, sanat, resim, Marks, kamelya, dostluk din, kediler ve daha bir çok şey üzerine felsefi söylemlerle süslenmiş apartman gibi küçük bir dünyadan bizim daha farklı bir dünyaya bakmamızı sağlıyor. Zaman zaman gülümseyerek zaman zaman da hüzünlenerek okuduğum bu kitabı bitirdiğimde “kavanozdaki kırmızı balık” olmamak için farkındalığımı artırmaya ve etrafımdakilerle iletişimimi güçlü tutmaya karar verdim. NURİZER
Kitabı keyifle okudum. Herkese öneriyorum. Gayet akıcı ve başarılı.
Yaşadığımız dünyada kendimizi tanıyabilmemiz ve içimizdeki yetenekleri dışa çıkarabilmemiz tamamen tesadüflere bağlı diye düşünüyorum. Kitapta Renee'ninde hayat hikayesi böyle değilmi? Yetiştiği ortam ve sonrasındaki hayatı, eğitimi sorgulandığında; felsefeye, kitaplara, Rus edebiyatçılarına, Japon filimlerine ilgisini, kitap kurdu olmasını nasıl yorumlayabiliriz? Bence yetenekleri gün ışığına çıkmak için bir kapı hatta bir delik bulamamış şansızlardan. Çocukluk yaşamı, ablasının yaşadıkları da kendini saklamasına sebep olmuş, kaybolmuş bir yetenek..
Tam keşfedildiğinde, mutluluğu yakalama şansı parladığında, acımasız bir kaza ve acı bir son....
Renee kendi hayatında birşeyleri değiştiremediği halde kısa bir süre içinde olsa Ozu' ya tattırdığı mutluluk, Paloma'ya kazandırdığı ''yeniden doğuş, hayata bağlanış''. İnsanı düşündüren;  hayatı bazen çekilmez, genelde yaşamanın bize sunulan bir şans  olduğunu hatırlatan bir kitap. ZELİHA

Eğer olaylarla dolu nefes nefese romanlardan sıkılıp, hayatın ta kendisi 'insan'ı , insan davranış ve ilişkilerini ve hayatın küçücük bir kesitini okumak, duymak isterseniz Kirpinin Zerafeti'ni salık veririm. Bu romanı bana arkadaşım Güniz Şengölge tavsiye etmişti ve 8ekizler de önerimi kabul etmişti. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.
Romanın birçok kahramanı içinde üçü öne çıkıyor: 12 yaşındaki Paloma; kapıcı kadın Renee ve sinema yönetmeni Ozu. İnsanlar için 'küçük biyolojik şeyler' diyerek ( sayfa 204) onları adeta küçümseyen Paloma bir yıl sonra belirli bir tarihde intihar etmeyi planlamakta. Yazar romanın  özellikle ilk yüz sayfasında bu çocuk yaştaki gencin aklından geçenleri öyle bir kurgulamış ve kelimelere dökmüş ki insan ürkmeden edemiyor ve kendi kendine soruyor: Niçin? Niçin ve neden bir çocuk bu kadar inanılmaz etkilenmiş olabilir? Diğer taraftan romanın başkahramanı Renee kapıcı, ama kimsenin bilmesini istemediği müthiş bir entellektüel birikime sahip. Çünkü o hep okuyor; kendi küçük gerçek dünyasında çiçekleri, kedisi ile yaşıyor- muş gibi yapıyor ama onun edebiyatla beslenen çok daha büyük, müthiş başka bir ruh dünyası var. Zaman zaman bu dünyada Paloma'ya da yer var. Renee  diyor ki 'Edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha dinlendirici arkadaş, daha nefis kendinden geçme varmıdır? ' (sayfa 105). O zenginlerin insanları sadece dış görünüşleri ve mevkileri ile değerlendirdiklerine inanır ve bu nedenle entelektüel tarafını onlardan hep gizler. Ta ki yönetmen Ozu aynı apartmana taşınana kadar. Ozu, Renee'yi keşfeder, onunla arkadaş olur, hatta ona duygusal olarak yaklaşır...
Romanın sonu beklenmedik şekilde üzücü biter. Ancak bu büyük üzüntü büyük bir dramın da önüne geçer..
Romanı okurken bir kez daha 'herkes başlı başına bir roman' diye düşündüm. Eğrileri, doğruları, yalnızlıkları, zenginlikleri, duyguları ve türlü türlü yaşanmışlıkları ile. Felsefe profesörü olan yazar Muriel Barbery bize hayata dair bir fotoğraf çekmiş. İyi de etmiş. Bu fotoğrafa baktım baktım ve bana kalanı seçtim. Sizlerle de paylaşmak isterim: DOSTLUK NE GÜZEL ŞEY......LEYLA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder