11 Ocak 2022 Salı

Madde-22

 


                                               Yazar: Joseph Heller

                                               Özgün Adı: Catch-22

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Yayınevi: Ithaki Yayınları

                                               Çeviren: Niran Elçi

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, Aralık 2020

 

II. Dünya Savaşı’nda bombardıman uçağı pilotu olarak görev yapıp askeri bürokrasinin nasıl işlediğini gören Joseph Heller tecrübelerinden ilhamla yazdığı bir kitapla Amerikan edebiyatını dönüştürdü. Edebiyatta mizahi geleneğin ve savaş karşıtlığının en önemli ürünlerinden olan Madde 22 ise yazarını gölgede bırakacak kadar popülerleşip başlı başına Amerikan kültürünün bir parçası haline geldi.

İtalya’da Amerikan ordusu adına bombardıman uçağı pilotu olarak görev yapan ve hiç karşılaşmadığı binlerce kişi tarafından öldürülmek istendiği için kızgın olan Yossarian’ın asıl derdi, askerlik görevini bitirmek için gereken uçuş sayısını her geçen gün artıran ordusuyladır. Yossarian, görevlerden feragat etmek için herhangi bir girişimde bulunursa, fazlasıyla komik bir kural olan Madde 22’ye takılacaktır: Eğer biri tehlikeli savaş uçuşlarını yapmaya gönüllüyse aklını kaybettiği düşünülür ama görevlere katılmak istemediğini belirten resmi bir başvuruda bulunursa delirmediği ortaya çıkar ve böylece görevine devam etmek zorunda kalır.

Yayınlandığı günden beri Amerikan edebiyatının köşe taşlarından biri olarak görülen Madde 22, tarihin en çok ilgi gören, en sıradışı kitaplarından biri. Edebiyatta kara mizahın doruk noktası. (Arka Kapak)

 

Yorumlarımız:

 

Madde 22, II. Dünya savaşı sırasında güney İtalya’da olduğu varsayılan hayali bir adaya konuşlanmış olan Amerikan hava bombardıman filosunda yaşananları anlatır.

Evlerine dönmek isteyen havacıların önlerindeki engel üstleri tarafından sürekli artırılan tamamlamaları gereken zorunlu uçuş sayılarıdır. Ve buna bir türlü ulaşamazlar.

Madde 22 bu durumdan çıkış gibi dursa da değildir çünkü görevden alınmaları için deli olduklarını beyan etmeleri gerekmektedir ama hiçbir deli bunu beyan edemeyeceğine göre durum tam bir çıkmazdır.

 

Bu durumda olan Yüzbaşı Yossarian ve çevresinde geçen roman onların deneyimlerini ve ruh sağlıklarını koruma çabalarını konu alır; “akıl-akıldışı”, “mantıklı-saçma” ekseninde şekillenir.

Yazar romanı kurgularken karamizaha, absürd kurguya bolca yer vermiş. Savaşı kahramanlık üzerinden anlatmak yerine içinde yaşayanların psikolojisi üzerinden sosyolojik ve ekonomik boyutları da katarak anlatmayı seçmiş. YÜKSEL

 

Savaş, Ordu, Askerlik, Hiyerarşi, Emir – Komuta zinciri, “Ölmek İstemiyorum”, “Eve Dönmek İstiyorum”….

Pandeminin gölgesinde yine de umutlarımızı karartmadan, yeni yıl heyecanını yaşamaya çalıştığımız bir dönemde bu kitabı okumak yanlış bir karardı.

Fazla uzun, okuması zor, okurken sizi bunaltan, okurken niye anlamıyorum ben bu yazılanları diyeceğiniz bir kitap. Belli bir olay örgüsü yok. Çok fazla karakter anlatılıyor ama hiçbirinde detaya gidilmiyor. Günümüzde de bu tip insanları çevremizde görebiliriz. İlla savaş zamanında veya illa orduda aramak gerekmez bu insanları.

Dünya Edebiyatının en önemli eserlerinden biri ve Edebiyatta kara mizahın doruk noktası olmasına rağmen ben kitabı sevmedim. NURİZER

10 Ocak 2022 Pazartesi

Joseph Heller

 



20. yüzyıl Amerikan Edebiyatının en önemli satiristlerinden biri olan Joseph Heller, 1 Mayıs 1923’te Brooklyn’de doğdu. New York’ta geçen çocukluğu ve gençliği boyunca hep yazar olmak istemişti. Çocukken bile yazmayı severdi; gençken, Rusya'nın Finlandiya'yı işgaliyle ilgili bir hikâye yazdı ve bunu reddeden New York Daily News'e gönderdi.

1942'de 19 yaşında ABD Ordusu Hava Kuvvetleri'ne katıldı. İki yıl sonra İtalyan Cephesine gönderildi ve B-25 Bombardıman uçağı ile bombardıman pilotu olarak altmış uçuş gerçekleştirdi. Burada yaşadığı deneyimler, daha sonra yazacağı “Madde 22”’nin zeminini oluşturdu. 1945 yılında terhis edilen yazar, New York Üniversitesi’ne girip İngiliz Edebiyatı öğrenimi gördü. Columbia Üniversitesi’ndeki master eğitiminden sonra Fullbright bursuyla İngiltere’ye gidip Oxford Üniversitesi’ne devam etti. 1950-1952 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi’nde profesör olarak ders verdikten sonra Time ve Look dergilerinde metin yazarı olarak çalıştı.

Hava Kuvvetlerinde Yüzbaşı olan John Yossarian'ın savaş zamanı deneyimlerini anlatan Catch-22, 1961'de yayınlandı. Chicago Sun-Times onu "son yılların en iyi Amerikan romanı" olarak nitelendirirken, diğer eleştirmenler onu "düzensiz, okunamaz ve kaba" olarak nitelendirdi. Ama Birleşik Krallık'ta tepki çok farklıydı, burada yayınlandıktan sonraki bir hafta içinde roman en çok satanlar listelerinde bir numara oldu. Catch-22, romanın savaş karşıtı duygularıyla özdeşleşen birçok baby boomer'ın hayal gücünü yakaladı. Romanın başlığı, kolay bir çıkış yolu olmayan bir ikilem için İngilizce ve diğer dillerde standart bir terim haline geldi. Artık bir klasik olarak kabul edilen kitap, Modern Kütüphane'nin yüzyılın en iyi 100 romanı listesinde yer aldı.  

Romanın film hakları 1962'de satın alındı. Mike Nichols tarafından yönetilen ve Alan Arkin, Jon Voight ve Orson Welles'in başrollerini paylaştığı film 1970 yılına kadar gösterime girmedi.

1967'de Heller, “We Bombed” adlı bir oyun yazdı. Oyunu sadece altı haftada tamamladı, ancak sahneye koyulurken yapımcılarla çalışmak için çok zaman harcadı.

Heller'in ikinci romanı “Something Happened”, 1974'te yayınlandı. Heller, her biri tamamlaması birkaç yıl süren beş roman daha yazdı. Good as Gold (1979), God Knows (1984), Picture This (1988), Cath-22’nin devamı niteliğindeki “The Closing Time (1994)”, “Portrait of an Artist, as an Old Man (2000)”. Tüm romanlar oldukça iyi sattı, ancak hiçbiri ilk romanının başarısını yakalayamadı.

1981 yılında Heller'e, kendisini geçici olarak felç bırakacak olan zayıflatıcı bir sendrom olan Guillain-Barré sendromu teşhisi kondu.  Aynı gün Mount Sinai Tıp Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesine yatırıldı ve uzun zaman orada kaldı. 1986’da hastane sürecini yine alaycı üslubuyla anlattığı “No Laughing Matter” adlı kitabına döktü. Diğer biyografi kitabı ise çocukluğunu anlattığı “Now and Then” isimli kitabıdır.

1989 yılında hastayken tanıştığı bir hemşireyle yeniden evlenen yazar, 13 Aralık 1999’da geçirdiği bir kalp krizi sonucu Long Island’daki evinde yaşama veda etti.

 


26 Kasım 2021 Cuma

Minik

 



                                               Yazar: Edward Carey

                                               Özgün Adı: Little

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Yayınevi: Ithaki

                                               Çeviren: Hilal Dikmen

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2021, 1.Baskı

 

 

1761’de, İsviçre’nin bir köyünde ufacık, tuhaf görünüşlü, Marie adında bir kız doğacak. Büyüdüğünde kendini Madam Tussaud’ya dönüştürecek bu minik kız, ailesinin ölümünden sonra sıradışı bir balmumu heykeltıraşının yanında çıraklık edecek ve böylece yolu, zorba bir dul ve onun sessiz, solgun oğluyla tanışacağı Paris’in biçimsiz sokaklarına düşecek.

Marie yeni dostlarıyla birlikte, harabe durumdaki bir oteli balmumu büstlerin sergilendiği bir salona dönüştürecek ve bu sergileriyle bir sansasyon yaratırken, sanatsal becerilerinin ünü de gittikçe yayılacak elbette. Hatta Versailles Sarayı’na bile çağrılacak, Marie Antoinette’e danışmanlık edecek, prenses doğum yaptığı sırada onun hayatını da kurtaracak. Hem de saray duvarlarının dışındaki Paris devrim ateşiyle keşmekeş içindeyken.

Edward Carey’nin, Devrim Paris’inde hem kraliyet yanlıları hem de radikallerle ahbaplık eden hırslı bir vizyoneri, efsanevi Madam Tussaud’yu anlattığı Minik, sanata, sınıf çatışmasına, iradeye ve sevdiklerimize nasıl tutunduğumuza dair, gösterişli geçit törenlerine benzeyen cazibeli bir roman ve çarpık, dehşetli, sürükleyici bir hikâye.

“Yalan hikâyeleri sahicilerinden daima ayırt edebiliyordun çünkü yalan hikâyeler her anlatışta değişiyordu. Sahici olanlarsa hiç değişmiyordu. Hayat nedir? Bize kalan tek şey hikâyelerdi. Hikâyeler bizim giysilerimizdi.”

“Bu büyülü romanı kaçırmayın! Balmumu heykelleriyle nam salan Madame Tussaud hayat öyküsünü kendi ağzından anlatıyor.”

 

Yorumlarımız:

Edward Casey tarafından kaleme alınmış “Minik” adlı biyografik roman Avrupa’nın Karanlık çağdan çıkışını simgeleyen, “Aydınlanma Çağı” olarak adlandırılan 18. yüzyılda önyargılardan/ ideolojilerden uzaklaşarak, bunların yerine bilgi ve düşünsel gelişmenin ön plana çıkmasıyla 1789 Fransız devrimiyle taçlanan bir süreçte doğan Madame Tussaud’un hayatı üzerinden sanat, sınıf çatışması, azim ve sevdiklerine tutunmanın hikayesi.

Hikâye Marie Grosholtz adlı, 1761 doğumlu Alsas’lı bir çocuğun ailesini kaybedip müzmin ancak yetenekli bir balmumu sanatçısı olan Dr. Curtius yanında çıraklıkla başlayıp, dünyada halen çok ünlü olan Madame Tussaud müzesinin kurucusu haline gelmesini, geçen süreçte inanması zor bir hayat mücadelesi ve zor zamanlarla baş edebilme yetisiyle, Fransız devrimi sürecinden sağ çıkabilmesini ve sonunda ulaştığı başarıyı anlatıyor.

Kitapta yazar küçük kahramanını hassasiyet ve doğruluk/ gerçeklik ile sanki Paris sokaklarından evinizin çalışma odasına girermişçesine canlandırıyor. Ayrıca diğer kişilikler son derece başarılı tasvirlerle, olaylar çok iyi bir gözlemci olan Marie sayesinde okuyucu acısından nerdeyse canlanıp tekrar yaşanıyor. Fransız devrimine giden süreçte her ne kadar Jan Jacques  Ruosseau, Voltaire , Descartes gibi düşünürler tarafından “akıl” merkeze konulup, geleneğin köleliğinden kurtulma çabasıyla Deneyimcilik, Sekulerism, Rasyonalism  (Düşünüyorum o zaman varım- Descartes) gibi akımlarla eşitlik ve insan haklarının öne çıkmasının yolu açılsa da, aynı dönemin acımasızlığını ve insan katliamını Robespierre’in (Jacobenler) yönetimi ve ihtilalin kendi çocuklarını yok etmesiyle de tüm açıklığıyla hafızalarımıza kazınıyor. Bunu hikâye anlatıcısı olan Marie yoluyla hayatını ve dönemi yapmacıksız, eklemeler yapmadan direkt gözlemlediği şekliyle anlatmasıyla sağlıyor yani Marie yorum yapmıyor sadece anlamaya çalışıyor.

Yazar Carey her ne kadar masalsı bir üslup kullansa da araştırmasını yapmış, gerçek olaylar ve Fransız devrimi objektif olarak yansıtılıyor.  Sonuçta yazar fantastik ama fantastik olmayan, içinde ciddi bilgi barındıran, illüstrasyonlarla hayal gücümüzü destekleyen sürükleyici bir o kadar da enteresan bir biyografik roman yazmayı başarmış. Benim için kitabın en önemli mesajı şartlar ne olursa olsun mental ve azmin gücünü ortaya koymasıydı- tabii şans faktörünün de her yaşamda rolünü yadsımamak gerektiği gerçeğiyle.  Keyifle okunmasını tavsiye ederim. DEMET

 

Bu ay Edward Carey’in Minik: Madam Tussaud’nun Olağanüstü Hayatı adlı kitabını okuduk. Aslında bu kitap Londra’daki Madam Tussaud müzesinin kurucusu ‘Marie’nin hayatını kendi ağzından anlatan biyografik bir roman. Bu tanım bu kitap için çok basit kaçar, hiç gerçekçi olmaz bence. Çünkü kitap bir bütün olarak çok farklı öğeler barındırıyor:

Her şeyden önce oniki yılı aşkın süredir yürüttüğümüz Kitap Kulübü’müzde bir ilkle karşılaşıyoruz: yazar hem yazıyor hem çiziyor. Roman kahramanlarını, kitapta geçen objeleri gayet profesyonelce çiziyor. Bir röportajında yazar ‘romanım bittiğinde sözlerle çizimleri evlendiriyorum’ demiş. Gerçekten de birbirine çok entegre bir sunum var tüm kitap boyunca ve bu hem kitabı zenginleştiriyor hem de okuyucuya adeta görsel bir şölen oluşturuyor.

İkinci önemli konu romanın kurgusu. Kitap, biyografik özelliği ile uyumlu şekilde kronolojik bir yapıya sahip olsa da bilhassa Paris’teki yaşamı anlatan, tarihsel olayların fonda çok etkin olduğu bölüm çok grift, bazen takibi zor, kahramanların ilişkisi düşündürücü, zorlayıcı, farklı duyguları uyandırıcı. Hatta insan olmak nasıl bir şey diye sorgulatıcı. Son bölüm Londra ise aslında Marie’nin en uzun yaşadığı bölüm, fakat yazı dili çok daha sade, net ve kısa. Fantastik öğelerin de en az olduğu bölüm. Burada bir kişi isterse, azmederse, bunun için savaşırsa neler başarabileceğini göstermesi açısından önemli.

Üçüncü dikkatimi çeken konu yazarın adeta bir psikolog gibi her bir kahramanı başka bir deyişle farklı tiplerdeki insanları incelemesi ve ustalıkla yazıya dökmesi. Ancak daha ilginç olanı o gerçek kahramanlarla onların portreleri veya heykelleri bazen öyle iç içe geçmiş ki insan adeta puslu bir camın arkasından bakıp olayları çözmeye çalışıyor. Yazar bunu bilhassa mı böyle yapmış, yoksa üslubu mu böyle bilmiyorum. Bence gerçek ve fantastik öğeleri birleştirmesindeki maharetinden ileri geliyor. Bu üslup bize acıyı, sevgiyi, aşkı, merhameti, kederi, tuhaflıkları, güzeli, çirkini vs görmemizi, duymamızı veya merak etmemizi sağlıyor. Bence bu yazı dili romanı derinleştiren, okuyucuyu sarmalayan, empati kurduran, heyecanlandıran, ‘hayat nedir’ sorusunu sorduran bir yapıya dönüşüyor.

Son olarak çeviri konusunda bazen sorguladığım yerler oldu ama genel olarak iyiydi. Bence iki -üç adet de olsa imla hataları bu güzel kitaba yakışmıyor. Yeni bir baskı yapılmadan dikkatli bir göz tekrar okumalı.

Sevgili okuyucu hem öğretici hem sürükleyici hem de bolca fantastik öğeli bir biyografi okumak isterseniz MİNİK tam isabet. Naçizane fikrimdir. LEYLA

 


22 Kasım 2021 Pazartesi

Edward Carey

 



Edward Carey, 1970 yılında Norfolk, İngiltere'de doğdu.

Her ikisi de Kraliyet Donanması subayı olan babası ve büyükbabası gibi, Pangbourne Denizcilik Koleji'ne gitti, ancak donanmaya katılmak yerine Ulusal Gençlik Tiyatrosu'na katıldı ve Hull Üniversitesi'nde drama okudu.

“Gözlemevi Köşkleri”, “Alva ve Irva: Bir Şehri Kurtaran İkizler” ve “Iremonger Üçlemesi” gibi çocuk romanlarının hepsi birçok farklı dile çevrildi ve hepsini o resimledi. Aynı zamanda bir illüstratör olan yazar her zaman hakkında yazdığı karakterleri çizdi.

Aynı zamanda oyun yazarı olan Carey’in “Somurtkan Thomas” ve “Kuşların Kaptanı” oyunları en popüler olanlarıdır. Patrick Süskind'ün “Güvercin” ve Robert Coover’ın “Pinokyo Venedik’te” romanlarını sahneye uyarladı. Romanya Ulusal Tiyatrosu ve Litvanya Vilnius Küçük Devlet Tiyatrosu için oyunlar yazdı. İngiltere'de oyunları ve uyarlamaları Young Vic Studio, Battersea Arts Centre ve Royal Opera House Studio'da yapıldı. Malezya'da “Macbeth”in bir gölge kuklası yapımında Faulty Optic Theatre of Puppets ile işbirliği yaptı.

Gençliğinde çalıştığı Madam Tussaud Müzesinin yaratıcısının hayat hikayesi olan son romanı “Minik (Little)” i bitirmesi on beş yılını aldı.

Iowa Üniversitesi'ndeki Yazarlar Atölyesi'nde ve Austin'deki Teksas Üniversitesi'ndeki Michener Merkezi ve İngilizce Bölümü'nde birçok kez yaratıcı yazarlık ve peri masalları dersleri verdi.

İngiltere, Fransa, Romanya, Litvanya, Almanya, İrlanda, Danimarka ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşadı. Son dokuz yıldır eşi yazar Elizabeth McCracken ve çocukları ile Austin, Teksas'ta yaşıyor.


Gece Yarısı Kütüphanesi

 


                                               Yazar: Matt Haig

                                               Özgün Adı: The Midnight Library

                                               Orijinal Dili: İngilizce

                                               Yayınevi: Domingo Yayınevi

                                               Çeviren: Kıvanç Güney

                                               Basım Yeri / Tarihi: İstanbul, 2021, 1.Baskı

 

 

“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider.  Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün…

Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”

Nora Seed berbat halde. Kedisi öldü. İşinden kovuldu. Abisi onunla konuşmuyor. Kimsenin ona ihtiyacı yok. Art arda alınmış kötü kararların sonucunda bir kütüphanede buluyor kendini. Zamanın hiç akmadığı bir gece yarısı kütüphanesinde, sonsuz sayıda kitabın ortasında... Kitapların her birinde Nora’nın farklı bir hayatı yazılı. Başka kararlar verseydi yaşamış olabileceği hayatlar.

Farklı kariyerler, farklı eşler, farklı arkadaşlar, farklı şehirler arasında gidip gelen Nora’nın aklı sorularla doluyor. Mutluluk sadece önemli sandığımız seçimlerde mi gizli? Yanlış giden her detayın sorumlusu gerçekten biz miyiz? Hayatı yaşanılır kılan ne? Yanlış bir karar insanın tüm hayatına mal olabilir mi?

İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden Matt Haig; Nora’nın pişmanlıklara, ihtimallere ve yeniden seçme imkânına dair çıktığı bu yolculukta, ona eşlik edecek okurlara sürükleyici ve insanın en temel sorunlarını konu alan bir kurgu sunuyor.